“Benliğini bilen, Rabbini bilir.”
Bak kendine
ama geçip giden bir gölge gibi değil,
köklerine inerek bak,
içine eğilerek, derinleşerek bak.
Odalar dolusu sessizlik,
kırık camlardan sızan ay ışığı gibi.
Zaman,
ayak izlerini unutan bir yolda
sessizce ilerler.
Bir sabah,
karanlığımın tam kalbinde uyandım.
Duvarlar hâlâ oradaydı;
ama gölgeler,
sanki kendi ağırlıklarını
geceye bırakmıştı.
Bir su damlasıydım önce,
düşmeye hazır ama bekleyen
ne toprağa varabildim
ne göğe dönebildim.
Sonra
Karanlık sandım evvelâ,
nefsin susuşunu…
meğer gafletmiş o sessizlik,
ve hakikat
ışıksız bir secdenin üzerinde doğarmış.
Yağmur yağıyor,
ıslak kaldırımlar ayak izlerimizi yutuyor;
eski sokakların sessiz mısraları gibi,
siliniyor adımlarımız ardımızdan.
Tren rayları boyunca
Yüreğimde kaldı sözüm,
sana söyleyemedim, gittiğinden beri.
Uyan, göğe bak; yıldız çok orada,
hangisi gülüşüne denk, bil istedim.
Kalbimin en derin yerinde
Sözlerin kılı kırk yaran bir terazi de olsa,
Herkes anlamak istediği gibi anlar.
Cahile söz anlatmak,
Deveye hendek atlatmaktan güçtür.
Her davuldan aynı ses çıkmaz!
Bazen senin söylediğinin önemi yoktur.
Ben, ne garip bir adamdım,
yaz, kış güneşti bahçem,
her çiçeğe buluttan gölge yapar,
yağmurdan önce toprağına müjde taşırdım.
İncinir diye koklamazdım,
her nefesimde onun sırrı saklı kalsın isterdim.
Bir gün
her şey dağılır
ayna kırılır,
içinde baktığın yansı da gider.
Sana ne kalır?




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!