Ben, senin kalbinde eskimeyen bir bergüzar olmak diledim,
Hani o her bakışta ruhu tazeleyen, toz kondurulamayan emanet.
Seni sevmek; ömrümün en kıymetli mücevherini avuçlarına bırakıp,
Kendi varlığımdan geçmek, sende bir iz, bir hatıra kalmaktı.
Zamanın o hoyrat eli değmesin diye sakladım bu sevdayı,
Gökyüzünde süzülen beyaz güvercin,
Kanatları rüzgarla dans ederken,
Bir umutla uçar, sevda izlerken,
Barışın simgesi, huzurun sessizliğidir.
Gözleri derin, kalbi saf ve temiz,
Yürürken dünyada dik başla ama,
Bil ki eğilir dal, meyvesi varsa.
Sözün tartılı olsun, dilin terazi,
Bir kelime yıkar, bir söz yapar saray.
Bilmediğini sormaktan korkma,
Okumadan geçer mi bir ömür doğru?
Bilgisiz yürürsen kaybolur yolcu.
Kalem, kılıçtan da güçlüdür inan,
Bir harf öğretirse eğil baş eğlen.
Emek vermeyenden umut beklenmez,
Bilir misin, bilmek neye benzer?
Bir ışıktır — ama dokununca dağılır,
El uzatırım, kavrarım sandığım her şey
Yeni bir bilinmezliğe açılır.
Zihin bir denizdir,
Bilgi bir ışıktır, yoldaş olur sana,
Karanlık düşünce düşer arka plana.
Okudukça büyür içindeki evren,
Her harf bir anahtar, açar gizli perden.
Çalışmadan gelen başarı yalandır,
Zamanın dilsiz çarkında, bir an’a hapsolmuş cevher,
Nedir bu ten denen kafes, içindeki hangi sefer?
Düşünce; dipsiz bir kuyuya atılan sığ bir taş,
Varlık; hiçliğin kıyısında verilen o sessiz savaş.
Bakıyorum eşyaya; adı benden, tadı benden değil,
Dost gözüne kötü gelmek
Özüne sözüne ayrı düşmekle aynıdır
Özüne sözüne dönen Bilir ancak can
Yürekte olan sevda ne ağırdır
Ya hak de can gönülde aşktır canan
Bir kapı vardı içimde,
Sessiz, kapalı, ama çağıran.
Elimde ne anahtar, ne cevap —
Yalnızca arayışın kendisi.
Taşa dokundum. Soğuktu.
Henüz adının konmadığı,
Gözlerin göze değmeden hemen evvelki o dipsiz eşikteyim.
Burası, varoluşun nefesini tuttuğu,
Kelimelerin kifayetsiz kalıp havada asılı kaldığı araftır.
Zamanın büküldüğü, mekanın silindiği,
Gündüz ile gecenin birbirine sarılıp eridiği o kadim demlikteyim.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!