İstanbul emanetullahtır..Allah İstanbul'u sevdiğine değil, hakedene emanet eder..Bırakın zahirden görüneni..Bâtına bakın...İstanbul'un fethinin altında yatan bâtini sebep, hakediştir...Rumlar azgınlıkta, fitnede, adaletsizlikte zirveyi görünce, Allah emanetini onlardan alıp, biz müslümanlara vermiştir..Bizde azgınlıkta, adaletsizlikte,Fitnede, huzursuzlukta, şükürsüzlükte,şeriatsizlikte zirveyi görürsek, bizden alıp,bizden daha fazla hakedene teslim eder..Bu yüzden tüm oyunlar bu coğrafya üzerine oynanıyor...Bu yüzden tüm planlar Türkiye üzerine yapılıyor..
Eğerki evliyalar ve peygamberler şehri İstanbul çiğnenirse, yukarıda saydığımız günahların işlenmesi için, karınca misali çalışan herkes vebal altına girer..Akıllı olun...Kendinize gelin ..Dağılmayın, toplanın..Ayrışmayın birleşin..Kini öfkeyi garezi bir kenara bırakın.. Allah'ın ipine sımsıkı tutunun..
Aksi takdirde hem aklınızı hem topraklarınızı alırlar..Haberiniz olmaz...
Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'a girişini hatırlayın... Sultan Mehmet İstanbul'a girdikten sonra, genel af çıkartmış, tüm tutukluları serbest bırakmıştı... Fakat iki papaz zindandan çıkmak istememişti...
Evet...bu papazlar, eski Bizans İmparatoru'nu, adaletsizlikleri ve halka yapılan zulümler konusunda uyarmış, bu adaletsizlik devam ederse devletin yıkılacağını söyledikleri için hapsedilmişlerdi... Sultan Mehmet'in affından sonra bahsi geçen bu iki papaz,
"Böyle adaletsiz bir dünyada yaşamak yerine, zindanda kalmak daha iyidir" diyerek özgür kalmayı reddetmişti... Durumu öğrenen Fatih, papazları huzuruna çağırarak onlara: "İslam adaletinin tatbik edildiği memleketimizi gezin.. Müslüman halkın ve kadıların davalarını dinleyin... Eğer bizde de aynı adaletsizliği görürseniz gelip bana bildirin ve istediğiniz gibi zindana dönün..." demiş, Osmanlı ülkesini gezen ve adaleti bizzat gözlemleyen papazlar, gördükleri hakkaniyet karşısında durumdan hoşnut olmuş ve zindandan çıkmayı kabul etmişti.. fakat Sultan mehmet'e de;
İstanbul Çift kıblesi olan bir şehirdir...
Yönünüzü Kıbleye döndüğünüzde aynı anda kıblegahınız hem
Mescidi Aksa olur..Hemde kabei muazzama olur...İşte 3 Muazzam şehrin kaderlerini birleştiren en büyük püf nokta budur...
Ayrıca bu üç kadim şehir aynı ley hattı üzerindedir..
Ley hatları dünyayı çepe çevre saran manyetik alan çizgileridir...manyetik alan noktalarını birbirine bağlayan hatlardır...ve tarihteki insanlar sanki sözleşmiş gibi bütün eski kutsal yapıları,mabedleri ,tapınakları hep bu hatlar üzerine inşa etmişlerdir... ley hatları ve mimari birbiri ile uyumlu halde kullanıldığında bir yıldız kapısı oluşturmaktadır... Bu kapı farklı boyutlara geçilmesine izin vermektedir...
İyi olmak kolaydır..Sui Zan-etmezsin..plan yapmazsın..kafanda kurmazsın..
Değiştirmeye çalışmazsın...Herkesi ve herşeyi olduğu gibi kabul edersin...
İncitmezsin acıtmazsın... paylaşırsın..biriktirmezsin..üst üste yığmazsın...
Yargılamazsın..Arkasından konuşmazsın..
Değer verirsin..korursun..kollarsın...
Ama ilahlaştırmazsında..
İyi ve kötü.. Hayır ve şer kavramı sadece ruhu uyanmamış insanlar için vardır... Bu insanlar sürekli olarak şikayet edecek birşeyler veya birilerini bulurlar..... ve sürekli olarak zandadırlar... Ruhu uyandırılmış insanlar için ise, iyi veya kötü, hayır veya şer diye bir ayrım yoktur... Her şey merkezindedir.. ve her şey yaşanması gerektiği zamanda, yaşanması gerektiği gibi yaşanmaktadır...Bu insanlar için Suçlu yoktur... Masum da yoktur.. tüm fiillerin arkasında Allah'ın eli vardır.. yani fail Allah'tır... onlar için, sevip okşayan da haktır... enseye tokat atan da haktır... Dolayısıyla bu insanlar için şikayet diye bir şey söz konusu değildir.. sebepler ve sonuçlar vardır.. tüm fiillerin, failinin hak olduğu bilindiği için de, Huzur vardır...
Yeryüzündeki insanların %90'ı Bunu bilmez ama; İnsanoğlu, Henüz bu dünyadayken cennete veya cehenneme girer... Ahret aleminde Cennet veya cehennem, bir mekanken, dünya aleminde Cennet veya cehennem, idrakta tezahür eder... Yeryüzündeyken cennete giremeyen, ahret aleminde cennete giremez....
Bu yüzden naçizane tavsiyem;
Henüz dünyadayken ölünüz... Tüm kinlerinizi nefretlerinizi zanlarınızı ve şikayetlerinizi nefsinizle birlikte gömünüz...
İzin ver,bir nefes alımlık seni göreyim..
Saçlarından kaderime kafes öreyim..
Gece gündüz gözlerine ağlar salayım..
İzin ver,nefesinde nefes alayım..
İzin ver, cemre olup sana düşeyim..
İzin ver toprağına tohum saçayım..
Kaba demir, kızgın ateşe sokulmadan şekillendirilemez..Hamur ateş görmeyince ekmek olup, yenilecek hale gelemez...Çivi, tepesine defalarca darbe yemeyince görevini yerine getirmiş olmaz ..Davul, tokmak yemedikçe ses veremez...Cam, ateşte yanmayınca şekil alamaz..Bez, makas görmeyince,iğne yemeyince entari olamaz..Hızar görmeyen ağaç, mobilya olamaz.. Velhaslı kelam;
Her nesnenin..Canlı cansız her varlığın bir "çile yolu " vardır..Çünkü her varlık, seyri sülükünü tamamlamak, ve Allaha varmak için yaratılmıştır..Çünkü dönüş onadır...Kişiler, çile yolu denince;, medreselerde bir şeyhe intisab eden dervişlerin, kırk gün boyunca yemeyip içmeyip uyumayıp, kendilerini Allaha adamalarını anımsarlar... Bu bilgi nispeten doğrudur ama tam olarak doğru değildir... Çünkü herkesin medreseye gitme gibi bir durumu söz konusu olamaz..İşte bu yüzden, Allahu teala kullarını, kendi yaşam alanlarında çile yoluna sokar...Kişi, "dert çekiyorum" zanneder...Fakat yaşadığı şey,çile yolunda ilerlemektir...Ne zamanki kişi, bu yolu tamamlar ve geri döner... O saatten sonra kişi ikinci bir hayata başlar...
Unutmayalımki;
Çektiğimiz çileler, ruhu sultaninin, beden ülkesinde hâkimiyetini sağlamak için Allahu tealanın yolumuz üzerine kurduğu düzeneklerdir...pişmemiz için yaktığı ateşlerdir...şekil almamız için başımıza sertçe vurmalarıdır...şikayet etmeyelim....Zevk içinde pişmeye bakalım...Bilelimki; muhakkak ateş gördükten sonra suyuda göreceğiz..akabinde yeni şeklimizi alacağız...Dünya bir medresedir..Kaderimiz ve kaderimizi geçirdiğimiz yer,bizim çilehanemizdir...çektiğimiz dertlerimiz ise çile yolumuzdur..
Derdimizi sevelimki, derdin sahibide bizi sevsin...
Kaç okka cennet eder yüreğin...
Kaç kamyon sevabın bedelisin..
Kaç sırat daha geçmem gerek,
Kaç bin ömrün ederisin..
Kaç tane çöl aşmalı,
kaç yaşına gelirse gelsin.. ne kadar variyeti olursa olsun.. oturacak evi olsun...hatırı sayılır bir maaş olsun.. arabası olsun... Yazlığı ayrı olsun kışlığı ayrı olsun...isterse dünyanın sayılı zenginleri arasında olsun....yinede insanoğlu "çocuklarımın rızkı için koşturuyorum" diye kendisini avutup kandırır... Bir ömrü bu şekilde harcar bitirir de, kazandığını rızık zanneder ....Oysaki rızık insanın kazandığı değildir...Yediğidir...içtiğidir...o gün üzerine giydiğidir..sağlığıdır...sıhhatidir... temiz kalbidir...Temiz arkadaşlardır...iyi komşudur... İyi bir eş... sağlıklı sıhhatli, imanlı yetiştirdiği çocuklarıdır... ibadet yapmaya izin verilmesidir.... Ama insanoğlu bunların hiçbirini rızık olarak görmez.... Onun için, rızık gün içinde kazandığı paradır... Bu yüzden gün boyu at gibi koşturur... Karınca gibi biriktirir... Kazandığını yemeden de göçüp gider...Bakın kuranı kerim, Adiyat suresinde insanın hâlini nasıl anlatmış..Ve karnı doysa da gözü doymak bilmeyen insanoğlunu nasıl özetlemiş.....
Bismillahirrahmanirrahim
1-) Andolsun o nefesleri zorlanarak koşan..
2-) (Koşuşurken hırsından, öfkesinden tırnaklarını yere) çakıp ateş çıkaranlara.
Kâinatı bir bilgisayar olarak tasavvur edin...Evrensel Kader...Yani külli kader bu bilgisayara takılan.. yazılımı tamamlanmış...kurgusu hazırlanmış..Figüranları, baş rol oyuncuları ve sahne tasarımı yapılıp, bu CD'ye aktarılmış oyundur...Oyunun başı ve sonu bellidir..Sahne bellidir...Oyunda başrolü oynayacak oyuncuların özellikleri bellidir...iyiler ve kötüler bellidir...Yani herkesin bu oyundaki rolü bellidir..Oyun yedi levelden..Yani yedi mertebeden oluşmaktadır..Yedi level nefsin yedi mertebesini temsil etmektedir....Oyunun içindeki herkes bu oyundaki, rolünün hakkını vermekle..ve oyunu bir sonraki levele yükseltmekle mükelleftir..Ve herkes, oyunda sahneye çıkmak için, sırasının kendisine gelmesini...oynayacağı sahnenin gelmesini beklemektedir..Sahne sırası kendisine geldiğinde insanın dünyevi bedensel doğumu gerçekleşir..Ve insan Dünya denen oyun sahnesine... birinci level'a düşer..Bu level birinci leveldir.. hem en kolay level...hemde en tehlikeli leveldir.. Çünkü bu levelde, öğrenilecek bilgiler, edinilecek terbiye insanın ileriki levellerda rolünü nasıl oynayacağını belirleyecektir...Bu level ergenliğe kadar devam eder...Sonra sırasıyla diğer leveller önümüze gelir... Böylece oyun içinde oyun ...kader içinde kader.. Külli kader içersinde cüzi kader vuku bulmaya başlar...işte külli kader dediğimiz şey, budur..Yani oyunun genel hatlarının belli olduğu..level atlama pozisyonlarının ve şartlarının...puan toplama noktalarının..Sahnenin ve sahne efektlerinin..figuranlarının komutanlarının ve kullanılacak alet ve edevatın..vede joker haklarımızın belli olmasıdır..Roller bellidir...Oyuncunun gideceği yollar bellidir...oyunun sonunda , seçtiği tercihlere göre, insanın hangi role yukselebileceği..ve yükseldiği role göre nereye gideceği ve hangi ödülü alabileceği bellidir.. İnsanın bu rol esnasında, kendisine bırakılan yol ve güzergah tercihleri..ve de yolda giderken extra puan toplama veya puan kaybetme tercihleri ise, cüzi iradeye örnektir...Her defasında insanın önüne iki yol çıkmaktadır..Ve iki yolun sonu da bellidir...Ama kişi yol arkadaşlarını..ve gideceği yolu seçme hususunda serbest bırakılmıştır..
işte,gideceğimiz yolu seçtigimiz anda, hem yol üzerinde karşılaşacağımız kişileri..Hem geçmekle mükellef olacağımız hendekleri...hemde karşılaşacağımız tehlikeleri, cezaları ve ödülleri seçmiş oluruz... Tövbe dediğimiz şey ise, yol degiştirmek..ve yanlış yoldan dönüp, doğru yola devam etmek için oyunun bize sunduğu joker hakkıdır....işte bu cüzi kaderdir..Yani oyunda, insanın kendi iradesine bırakıldığı bölüme biz cüzi kader diyoruz... Ama oyunun tamamı külli kaderdir...Oyundaki Makamlar bellidir... Siyasetçiler bürokratlar,Godoman zenginler, şeytanlar ve melekler..peygamberler ve firavunlar bu oyunun başrol oyuncularıdır...Gitmeyi seçtiğimiz yola göre, bazı makamlar hariç, bize, yolun sonunda bu makamlara ulaşma hakkıda verilmiştir... Bizler,bu oyunda doğru yolu bulup, level atlamakla...Ve bu esnadada doğru yolu ve doğru oyun arkadaşlarını bulmakla mukellefiz....
Eveeeet... Anlayacağınız, Bir bilgisayar oyununda gidişat ne ise...Külli kaderdede gidişat odur... Velhasılı kelam... Oyunun başı ve sonu bellidir...Oyunda level atlayabilme noktaları ve puanları bellidir... Dünyaya gelen herkes bu levellerden geçmekle mükelleftir..Yani tüm insanlar bu oyunda aynı şartlara sahiptir... İşte, "siz sizden öncekilerin yaşadıklarını yaşamadan öleceginizimi zannettiniz" ayeti tamda burada tecelli etmektedir.. Herşey her dönemde aynı yaşanmakta..Sadece oyuncular ve alet edevatlar değişmektedir... Dolayısıyla, Allah indinde her şey yaşanmıştır ve bitmiştir....bu oyunun yazılımcısının, yazdığı oyunu bilmemesine imkan ve olanak yoktur ... İşte lehvi mahfuz dediğimiz şey, bu oyunun CD'sidir... Herşey O CD'de kayıtlıdır...O CD'de herşey yazılmıştır... kurgulanmıştır...Bizler sadece yazılımı tamamlanmış bu oyunun içinden geçmekteyiz...CD bilgisayardan çıktığı anda ise kıyamet kopacak....Ve bir başka oyun CD'sinde oyuna devam edeceğiz.. Aslında yazılacak çok ince detaylar var..Ama kafanız karışmasın..
İnsanın kalbiyle aklı bazen aynı gemiye sığmaz...
Ya denizi dar gelir, ya nefesi..
Kaderi yazan kalemin mürekkebi insanın kendi kalbinden damlar..
Filmin sonunda herkes kendi yaktığı kibritle yanar..




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!