Mekke müslümanlar tarafından fethedilir.. Müslümanlara zulmeden büyük baş müşrikler öldürüleceğim korkusuyla çil yavrusu gibi sağa sola kaçışırlar..Özellikle altı müşrik için ölüm kararı çıkartılmıştır...Bunlardan biride Ebu Cehilin oğlu İkrime'dir...ikrime tası tarağı toplar...Yemene kaçmak için hazırlık yapar.. Tüm bunlar yaşanırken, İkrimenin karısı efendimizin huzuruna çıkar..Ve eşini affetmesini rica eder... İkrime Müslümanlara çok büyük zulumler etmiştir... Kendisi savaşma hususunda çok başarılı olduğu için, müşriklerin müslümanlara karşı açtığı tüm savaşlarda öncülük etmiştir...Bu yüzdende müşrikler ona süvari yakıştırması yapmaktadır... Hatta birkaç defa efendimiz;
"Ondan çektiğimi babasından çekmedim" diye serzenişte bulunmuştur...Buna rağmen
Efendimiz, Müslüman olduğu takdirde onu affedeceğini söyler..ikrimenin karısı, eşini yemene gidecek olan bir gemide bulur...Ona; müslüman olduğu taktirde efendimizin onu affedeceğini müjdeler..İkrime gemiden iner... Müslüman olmak için efendimizin yanına gider...Bu esnada efendimiz kabededir.. Yanındada ashabı vardır... Uzaktan doğru ikrimenin oeaya doğru geldiğini görünce yanındakilere,
"Sakın ha ona kötü davranışta bulunmayın... babasından bahsedip utandırmayın" diye buyurur..Nitekim ikrime efendimizin yanına yanaşır...tam selam verecektirkiefendimiz ona;
"HOŞGELDİN GÖÇMEN SÜVARİ" diye hitapta bulunur..
İkrime daha sonraki anılarında;
Önceden mesaj yoktu mektuplar vardı... İnsanlar birbirinin hayatına Bir tık'la girip, bir tıkla çıkmazdı.. edeple girip, edeple çıkardı...
Mektup, değildi gelip giden aslında..Duygulardı..Aşklardı..Umutlardı..
"Yüreğim yanıyor" denilmezdi mesela..Ayıptı..Utanılırdı...Mektubun kenarı yakılırdı...O yanık köşe,dile gelir; muhataba her şeyi anlatırdı...
"Özledim" denilmezdi mesela...Utanılırdı..
Eskiden merdaneli makinalar vardı...Suyu içine doldururdunuz...deterjanı katardınız..içinede kirlileri atardınız..Makina bir sağa bir sola dönerdi..Dönerkende çamaşırlar birbirine karışır... makinanın içinde girdap oluşurdu.. evin hanımı çamaşırın tam karıştığına ve yıkandığına itimat ettiği an çamaşırı tek tek makineden alır sıkma bölmesinden geçirir çamaşırlar tek tek arkaya düşerdi.. daha sonra hortum açılır.. kirli su makinenin yan tarafından boşaltılır... Yeniden temiz su doldurulur... Çamaşırlar yeniden makineye atılır... makinenin içinde yeniden girdap oluşur...Yeniden sıkma işlemi...ve durulama işlemi gerçekleşirdi.. tabii o dönemde az çamaşırımız olduğu için... çamaşır yıkamak meşakkatli bir iş olduğu için... ve annemizi yorup üzmemek için, az kirlenir..az kirletirdik... Sonra devir değişti... yeni nesil çamaşır makineleri icat oldu... çamaşır makinalarının devir (dönüş) hızı arttı... Daha fazla kirlenir ve daha fazla kirletir hale geldik.. çamaşırlarımız Daha hızlı devirle, Daha fazla girdaba ve çalkalanmaya maruz kalarak temizleniyor artık...
İşte şu anda dünyada aynı bu durum gerçekleşiyor.....İnsanoğlu olarak çok Kirlendik..Çok fazla kirlettik....Yüzüne bakılmaz..içine girilmez hale geldik.. önceki insanlar rablerini üzmemek için, kirlenmemeye ve kirletmemeye Özen gösterir.. daha az kirlenir...Dolayısıyla daha düşük hızda girdaplara..Daha düşük fazda elektriğe...yani frekansı daha düşük acılara maruz kalırdı....şimdi ise durum çok farklı.. artık insanoğlu olarak çok bencilleştik... Çok fazla kirleniyor... Çok fazla kirletiyor... Ve bunu yaparken hiçbir şekilde rabbimizi üzmekten ve onu incitmekten korkmuyoruz.. önceden çamurla sütle yoğurtla yemek lekeleri ile kirleniyorduk..Şimdi çay kahve çimen ve çikolata lekeleriyle kirleniyoruz...Yani günahlarımızın şekli ve yoğunluğu değişti...dolayısıyla hepimize yüksek devirli bir otomatik makina seansı şart oldu...Girdaplarla ve çalkantılarla boğuşmak üzerimize farz oldu..Temizlenebilmemiz için..Ve yeniden o eski halimize dönebilmemiz için girdaplarla boğuşacağız...Su ve sabun yutacağız...silindirlerin arasından geçeceğiz..Başımız dönecek...midemiz bulanacak...kirlerimizi kusacağız.
Ama en nihayetinde temizleneceğiz... İşte yaşadığımız depremler seller doğal afetler.. hastalıklar.. üzerimize tufan gibi gelen maddi manevi sıkıntılar hep bu yüzden... Ev sahibi bizi temizlemek için bir çaba içerisinde.. tabii bunu idrak edebilene..
Evet.. dünyadaki bilinçler değişiyor ve temizleniyor.. yaşanılan tüm girdaplar ve çalkantılar hep bu yüzden..Sakin olun..Ve kendinizi ev sahibinin kollarına bırakın...Makina ne kadar haşin dönerse dönsün...Sizi sıkan silindirler ne kadar sert olursa olsun...O makinanın içinden çıkacağınız muhakkak..Yeterki inatçı kirleriniz olmasın...Çünkü eskiden kiri çıkmayan çamaşırlar makinadan sonra ateş üzerinde fongur fongur kaynayan kazana atılır...kiri çıkana kadar kaynatılırdı..şimdi ise yine kiri çıkmayan inatçı çamaşırlar,makinanın kazanında 95 derecede kaynar suda yıkanıyor....Fakat en nihayetinde, çamaşırların hiçbiri kazanda ebediyyen bırakılmıyor..Asılıyor..Sonra mı...Sonra ver elini rüzgar ve gökyüzü ...
Ben insanın merhametlisini severim..
Halden anlayanını..
Söylemeden yapanını..,
Karanlıkta hapşırırken bile ağzını kapatanını
Severim!.
Hakkınızı helal etmediğiniz ve razı olmadığınız.. duygusal olarak içeriden veya dışarıdan çatışma halinde olduğunuz tek bir kul dahi olmuş olsa, bir üst tekamül basamağına çıkamıyorsunuz.. Çünkü tekamül basamağı demek, rıza gösterme basamağı demekle eş değerdir... Efendimiz bir hadisi şerifinde;
" merhamet etmeyene merhamet olunmaz" buyurmuştur..kişi affettiği ölçüde, Allah katında değerlenir ve affedilir...Kişi büyük haklarından vazgeçtiğinde, ve karşısındakine hakkını helal ettiğinde, Allah onun büyük günahlarını affeder..ve kişiyi o günahlardan temizler..Kişi hakkını helal edince hakkından vazgeçmiş olmaz..Sadece akibeti Allaha havale etmiş olur...Bildiğiniz gibi, mutmainnne basamağı, kalbin tamamen özgürleştiği ve mutmain olduğu makamdır.. bir kalbin mutmain olabilmesi için, dünyadaki her şeyden özgürleşmesi gerekir..kişinin dünyadan ve dünyalıktan özgürleşmesi gerekir...Peki soruyorum...Dikenli bir teelin altından, karşı tarafa geçerken eteği tele takılmış olan kişi, karşı tarafa geçip, yoluna devam etme hususunda özgürmüdür...Hayır değildir...önce eteğini o takılan telden kurtarması gerekir değilmi...işte, tekamül basamakları geçiş kapılarıdır...onların altından geçip, bir diğer güzergaha ilerleyebilmeniz için, sizi o bölgeye bağlayan tüm etkenlerden kurtulmanız şarttır...Kul hakkı meseleside böyledir..Bu işi dünyadayken temizleyen...ve hakkından vazgeçen insan asla kaybetmez...Muhakkak kazanır... Gelelim Hakka girmiş kişinin durumuna....üzerinde hak olan kişi, gidip,karşı tarafın hakkını iade edecek...zararı telafi edecek...edemeyecek durumdaysada karşısındakine durumu izah edecek...özür dileyecek... helallik isteyecek... Üzerinde hak olan kimse,, yine de hakkını helal etmiyorsa, bu durumu da Allah görecektir..En azından kişinin bir gayret içinde olduğunu görecektir.... hiçbir şey boşuna gitmez....Hakkına girilmiş olan insan vefat ettiyse, kişi, o kişinin adına sadakalar verecek.. hak, iade edilebilecek şekilde maddi bir şeyse, durum o kişinin geride kalan çoluk çocuğuna izah edilecek... ölen kişinin varislerine iade edilecek..kul Allah'tan af dileyecek...Ve affedilmeyi bekleyecek... ama asla tövbeden vazgeçmeyecek..
Hakkına girilmiş olan kimse ise, Allah'ın rızasını kazanmak için, onun kulunu affedecek ve yoluna devam edecek....Bu işler böyle ilerliyor....Bilin... Ona göre hareket edin...
Bildiğiniz gibi mutmainne basamağından sonra Raziye makamı gelir..Burada kul, Allahtan razı olur..Daha sonra marziye makamı gelir... Burada da Allah kulundan razı olur.. yani her basamağın özünde razılık vardır.. önce kul her şeyden ve herkesten Allah rızası için razı olacak.. Allahu Teala kulun bu gayretini görecek..Ve nihayetinde oda kulundan razı olacak... Önce kul kendi üzerindeki haklarından Allah rızası için vazgeçecek ki, Allahu Teala da kulunun üzerindeki haklarından vazgeçsin... Kul, ne kadar büyük hakkından vazgeçerse, Allah katında o kadar büyük makamlar elde etme şansına sahip olur... Düşünsenize... Kul, bir haksızlığa uğruyor... Buna rağmen rabbine dönüyor..Ve;
"Rabbim, Ben senin rızan için Tüm haklarımı helal ediyorum... Ve karşımdakini affediyorum... Sen de affet" diyor...Allahın hoşnutluğunu varın... siz düşünün...Haaa..illede kısas diye tutturursanız, O da sizin bileceğiniz iş...Şunu bilinki, Allahında kısas hakkı vardır..Siz nasıl ki haklarınızdan Allah rızası için vazgeçmeyip, kısas isteme hakkına sahipseniz, Allahu Tealada kısas isteme hakkına sahiptir...Terazi onun elinde... Sırat köprüsünü geçmek için denge şarttır..Siz kulunun bir kefesindeki size ait günahını alıp, çöpe atarsanız, Allahu Teala da sizin günah kefenizdeki hakkını alır....çöpe atar...Kalem şimdi sizin elinizde..ister kırın atın.... Yolunuza devam edin... İsterseniz de hayatınızın sonuna kadar, üzerinizdeki kul hakkını yazın durun.
Hem mert, hem de dilsizdir bazı yürekler..
Kızar söylemez..
Küser söylemez..
Üzülür beli etmez..
Ama bir kere kırıldı mı,
Tamir etmeye özür de yetmez..ömür de yetmez..
Yahudi inancına göre, onların beklediği mesihin gelme alameti, İstanbulu işgal altından kurtaracak olmasıdır..Yani birileri gelip İstanbulu işgal edecek...Ve onların beklediği mesih, bu işgal ordusunun karşısına çıkıp, onları durduracak... İstanbulu işgalden kurtaracak.. Böylece yahudiler, kurtarıcının Mesih olduğunu anlamış olacaklar..İnançları bunu gerektiriyor...
Evet...Yahudiler bekledikleri mesihin gelip gelmediğini anlamak için daha önce bir kez Rusları İstanbul üzerine yürüttürdüler..Ruslar, o zaman bugünkü yeşilköy sınırına kadar geldiler..Karşılarında onları durduracak bir ordumuz bulunmamasına rağmen, orada bir müddet bekleyip, hiçbir gerekçe sunmadan geri döndüler...Rusların Yeşilköy önlerine kadar gelip, İstanbulu işgal etmeden geri dönmesini şimdiye kadar hiç kimse sorgulamamıştır.. Ama durum budur...Rus ordusunun karşısına hiç kimse çıkıp, savaşmayınca ,bekledikleri kişinin gelmediğini anladılar..ve rus ordusunu geri gönderdiler...
Buradan uyarmayı borç biliyorum ki; yine gelecekler...yine İstanbul için bir işgal girişimi hazırlayacaklar..Yine İstanbulu işgal etmeye kalkışacaklar..Çünkü dünya yönetimini elinde tutan yahudilerin bir mesih beklentisi var...Ve yine İstanbulun üzerine ordu salacaklar...Bekledikleri mesihin bu yüzyılda gelip gelmediğini anlamaya çalışacaklar...Tuhaf ve muamma olan şey şudurki, yahudilere göre onlara vaad edilmiş toprak, doğuda olmasına karşın, bekledikleri mesih, onlara vaad edilmiş toprakları değil... İstanbulu işgalden kurtaracak olması...Ve yine tuhaf olan bir diğer şeyde şudurki; onların çizdiği tüm haritalarda İstanbul, özerk bir yapı olarak gösterilmektedir ..Hatta İstanbuldan bahsederken, İstanbul hükümeti olarak bahsetmekteler...Buda bize gösteriyorki, plan içinde plan..iş içinde iş var...
Bekleyip görcez bakalım....Mevla görelim neyler..neylersr güzel eyler...
Felanca hocanın nefesiyle, filanca metafizik veya danışmanlık kursunun sertifikasıyla...Felanca şifacının ve spiratüalistin verdiği seminerlerle kalp gözü açılmaz..şifacı olunmaz...spiratüalist olunmaz ..hoca olunmaz.. hacı abi....Bunun adı şarlatanlıktır... Eğer kalp gözü, öyle bir iki dokunuşla açılacak olsaydı,bir iki gizemli bilgiyle açılacak olsaydı...bir iki cinin yardımıyla olsaydı, Yunus Emre tapduk Emre'nin kapısında yirmi yıl kölelik yapmazdı... Onun rızasını kazanmaya çalışmazdı... Yüzlerce evliya terki Diyar edip, onlarca yıl,ilim almak için vilayet vilayet dolaşmazdı... Son yıllarda insanların içine düştüğü boşluktan faydalanmak isteyen bir takım şarlatanlar, öğrendikleri birkaç gizemli cümle veya bilgi ile insanları kandırmaya devam ediyor... Ya da cinlerle uğraşan birkaç müptezel, yanına sokulan danışanlarına cin musallat ederek, onları erdiklerine inandırıyor...
Yapmayın... Böyle insanlara inanmayın... Kur'an-ı Kerim'den ve efendimizin sünnetlerinden ayrılmayın... Cennet ucuz değil...cehennem lüzumsuz değil... Öyle beslenme ile falan, iyot miyot kullanarak kalp gözünüzü açamazsınız...Ne zamanki İyilikleriniz kötülüklerinize şiddetle baskın gelir...ve Allahta dilerse, ve Allah ol derse işte o zaman kalp gözünüz açılır... Bunun dışında hiçbir bilgiye ve hiç kimseye inanmayın...Siz bu dünyaya kalp gözünüzü açmak için gelmediniz... Her halükarda iyilik yapmak için ve iyi biri olmak için geldiniz.... Allah'a kulluk yapmak için geldiniz... Bırakın Onun bunun peşine takılmayı... farzlardan ve sünnetlerden ayrılmayın..Geçmiş evliyaların kitaplarından faydalanın.. Kur'an okumak Allah'la konuşmak gibidir... evliyaların eserlerini okumak onlarla konuşmak gibidir.. iyilikten ve doğruluktan ayrılmayın..Çalışarak kazanmaya gayret edin..Çünkü bedava peynir fare kapanında olur..bu dediklerimi yapın.. gerisini Allah'a bırakın...Şarlatanlara değil..
Bu uyarıyı sıradan biri olarak yapmıyorum... Bilerek ve bazı şeyleri tecrübe ederek öğrenmiş yazıyorum...
Bu dediklerimin dışında, kalp gözünüzü açmak için farklı yollara saparsanız, kalp gözünüzü açamazsınız..Ya şarlatanlara ekmek kapısı olursunuz... Ya da cinci olup çıkarsınız
"Neye nasıl bakarsan, oda sana öyle bakar" demiş mevlana...
Hakka güzel bakki oda sana öyle baksın...
Sözü güzel söyleki, sözde seni güzel söylesin...
Güzel insanları diline dolaki, güzel insanların enerjiside seni sarsın dolasın...
Kalbini güzelleştirki, kalbinde yüzünü ve özünü güzelleştirsin...
Sende geçmeli mevsimlerim...
Sende çiçek açmalı ağaçlarım...
Ey yoluna dua'lar,
Sürdüğüm yâr..
Arş'ta asılı kalmış,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!