Ve yol biter,
ayaklar toprağın kadim sesini dinler;
her adım, bir nefesin yankısı,
her nefes, gökyüzüne uzanan bir köprü.
Gözlerimizi kapatıyoruz,
Güneşin ilk sıcak soluğu
taş avlunun duvarlarına değdiğinde
rüzgâr başka kokular taşır artık
taze yaprak, ıslak toprak
ve uzaklardan gelen ince bir ses duyarım.
Hayat zordur, çocuğum,
Bazı gidişlerin dönüşü olmaz.
Umutla bakarsın uzaklara...
Kızıl bulutların uykusuz şafağında,
Yorgun kuşlar gelir, geçer,
Kanatlarında gözyaşı taşır.
Kimse bilmez
bir cemre de insanın içine düşer.
Ne göğe, ne toprağa,
ne de suya…
Sadece kalbine.
Adını koyamazsın,
Gönlümde yanık bir nağmeydin,
Sevdan içimi ısıtan bir güneşti.
Şimdi yollarımda kar var,
Kışa kaldım dost bildiğim.
Bir zaman gülüşünle ısınırdım,
Allah’ım,
bir çocuğun gülüşünü
bu kadar çok özleyecek kadar
kirlenmişse dünya,
temizle içimizi.
Her söz bir niyet,
Her niyet bir yol olur bazen.
Sessizce açılır göğe eller,
Görünmez ama hissedilir derinden.
Ne süs gerek duaya,
İçimde ağlayan bir nehir var,
bir damla rahmetin yok!
Yağarsın diye bekledim durdum.
Vefasızlığından dün kuşlar sustu,
şimdi ben susarım.
Gün kırılırken yorgun ufukta,
gölgeler sessizce süzülüyor üzerimden.
Bir zamanlar ışığa uzanan ellerim,
şimdi rüzgârda savrulan yaprak gibi kırılgan.
Sessizlik sarıyor adımlarımı,
Koşmadım artık,
bir adım bile atmadım.
Çünkü
yol yürünmek istemedi
beni seyre daldı.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!