Safranbolu konakları asırlık bir rüyadır,
Hıdırlık Tepesi’nden bakış ayrı dünyadır.
Yenice ormanları sanki saklı dergahtır,
Şeker Kanyonu dersen doğadan bir silahtır!
Arastada çekiçler ritim tutar her sabah,
Güneş bu sahipsiz şehre küsüp batarken ufukta,
Masamızda buz tutan o yarım kalmış çaylar vardı.
Dışarıda yüzümüzü bileyen zifiri bir ayaz...
Biz bu kahırlı yokuşları hep sensiz tırmandık sen herif,
Yürekte kabuk tutmayan yara, gözde bitmeyen bir niyaz.
Karaman Kalesi’nin burçlarında saklıdır Karamanoğlu’nun fermanı,
"Türkçe’den başka dil konuşulmaya" diyen Mehmet Bey’in sesi çınlar.
Mader-i Mevlana Türbesi’nde huzur bulur dergahtan geçen ruhlar,
Yunus Emre’nin "Gel görün beni aşk ne eyledi" sözü düşer toprağa.
Taşkale’nin ambar kayalarında saklanır yüzyılların nasırlı bereketi,
Bu şehir ki dilimizin, kültürümüzün ve edebin sarsılmaz kalesidir!
"Sevelim sevilelim" dermiş Yunus bu topraklarda,
Biz sevmeyi de bildik ulan, kurşun gibi vurulmayı da!
Karaman Kalesi’ne çıkıp ovaya baktığımız o akşamlar,
Cebimizdeki tek paketi paylaşırdık ölümün kıyısında.
Sertavul Geçidi’nden duman yükselirdi, yollar sarptı,
Kara topraklar aldı yavrumu benden
Gözyaşlarım sel oldu, akar derinden
Daha dün koklardım o gül yüzünü
Şimdi topraklarda ararım izini
Ah, yavrum, kuzum, nereye gittin?
Sırtında bin bir hançerin soğuk izi,
Yüzünde o hiç eksilmeyen, o derviş sabrı...
Sen ki ey Kardelen!
Zemherinin en hırçın yerinde,
"Bitti" denilen yerden filizlenen o başkaldırışın adısın.
Kars Kalesi üstünden süzülür buzlu rüzgar,
Sokakları kaplar da bembeyaz bir örtü kar.
Taş Köprü’nün üstünde durur zaman bir anlık,
Aşkın yaktığı sine bilmez hiç karanlık!
Ani Harabeleri bin yıllık bir sızıdır,
Ilgaz Dağı’nın dumanlı başından süzülür Karadeniz’in poyrazı,
Kastamonu Kalesi’nden bakınca şehre Şerife Bacı’nın hayali düşer.
İstiklal Yolu’nda kağnısıyla donarak şehit düşen o kahraman ana,
Bu kentin namusunu, bağımsızlık aşkını kazımıştır taşlara!
Nasrullah Cami’nin avlusunda Mehmet Akif’in gür sesi yankılanır,
Hunat Hatun’un taş avlusuna çöktü mü ikindi vakti,
Biz Kayseri’nin ortasında bir delikanlı destanı yazardık.
Erciyes’in tepesindeki kar gibi mağrurdu başımız,
Dostumuz için can verir, düşmanımıza meydan okurduk.
Kapalıçarşı’nın gürültüsünde, Taşhan’ın loş köşelerinde,
Erciyes’in karlı zirvesinden kopan o amansız tipi,
Kayseri’nin o tarihi, o mağrur bağrına çöker gece.
Hunat Hatun Külliyesi’nin dilsiz taşlarına dayadım sırtımı,
Beni mahkûm ettin bu devasız, bu acı heceye!
Kapalıçarşı’nın tarihi koridorlarında yürüdüm tek başıma,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!