Osmanlı döneminde bir kadının maddi ve manevi temizliğini betimlemek için;
"Eteğinde namaz kılınacak kadın" tabiri kullanılırmış .. günümüzde bırakın evinde eteğinde namaz kılınacak kadın bulmayı... Elinden su içilecek kadın bulmak bile neredeyse imkansız hale geldi...
Ya besmelesiz tutuyorlar bardağı..Yada gusülsüz çiğniyorlar toprağı..
Öyle işte...
Ortak bir dil lazım dünyaya..
Sadece sevgiyi ve iyiliği anlatan...
İnsana yaradılış gayesini hatırlatan..
Birleştiren, bütünleyen, cana can katan...
Yeni bir bilinç lazım insana...
Ömür,,
İç çekerek sustuğumuz 'Hiç' ler, yaşayamadığımız
'keşke'ler..
Yaşadığımız 'neyse'ler..
İçimizde tuttuğumuz 'ÖYLE İŞTE' leride barındıran nefes sarmalıdır..
Milyonlarca sese söze maruz kalırsın..
ama sen,
Yalnızca birini duyduğunda aptallaşırsın...
Elin ayağın birbirine dolanır..
Çocuklaşırsın..
Ne diyordu şair;
Ne çok oyuncağımız var demi..Bir aylık bebekten, 97 yaşına kadar her yaş grubuna uygun oyuncak mevcut bu çağda..
Peki neydi oyuncak..
Bizi oyalayan, susturan, tatmin eden herşeyin adı oyuncaktır aslında...
Kimimizin oyuncağı makyaj çantası..kendimizi palyaço gibi boyayıp halden hale sokuyoruz..sonra çevremizden alkış ve övgü bekliyoruz..tıpkı palyaço gibi...
Kimimizinki paramız ve işimiz..sanki kankalarımızla "bankada para nasıl biriktirilir" oynuyoruz.
Öz bakar, Gönül görür... Sen görmeyi gözden mi sandın...
Kalp konuşur dil söyler...
Sen sözleri sesten mi sandın...
Öz düşünür beyin işler..
Sen bilmeyi senden mi sandın..
Rabbin sever,kalbin akar....
İnsanlar altmış yaşına kadar tüm mesailerini etiket toplamak için harcarlarlar.. Bütün hayatlarını "Elalem ne der" terör örgütü için ziyan ederler..
"güzel, başarılı, bakımlı, entel dantel v.s.." desinler diye kılıktan kılığa girerler... Topladıkları tüm etiketler ise ölümle birlikte yıkanır, paklanır..İnsan Allahın huzuruna pir-u pak gider..Vasıfsız, sıfatsız, ünvansız gider..Yani 360'ı tamamlar, sıfır noktasına geri döner...Musalla taşına yatırıldığında ise doğarken kendisine ebeveynleri tarafından verilen ismi bile kalmaz..."Er kişi niyetine" denir...Ve ebediyete uğurlanır..
özgür insan, kendisini bu kuruntulardan kurtarmış, etiket peşinde koşmayan, kendisinin ve kollektifin iyiliği için yaşayan insandır...Öz-gür insan özü gürleyen insandır..Bilirsiniz, gök gürültüsünün topraktaki tohumları çatlatmak gibi bir görevi vardır...işte özü gürleyen insan böyledir... Onun suskunluğu bile, insanların beden toprağında gömülü olan tohumları çatlatmaya muktedirdir... Bu insan bilir ki;
Seven iki gönül arasındaki uzaklığı;
Eyüp Sultan'a sorsanız; İstanbul..
Fuzuliy'e sorsanız; Âşk...
Veysel Karani'ye sorsanız; gurbet...
Mevlana'ya sorsanız;Şems.. derdi belki…
Bir ömür boyu özlermi insan...
Özlermiş...
Sesini, sözünü,Özünü..
Elini, yüzünü,gözünü...
En çokta gülüşünü özlermiş insan...
Ne diyor Oğuz Atay;
Padişah mücevherata düşkün biriymiş..Takı takmayı sever...Kendi takılarını kendisi yapar... takıyı yaptıktan sonrada ona doya doya bakarmış...parmağındada kendisinin nakışladığı , kıymetli, paha biçilmez bir yüzük varmış... Padişah bir gün
divanda olanlara:
" Bu yüzükten daha kıymetli başka birşey var mıdır." diye sormuş... Orada bulunanlar;
"hayır yoktur sultanım" diye cevap vermişler....




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!