Düşen ilk yaprakla başlar sessizlik,
Gecenin kalbinde yankılanır bir yalnızlık.
Ruhum, suskun ağaçlar gibi
Çıplak ve solgun.
Bir zamanlar yeşermiş cümleler
Düşler tekkesinde ahraz bir çobanım,
Dilimde yanık bir türkü.
Mırıldanır dururum.
Yüreğimi burkmuş ham elmayı,
Kırağı çalmış taze goncayı,
Seni görüyorum çocuğum.
Mini minisin almışsın çantanı.
Heyecanla koşuyorsun okuluna.
Sevinip, mutlu oluyorum...
Seni görüyorum çocuğum.
Hangi garbin ocağında doğdun?
Hangi uğursuz el seni kundağına koydu?
Kulağına ne söylendi çocuk?
Benim isyanım var…
Gelmişe, geçmişe.
Bırakın çocukları,
Özgür kuşlar gibi,
Gökyüzüne salıverin.
Uçsunlar gözlerinin maviliğinde,
Alaca bulaca uçurtmalar gibi...
Çocukların hayalleri yarınlarımız...
Her dal
göğe doğru uzanmazmış meğer,
bazısı kendi içine eğilirmiş.
Benim dalım
rüzgârı suçlamadı hiç;
Gökyüzü koyu, sessiz bir örtü,
Uzaklarda bir umut saklı,
Ve ben büyülü bir müziğin notası gibi,
Dinlerim düşen damlaların sesini.
Her damla ince bir hıçkırık,
Enginlerin koynunda uyandı deniz,
binlerce yıldır taşıdığı sırları
kumlara fısıldadı.
Dalgalar,
gökyüzünün maviliğinde
sonsuz bir ezgi gibi kıyıya vurdu.
Her yara,
bir ders gibi kazındı içime.
Kimi sessizce sızladı,
kimi çığlıkla uyandırdı beni.
Güvendiğim ellerden
Artık söyleyecek sözüm yok.
Dilimin ucunda bekleyen
o solgun kelimeler
çoktan bir göç yoluna düşüp
gitti tenime değmeden.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!