Mevsimin dalkavuğu rüzgâr,
Yetmez mi kolumu kanadımı kırdığın.
Hâlâ ne örseler durursun yanan canımı,
Dara düşmüşüm tutar mısın elimi?
Göründüğün gibi dost musun?
Benim gözlerimde silmeye yaş mı bıraktın.
Bir ıslık sesiyle başlardı günümüz,
Toz kalkardı yokuşlardan,
Sen koşardın,
Ben peşinden düşler gibi.
Saklambaçlarda zamanı unutmuştuk,
Sabah olur, Güneş doğar çocuğum,
Yine bakarız göğe doğru.
Bir kuş gelir, konar pencerene.
Öter durur...
Tohum atılır; bağa, bahçeye...
Saçların gibi başak olur,
Geldin sanmıştım dün gece,
Kapı aralığında bir ses vardı.
Gözüm perdelerde gezindi usulca,
Bir gölge süzüldü sanki ardında…
Yine aynı rüzgâr, aynı kokunla,
Yine ayrılık var,
gökyüzünden solgun bir yaprak düşüyor;
savruluyor rüzgâr bir sürgün gibi,
çürüyor, tükeniyor suskunluğumun derinliğinde.
Kalbim kırılıyor, ince bir cam misali;
Gelmeyeceğini bile bile
yine de beklesem seni,
boş kalan çay bardaklarında,
kapı her aralığında
adını duyar gibi olsam.
Şimdi yine gelsen,
Unutmak ile hatırlamak arasındayım.
Gamzeleri kış uykusuna yatmış papatya,
Köy şimdi sabahın ayazında,
Üşüyen ellerim gibi çisintili.
Çocuk ol da gel,
Yirmi üç Nisanlarda.
Senin, benim kavgam değil,
Çiçek bahçemiz olsun dünya.
Başka lisanlar konuşsak da,
Eskimiş bir hatıra gibi
düşer içime solgun bir akşam,
duvarları rutubet kokan anılarla
dolaşırım yıkık virane hanlarında.
Bir uğultu var,
Konuşamıyorum, biliyorum.
Çünkü her kelime
biraz daha derinleştiriyor yarayı.
Anlatmaya çalıştıkça
daha çok eksiliyorum.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!