Bir söz vardı dilimin ucunda,
Kırılırsın diye sustum.
Gözlerin bir başka konuşurdu,
Ama bakamadım... Diyemedik.
Bir gülüşten medet umduk,
Ben yürüdüm…
Kırılarak,
susarak,
bekleyerek
ve içimdeki her fısıltıyla savaşarak.
Şafak söktü,
güneşin ilk gülüşü
toprağın alnına düştü.
Çiy damlaları,
gökyüzünden kopmuş inciler gibi
yaprakların avuçlarında parıldadı.
Sabah gelmedi bu defa,
gökyüzü alabildiğine suskun.
Yankılanmıyor kuş sesleri,
sadece rüzgârın hafif bir sesi var.
Gölgeler uzuyor,
Yaprakları düştükçe ağaç üzülüyordu,
ne teselli vardı rüzgârda,
ne bahar vaadi.
Her düşen yaprakla biraz daha yalnız kalıyordu.
Toprak suskundu,
Dokunma,
çünkü ellerin iyi gelir
ve ben iyileşmek istemiyorum artık.
Alıştım bu yangına
dizlerimde kabuk,
göğsümde küllenmiş bir çığlık.
dokunma,
çünkü kendimde değilim artık.
bir bakışınla bile
yıkılırım belki.
öylece duruyorum
Bir gölge geçer penceremden,
Adını fısıldar rüzgâr gibi.
Kapım aralıktır hâlâ sana,
Dönmeyeceğini bile bile...
Zamanla sustum,
zaman, yere düşmüş bir iğne
kimsenin eğilip almadığı
bir çınarın iç çekişinde asılıyım
dal, yaprağını hatırlamıyor artık
Cam buğusuna adını yazdım
Kırık saatlerin içinde
kaybolmuş zamanın parçaları
dokunmadığım anılar
sessizce yankılanıyor boşlukta
Gölgeler uzuyor odanın köşelerinde




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!