Er kişinin işi, her kişinin harcı değildir.
Er kişi; merhametlidir, bedduâcı değildir.
Seviyor, sevmiyor
Seviyor,sevmiyor
Seviyor, sevmiyor
Papatya falı diyor ki
o seni sevmiyor
Acaba beni hep sevdiğini
Papatyam, lavantam, manolyam.
Bahârım, sabâhım, canımsın.
Menekşem, uzanmış bu kollar,
O nârin belinden de sarsın.
Paranın yüzü sıcaktır;
İki yüzü keskin bıçaktır.
Kimisinin elini,
Kimisinin de cebini yakar.
Yine bir akşam daha oldu
Birazdan Ay çıkacak gökyüzünde
Onun peşi sıra da yıldızlar
Yıldızlar doğacak göğün her yanında
Yüzlercesi hattâ binlercesi binbir parlaklıkta
Hepside sinema salonunda yerlerine oturan
Geceyi aydınlatan mehtapsın her âleme
Kalbine indi Kur'an hep kelime kelime
Aşkın karıştı ey yâr akan sevdâ selime
Rahmetsin gönüllere nur üstüne hep nursun
Şirkin karanlığını boğdun aydınlığınla
Aldım elime gönül
oltamın billurdan sapını
Savurdum onu engin
ve berrak duygu denizlerime
Sabırla bekliyorum
göz kırpan şiir akınlarını ki
İstanbul'u kanatları altına alan martılar,
Arşınlıyor mavi gökyüzünü.
Altın ışıklı sabah güneşi, anne şefkatiyle
Okşuyor İstanbul'un yüzünü.
Boğazın sularıyla oynaşan Kız Kulesini o,
Beyaz vapurlar selamlıyorken;
Bir ıslık çalar önce rüzgâr
Sonra etekleri havalanır bir kadının
Görünmeyen bir erkek midir rüzgâr?
Siz ne dersiniz?
(24 Şubat 2007/ İstanbul)
Rüzgâr ıslık çalıyor,
Bir akşam vaktinde.
Yıldızlar, bulutların üstünde dalarken uykuya;
Aydınlık gözlerini açıyor karanlığa
Sokak lambaları.
Kış mevsiminin içleri ürperten soğuğu,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!