Ey sevdiğim, Ey canımın en derinindeki sızım,
Ey ruhumun, En kıymetli, en nadide baharım.
Nasıl anlatsam. Bu içimdeki yanan ateşi,
Kelimeler yetmez inan, Bu sevda bambaşka
Seni tanıdığım o ilk an, Bir güneş doğdu içime,
Bak şurama, tam göğsümün ortasına...
Orada biriken ne varsa, ne bir kitaba sığar ne de bir dile dökülür.
Biz hayatı bir vitrin camının arkasından izlemedik; tozunu yuttuk, çamuruna battık, ekmeğimizi taştan, sevdamızı yangından çekip çıkardık. Kimseye borçlu kalmadık bu dünyada, en çok da kendimize harcadık ömrümüzü.
Sevdik mi, hani o eski topraklar gibi sessiz ama derinden sevdik; kırıldık mı, bir dalın çatlayışı kadar içten, bir camın dağılışı kadar gürültüsüz dağıldık.
Gözlerin bir deniz, ben o denizde boğuldum,
Aşkınla yandım, kül oldum, yeniden doğuldum.
Seni sevdiğim kadar, kimse sevemez inan,
Bu aşkın şahidi, yıldızlar, ay ve cihan.
Senin için dağları deler, denizleri aşarım,
Oylum Höyük fısıldar asırlık bir tarihi,
Kilis’in taş evleri büyüler her seyyahı.
Ravanda Kalesi’nden bakarken ovalara,
Aşkın serin kokusu dökülür sevdalara!
Zeytin ağaçlarında parıldar gümüş yaprak,
Kimseden korkmaz bu yürek, dağ gibi durur,
Eğilmez başım, kimseye boyun eğmem.
Ruhumun feryadı, yankılanır yedi cihanda,
Deli kanlı bir aslanım, bu hayatta kimseye eyvallahım yok.
Benim sözüm sözdür, namusum namus,
Vay gençliğim, vay devrilen atlasım!
Kendi yasını tutan sahipsiz matemim.
Sırtımda çarmıh gibi ağır miladım,
Ne durak bulabildim ne feryadım.
Koca cihanı bir karıncaya sığdırdılar,
Bizse yıkılan o hanı seyrettik.
Zirvedeyken alkış tutan ellerin gürültüsüydü sağır eden,
Meğer herkes birer gölgeymiş, güneş tepedeyken peşimden gelen.
Soframda ekmek bölüşenler, sahte gülüşlerle içime sızanlar,
İlk rüzgarda döküldü yaprak gibi, o "asla gitmem" diyenler...
Düştüğümde anladım ki; dost dediğin, uçuruma itenmiş meğer.
Kızılırmak hırçın akar, kızıl çamuruyla döver kıyıyı,
Kırıkkale’nin o sanayi dumanı tüten yaralı bağrında.
Mühimmat fabrikalarının gölgesinde yürüdüm tek başıma,
Beni bıraktın o zalim yalnızlığın amansız kollarında!
Çeşnigir Köprüsü’nün tarihi taşlarına dayadım sırtımı,
Dupnisa Mağarası’nın gizemli derinliğinde fısıldar serin sular,
Kırklareli’nin Yıldız Dağları’nda (Istranca) rüzgar söyler meşe şarkısını.
İğneada Longoz Ormanları’nda yeşille su sarmaş dolaş olur huzurla,
Kıyıköy’ün sarp kayalıklarını döver Karadeniz’in hırçın dalgaları.
"Kırklareli’nin yeşil bağları" türküsü düşer akşamüstü dudaklara,
Bu şehir ki Trakya’nın neşesini, doğasının eşsiz güzelliğini taşır!
KIRILDI YAZAN KALEM
Mürekkep sustu bu gece, kağıt ise dilsiz bir mezar,
Sana giden yolların üzerine koca bir mühür vuruldu.
Göğsümde çırpınan o son kuşun kanatları da azar azar,
Dönüşü olmayan o uçurumun kıyısında yoruldu.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!