Dört duvar arasında nefesi daralan bir adamın feryadını dinleyin...
Yasaklı bir kasetin en ağır şarkısı gibi;
Yüreğe kor gibi düşen o simsiyah ayazla...
Gülmek benim neyime
YÜREĞİMİZDESİN BABA
Yine gece yarısı, sensizliğin sessiz çığlığı,
Saatler vuruyor, yokluğun acımasız ritmini baba.
Bizi bırakıp gitmen, kaçıncı gece, kaçıncı gün oldu?
Yüreğimize düşen ateş, tarifi olmayan bir yangın baba.
Harşit Çayı hırçın akar, köpürüp döver soğuk kayaları,
Gümüşhane’nin o sarp, o geçit vermez puslu dağlarında.
Kuşakkaya’nın heybetli gölgesi çökerken kentin üstüne,
Beni tek başıma yaktın o zalim yalnızlığın tam ortasında!
Zigana’nın sisli, karlı geçitlerinde dondu kaldı nefesim,
Seninle yürüdüm, dikenli yollarda, kan revan içinde,
Sen soktun beni, çekilmez dertlerin alemine.
Günahım da vebalim de senin omuzlarında,
Allah'ından bulasın, tez zamanda.
Seni sevmekten başka neydi günahım benim?
Yine bir Haziran sarsıyor takvimleri,
Millet telaşlı, millet neşeli, bir bayram havası sokaklarda...
Bense burada, uzakların o kimliksiz, o yabancı caddelerinde,
Ekmek kavgasının, o bitmek bilmeyen yorucu telaşın tam göbeğindeyim.
Nereden bilebilirdim baba, nereden bilebilirdim?
Tam da Babalar Günü’nün şafağında bağrıma bu kör bıçağın saplanacağını?
Bir gece yarısı, kağıdı kalemi vurdum masaya,
Şu gurbetin defterini düreyim diyorum, olmuyor...
Hangi sokağa sapsam ucu sana çıkıyor,
Hangi aynaya baksam yüzümde memleketin yorgun haritası.
Burnumun direği sızlıyor yine;
Anamın taze pişmiş ekmek kokusu düşüyor aklıma,
Cilo Dağları’nın puslu zirvelerinde dondu kaldı zaman,
Zap Suyu çağlar da döver o dar ve keskin kayalıkları.
Hakkâri’nin bu dondurucu ayazında, zifiri gece yarısı,
Beni teslim ettin bu içinden çıkılmaz, karanlık borçlara!
Sümbül Dağı’nın gölgesi düşerken kentin üzerine,
Dışarıda zamansız bir ayaz bilerken puslu dişlerini,
Zap Suyu’nun kudurmuş köpükleri döver karlı kayaları.
Ben yine yalnızlığın en dik, en uçurum kıyısında,
Tütünü ıslanmış kaçak bir cigarayla tutuşmuşum.
Aklıma düşüyor Hakkâri’nin o mağrur, o diz çökmeyen heybeti;
Hangi taşı kaldırsan bir memleket sevdası kanar,
Hangi sebep seni bu kadar acımasız kıldı?
Hangi vicdan, sevdiğini böyle yalnız bıraktı?
Hangi sevgili, ardında kanlı gözyaşları bıraktı?
Hangi seven, bu acıyı benim kadar yaşadı?
Hangi geceydi, ansızın ayaz vurdu yüzüme?
Zemheri ayazı vurur yine bu kasabanın bacasına,
Yedi koca kış geçer, ne bir konuk uğrar kapısına ne de bir ses.
O, iki yavrusunu sağ yanına alıp sol yanını ateşe veren,
Aslan burçlu, dik başlı bir kadındır;
Adına "Hanımağa" derler, başı bulutlara değen bir dağ gibidir.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!