Bazı hevesler insanın kursağında
Tıkanıp kalıyor..
Ne yutuluyor,
ne de unutuluyor..
Heyben acıyla dolar da; Nefes alamazsan,
Gel..! Huzur bulacağın kıyılarım senindir...
Umutların solar kurur da; su bulamazsan,
Beraber sulayalım, gözyaşlarım senindir...
Yalnızlık hep koynunda, bir türlü atamazsan
Seni zinaya çağıran..zinaya davet ve teşvik eden her görüntü züleyhanın görüntüsüdür..her ses züleyhanın yusufa HEY TELEK (bana gel) seslenişidir..
züleyha hz. yusufu zinaya davet etmiştir..Ve kapıları kitleyip..elini uzatıp..şuh bir sesle "Bana gel" demiştir..
Cinayet işleyen herkes aslında kabil'dir..Ölen ise her defasında habilin ta kendisidir..
Okumuş cesurların tamamı Ebu cehildir..Ebu cehilde devrinin en iyi bilenlerindendir..Ama bu çok bilmeleri dahi onu cehaletin babası olmaktan men etmemiştir...
Hirayı dağ taş toprak mağara zannedenler ziyandadır..Hira kalptir...Kalp ise Allahın evidir ..O evin içini pırıl pırıl yapıp , orda aşuk ile maşuk olarak izdivaya çekilip yalnız kalındığında ilahi halvet yaşanır..Ve kuran kulun kalbine ayet ayet akmaya başlar..Kul, her yaşadığı hadisede kalbine koşar ve ona fikir danışır..işte o vakit Allahu Teala kuluna, kuranı kerimdeki ayetlerle cevap verir..Hadislerle cevap verir...peygamberlerin hayatlarıyla cevap verir..İşte asıl KADİR o'dur...Kadiri bulduğunda kaderin değişir..Hiranın içinde, rıza makamında gül gibi yaşaar gidersin...kadir, o kadir ola...Ve Biz kadiri bulmaktan aciz olsakta, Rabbim bizi kadir'e buldura...
"Deprem haarp teknolojisi ile mi oldu.. yoksa doğal deprem mi"..."Abd gemisi marmara'ya demir attı..deprem bu sebeplemi oldu" diye sorular dolaşıyor ortalıkta...
Unutmayalım ki, Gazap, her ne sebeple gelmiş olursa olsun...Onu yurdumuza yuvamıza davet eden biziz.. Kula bela gelmez hak yazmayınca... Hak bela yazmaz kul azmayınca...Tamda bu noktada Hülagü hanın hikayesini hatırlayın..
Hülagü han, Cengizhan’ın torunudur. Kadın, yaşlı, çocuk, hamile demeden bazı kaynaklara göre 200 bin, bazı kaynaklara göre de 400 bin kişiyi katletmiştir....Cami, hastane, saray ne varsa hepsini yok eder. Kütüphaneleri
ve tarihi eserleri yakar, yıkar. Milyonlarca dini ve ilmi eserin
büyük bir kısmını Dicle Nehri’ne attırır...
Hurma ağacının islam gelenek ve göreneklerinde ve İslam coğrafyasında önemli bir yeri vardır... Hurmayı önemli kılan sadece içindeki vitaminler değildir.. efendimizin hurma ağacı hakkındaki hadisleri de onu bizim nezdimizde değerli kılmaktadır.. Hurma diğer ağaçlar gibi çekirdekten büyüyen bir ağaç değildir... Fidanı zor elde edilen bir ağaçtır... Bu da onu kıymetli yapmaktadır...
Şöyle ki;
Diğer ağaçları dikmek için onlara ait bir meyve çekirdeği veya kökü yeterken, bir hurma fidanı elde etmek için erkek ve dişi olmak üzere iki tane hurma ağacına ihtiyaç vardır....Hurma ağaçlarının bu iki cinsinin yakın olarak ekilmesi gerekir.... Çünkü dişi hurma ağaçları yakınlarda erkek hurma ağacı yoksa üreyemez... Erkek hurma ağacı bu yüzden dişi hurma ağacının yakınına dikilir...Bu iki ağaç tıpkı insanlar gibi çiftleşir...Ve eğer uygun zemini bulursa dişi hurma ağacı erkek hurma ağacından hamile kalır... Dişi hurma ağacı içinde kendi filizini büyütür... Dişi hurma ağacının hamileliği tıpkı insan gibi Tam 9 ay sürer... 9 ayın sonunda bu Filiz alınır.. toprağa dikilir... Ve yeni bir hurma ağacı dünyaya gelmiş olur.... İşin garip yanı şudur ki; annesinin bağrından alınan bu yeni Filiz, annesinden uzağa dikilirse yetişmez... Solar ve ölür... İlle de annesinin yanına dikilmesi şarttır.... Bir diğer önemli ayrıntıda; hurma ağacının ömrünün ortalama 80 yıl olmasıdır... Hurma ağacı Bu yönüyle de insana benzemektedir... Hatta Efendimiz bir hadis-i şerifinde; hurma ağacının, Hz Adem'in artan çamurundan yaratıldığını belirtmiştir....
Bu bilgileri okuyup geçmeyin... tefekkür edin.. dünyaya gelme şekli, yapısı ve muhteviyatı itibari ile insana benzeyen bu meyveden ibret alın.. bu meyve öyle bir meyve ki; diğer meyvelerin aksine tüm vitaminleri ve mineralleri bünyesinde barındırıyor... İnsanoğlunun gün içinde hiçbir şey yemesine gerek kalmıyor... Bir tane hurma, bir insanın gün içinde ihtiyaç duyduğu tüm enerjiyi vitaminleri ve mineralleri barındırıyor... Bu yönüyle de tıpkı insana benziyor... İnsanın özünde de tüm bilgi mevcut... İnsanın özünde her şey mevcut.... İnsan dışarıya ihtiyacı olan bir varlık değil...
Fakat kendi değerini bilmediği için ve kendi özündeki saf bilgiyi açığa çıkarmayı beceremediği için, tıpkı bir asalak gibi yaşıyor....Ona buna boyun eğiyor.. yeni ufacık rüzgardan sağa sola yalpalanıyor... Fırtınalara dayanamıyor... Dibinden sökülüp ölüyor...
Evet...Bundan sonra hurma yerken, bu ayrıntıları da bilerek yiyin ki, ne kadar sevgi dolu bir meyve ile beslendiğinizi bilin..Ona hürmet edin...
Bilmem ki ben hangi yaprağın ince hüznüyüm..?
Sonbahar kokuyor avuçlarımda..
Vardım diyen yanılır..
Yolun sonu yine yol…
Resûlullah s.a.v herhangi bir sefere çıkacakları zaman, eşleri arasında Kur'a çeker..kura kime çıkarsa onu beraberinde götürürdü.. Benî Müstalık Gazâsında ise Kur'a Hz. Âişe Validemize çıkmıştı...
Bu sefer, tesettür âyeti inzâl buyrulduktan sonra sefere çıkıldığı için, Aişe validemiz hevdeçin içinde taşınmış..konak yerlerinde hevdeç içinden indirilmişti..gaza dönüşüydü..Vakit gece yarısıydı. Medine'ye yakın bir yerde konaklamış, Gecenin bir bölümünü orada geçirdikten sonra , efendimiz hareket emri vermişti.Hz aişe validemiz, hazırlanmak için hızlı bir şekilde hevdecin içinden çıkmış.. ihtiyaç gidermek için topluluktan uzaklaşmıştı..Geri döndüğünde ise, ordunun hareket ettiğini gördü..Hz. Ayşe ufak tefek bir bayan olduğu için, validemizi taşıyanlar, onu hevdeçin içinde zannedip,hevdeci omuzlamışlardı...Hz Aişe validemiz paniğe kapılmadan;
"Nasılsa geri dönüp beni alırlar diye ordunun konakladığı yere oturmuş..sonrada orada uyuya kalmıştı..
sahabilerden Safvan bin Muattal, ordunun arkasına kalıp, halkın mallarını araştırıp, bir şey kalmışsa, kaybolmaması için alıp diğer konak yerine götürmekle görevlendirilmişti ..ordunun konakladığı yere döndüğünde, Aişe validemizi orada yatar halde buldu..Onu deveye bindirdi...Ve orduya yetişmek için yola koyuldu...Yol üzerinde bir münafıkla karşılaştı..Münafık bu hali görünce, halkın arasında Aişe validemiz ve Safvan bin Muattal halkkında dedikodu çıkardı...Dedikodular kulaktan kulağa, efendimizin kulağına kadar vardı..Bu dedikodulardan bir tek Ayşe validemizin haberi olmamıştı..Çünkü Medineye varılınca Aişe validemiz, şiddetli bir hastalığa tutulmuş..günlerce yatmıştı.... Efendimiz bu günlerde, Ayşe validemizle pek alakadar olmamış.sadece hastanın nasıl olduğunu sormuştu.Aişe validemiz, olayı günler sonra öğrendi..Hâlâ hastaydı.. babasının evine dönmek ve orada dinlenmek için efendimizden izin istedi.Hz ebubekir'in evine gitti..Efendimiz durumdan çok muzdaripti..çok üzgündü..Bu iftirayı Hz Ayşe validemize konduramıyor..Ama herkes bu Hadise hakkında konuştuğu için de içi içini yiyor.kahroluyordu.ne yapacağını bilmiyor, ümmetin ileri gelenleriyle istişare ediyor..içindeki sıkıntıyı gidermeye çalışıyordu
"Eğer dünyada ve âhirette Allah'ın lûtuf ve rahmeti üzerinizde olmasaydı, içine daldığınız şey yüzünden size pek büyük bir azap dokunurdu."
Zina yaparken yakalanan bir kadın hz İsa’nın huzuruna getirilir...Halk öfkelidir... ve onun recm cezasıyla taşlanarak öldürülmesini istemektedir...Hz isa kavminin bu isteğini reddetmez...eğilir...Yerden bir taş alır...ve yere bir daire çizer...o daire Allah'ın izni ve kudretiyle ayna olur.. ve o aynaya bakan herkes geçmişte yapıp ettiği, işlediği bütün günahları görür... Hz.İsa yerden doğrulur...kalabalığa doğru yüzünü döner...Ve;
"Hadi..İlk taşı en günahsız olanınız atsın" diye buyurur...Kimse o yuvarlağın içine girip, kadına taş atmaya cesaret edemez..Çünkü herkes haddinden fazla günahkardır...Ve günahları herkesin içinde ifşa olacaktır ..Nitekim, hiç kimse çıkıp, taş atmaya cesaret edemeyince,Hz isa kadını affederek, oradan gönderir....
Evet...Hiçbirimiz günahsız veya hatasız değiliz..Ama hepimiz cüretkarız...Her birimiz, başkalarının günahlarını ve hatalarını izlemekten,yargılamaktan konuşmaktan, kendi günahımızla ve hatalarımızla yüzleşmeye vakit bulamıyoruz...
Affedelim...Sonuna kadar affedelim...Ne buyuruyor efendimiz;
"Siz yerdekilere merhamet edinki, gökyüzündekilerde size merhamet etsin..." Bir kişi ile bile bir kin bağımız olsa cennete giremiyoruz...Varın gerisini siz düşünün...Hadi...küs olduğunuz veya kızgın olduğunuz biri varsa, Hakkınızı haram ettiğiniz biri varsa ilk telefonu siz edin...Siz barışın...Cenneti siz kapın...
Musa Aleyhisselam Sina dağına çıkarken çok fakir bir karı koca Hz. Musa’nın yolunu keser ve nereye gittiğini sorarlar...Musa aleyhisselam;
‘Allah’a gidiyorum... vahiy verecek’ der.... Bunun üzerine Onlarda
Allah’a bundan sonra zengin olup olamayacaklarını sormasını isterler...Hz musa Allahla görüşmesinin ardından, karı kocanın bu sualini Allaha iletir... Bunun üzerine . Allahu teala;
" onlara 20 sene fakirlik… 20 sene zenginlik vereceğim… ancak ilk hangisinin olacağını onlara bıraktım.…" der... Peygamber gidip bu karı kocaya durumu anlatır... ve onlar ilk olarak zengin olmayı isterler.... Musa AS onlara nasıl dua etmeleri gerektiğini öğretir.. ve onlar da o şekilde dua ederler... Koyunları 1 iken 3 olur.. 3 iken 5 olur... Çoğalır gider...Karı koca zengin olurlar... 20 tane kasap tutarlar... kasapların görevi her gün 20 tane sığır koyun kesip fakirlere dağıtmaktır..Olayın üzerinden 22 sene geçmesine rağmen aynı zenginlikleri devam eder... fakirlik o aileyi vurmaz..
Yine günlerden birgün bu karı koca Hz. Musa’yı görürler ve neden durumlarının değişmediğini sorarlar...Hz Musa bu konu hakkında vahiy beklediğini söyler... Vahiy şu şekilde gelir;
‘Ya Musa o kullarım benden aldıkları nimetleri fazlasıyla dağıttılar... Bu zenginliği ellerinden alırsam onlar kasapları işten çıkartırlar.. fakire fukaraya yiyecek dağıtamazlar... fakir fukara aç kalır... Bunlar benim kullarıma bu kadar faydalı iken ben neden nimetlerimi onlardan çekip alayım?’ ...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!