Eylül'e Benzeyen Bir Veda
Hani, Eylül geldi diyorlar,
Geçmişin utancı, zamanın yorgun izleriyle...
İçimde bir yolculuk
İstemem, sende kalsın
gök gürültüsü gibi düşen gözyaşlarım.
İstemem, sende kalsın
kırık dökük anılarım,
Kimene!
Omuz verip dünyayı ters çeviresim,
Fakiri zengin, zengini fakir edesim,
Avuç açanın avcuna sevgi doldurasım var...
Dünya benim, hayal benim, gülüş benim, kimene!
Ben seni, kalbimi kırmazsın diye sevmiştim.
Nereden bilebilirdim ki
tuzla buz edip ellerime vereceğini…
Bir tebessüm gibi duruyordun oysa avuçlarımda,
şimdi içimde kar, fırtına, boran
""
İçimin ortasında, sönmemiş bir yangın var,
Dumanı gökyüzüne değil, içime tırmanır.
Alevi kelimelerle susar,
Her harf bir köz olur,
Öksüz kuşlar gibiyim, içimde…
Onca kalabağın içinde, yapayalnızım…
Ne yana gitsem,
Bir yanım boş, diğer yanım acıyor canım…
Paramparça, kırık dökük,
Yama yakışmayan, dikiş tutmayan,
Olmuyor işte.!
Göğüm, güneşim, sesim, sessizliğim...
Ahım, ahvalim, anlatamadığım...
Sustukça öldüğüm, konuştukça boğulduğum.
Ömür neydi?
Canının yandığı yerde ölmez miydi insan?
Bir sancı gibi sızmaz mıydı hatıralar yüreğe,
Ve gecenin koynunda yetim kalmaz mıydı dualar?
Benim ateşim yüreğimde,
söndürmek istesem de
her hamlede yeniden tutuşuyor delice…
Ne zaman sustursam içimi,
bir hatıra düşüyor kor gibi;
Oy yüreğim
Oy yüreğim derdin ne senin?
Neden durup durup yaramı deşersin?
Bilmez misin sol yanım felçlidir, istesen de konuşmaz.
Dili laldir, kulağı sağır ciğerlerine kan dolmuştur nefes almaz...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!