Hazreti salih'in kavmi olan, semud kavmi ile Hz Şuayip Aleyhisselam'ın kavmi olan medyen kavmi, diğer kavimlerden farklı olarak, korkunç bir ses ile (sayha..gürültü)ile helak edilmişlerdir.....
Semüd kavmi'nin helakı ,Kamer suresi 31. ayette;
“Biz, onların üzerlerine tek bir sayha (korkunç ses) gönderdik. Böylece ağılcıların topladığı ufalanmış kuru ot gibi oldular.“ şeklinde anlatılmıştır... Anlattığımız bu her iki kavim de kötü ahlakları ve zulme olan meyilleri yüzünden helak edilmişlerdir.. her iki kavmin de helak sebepleri hemen hemen aynıdır... Bu iki kavimden biri olan semud kavminin helak sebepleri kısaca şöyledir...;
Küfürde direndiler ve peygamberleri ile alay ettiler...
Kibirlendiler ve azgın nefslerine tâbî oldular...
Hayvanların dilini bilen Süleyman Peygamber (a.s) bir gün bir karıncaya bir yıllık yiyeceğinin miktarını sorar.
Karınca da,
"Bir yıl boyunca bir tane buğday tanesi yerim.." diye cevap verir...
Karıncanın verdiği cevabın doğru olup olmadığını anlamak isteyen Süleyman (a.s), karıncayı bir şişenin içine koyar... Yanına da bir buğday tanesi bırakır..şişenin kapağını hava alacak şekilde kapatır..Bir yıl bekler...Bir yılın sonunda Süleyman aleyhisselam şişeyi açar...Karıncayı buğday tanesinin yarısını yemiş olarak bulur..Kendi kendine meraklanır... karıncaya neden buğday tanesinin tamamını yemediğini sorar...
Karıncanın verdiği cevap dehşet;
"Sen beni bu şişenin içinde alıkoymadan önce benim yiyeceğimi yüce Allah (c.c) verirdi... Ben de O'na güvenerek bir buğday tanesinin tamamını yer bitirirdim... Çünkü O beni asla unutmaz ve ihmal etmezdi...Her daim rızkımı gönderirdi...Fakat bu işi sen üzerine alınca, doğrusu;
İçimizdeki tüm huylarımızı..hırslarımızı..Bağlılıklarımızı..Sevdiklerimizi..Saydıklarımızı..Taptıklarımızı..Taktıklarımızı..Helal ettiklerimizi..Haram ettiklerimizi... Beğendiklerimizi... nefret ettiklerimizi.. Alışkanlıklarımızı...Bildiklerimizi...Daha doğrusu bildiğimizi sandıklarımızı boşaltmadıkça..Yani hiç olmadıkça..yani tepeden tırnağa hak olmadıkça tekamül etmemiz imkansız...
İçi dolu bidona su koyamadığımız gibi, içi dolu insanada ilim koy-a-mazlar...Allahın hikmetlerini... eşyanın arkasındaki hakikatleri anlamak için insanın içini ve dışını tamamen boşaltması şarttır..içi boşalmış insanın hali,tıpkı Kabe'nin haline benzer...İçi boş kabenin içinde hangi tarafa bakarsanız o taraf secdedir... İçini boşaltan insanda... Yani tüm bağımlılıklarından ölen..Yani nefsinden ölen insanda tıpkı böyledir.. ne tarafa baksa Hakkı görür... Hayırları da hak görür... şerleri de hak görür.. İşte o vakit, ortada üzülecek hiçbir şey kalmaz... Sevinecek de hiçbir şey kalmaz... İnsan nötr olur..İşte bu makam, insanı kamil makamıdır...İnsan bu makama erdiğinde her canlıya hızır olur..Her duruma hazır olur..Her gördüğünü Hızır bilir... Allah'ı gökyüzünde aramaz..Onu yanında hazır bilir...
İçim yanar...Yansın bırak...
Bırak yansın..
Odun yanar kül olur...
Adam yanar kul olur...
Bırak yansın..
Bak halime Yananı gör..
Normalde yeryüzündeki ihtiyaç maddelerininin tamamı, kıyamete kadar, yeryüzündeki ve gökyüzündeki tüm canlıların ihtiyaçlarını karşılayacak ölçüde yaratılmıştır... Tarih boyunca yeryüzünde meydana gelen,seller, tufanlar depremler ve kıtlıklar ise birer ilahî uyarı veya cezadır... Zaman zaman yeryüzünde tecelli bulan bu kıtlıklar, kaynakların yetersizliğinden ötürü değil... ilâhî ambargonun bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır.... Bu gün dünyanın yüz yüze kaldığı hastalıkların, toplu ölümlerin, doğal afetlerin, maddi ve manevi sıkıntıların tek müsebbibi, insanların isyanları, nankörlükleri ve azgınlıklarıdır..
İnsanoğlu, doğayla ve doğadaki canlı cansız tüm varlıklarla barışık halde yaşamak istiyorsa,öncelikle doğanın yaratıcısı olan yüce Allah ile barışmalı...ona karşı saygılı olmalı ve kulluğunu kuşanmalıdır.... Allah’ın gazabını celp edecek şekilde, zina, rüşvet, faiz, katil, şirk gibi suçların yaygınlaştığı bir memlekete Allah kıtlık verirse, tabiiki bu kıtlıktan masum olanlar da zarar görür....Bu zarar o zalimlere gelen cezanın bir yan etkisidir... Doğrudan masumları hedef almamakla beraber, ister istemez onları da rahatsız eder....Fakat Allah onların mükâfatını verir.... Ceza olarak gelen bir depremde masumlar şehit olur.. kaybettikleri malları ise sadaka olarak kabul edilir.. Aynı depremde ölenlerden kâfir olanlar cehenneme, mümin olanlar cennete gider... Fakat kâfirle müminin aynı depremde ölmeleri imtihanın gizliliğini sağlayan bir sırdır...
Allahla savaşıp, kendisini masum görenlerden en tehlikeli olanlar,faize bulaşmış olanlardır...Kuranı kerimde bununla ilgili onlarca ayet mevcuttur .. Nitekim Resulullah (s.a.v) bir hadisi şerifinde;
‘Faiz yetmiş üç baptır. Onların günah cihetinden en hafifi, kişinin annesi ile zina etmesi gibidir. Bilin ki, faizin en şiddetlisi Müslüman kişinin ırzıdır!’ buyurmuştur....
Yine bir hadisi şerifinde;
Fakir veya ihtiyaç sahibi biri, sizden yardım istiyor...
"Allah versin" diyorsunuz...
Sokağınızdaki hayvanlar aç geziyor...
"Onların rızkını Allah veriyor" diyorsunuz..
Birileri Allah'ın hükümlerine saldırıyor.. Allah'a saldırıyor. Kur'an'a saldırıyor...peygambere saldırıyor..
"Allah dinini korur" diyorsunuz..
Ah benim iki gözüm..
Yitik kentim..
Adressiz istikametim..
Bilmezmisin ben iflah olmam..
Bir zelzele gibi geçer giderim ömründen de sana uğramam...
Say ki;
Sen kendi pahanın farkında olmadığın müddetçe, sistem sana sürekli olarak fiyat biçecek...
Silkelen ve kendine gel..Sen satılık mal değilsin..Kainatın diline çalınmış bir parmak balsın..
İnsanlar, önlerine konulanı bırakıp, özlerine konulanı okumaya başladıklarında Yeryüzünde gerçek bilgelik çağı yaşanacak..işte o zaman "İKRA" emri gereken değerine ulaşmış olacak..İnsanlar arasında bilinmeyen öyle ilimler vardırki, bu ilimler okul sıralarında alınmaz...Medreselerdede görülmez...Allah tarafından Sâfiyane gönüllere akıtılır...Mimar Sinandaki ilim böyle bir ilimdir mesela...kendisi mimarlığa dair bir ilim almamıştır...Ama elli yaşından sonra mimarlığa başlamıştır...Ve insanlık tarihine asırlarca yıkılmayan..sırları hala çözülememiş... yüzlerce eser bırakarak dünyadan ayrılmıştır....Çünkü o kendisindeki Cevheri..özündeki hakikat bilgisini ortaya çıkartmayı başarmıştır..İşte asıl bilgi o bilgidir .Geri kalan tüm ilimler, karışıktır...Zahiridir...Sağlam değildir...
Geçmişler, geleceğe, suyun suya benzemesinden daha çok benzer....
Salgını yaşadık...Karaborsa kaynaklı yapay kıtlık yaşanıyor..Doğal afetler zaman zaman şiddetlense de, bu sürecin başlamasından itibaren hep vardı..sonuna kadarda var olacak...Çünkü, yeni bir başlangıç için yıkım şart....Sırada savaş var..
Her ne kadar dillendirilmesede, Efendimiz ilk günden itibaren ümmetini hep deccal'in fitnelerine karşı uyarmış... Sahabelerine, "sizden sonrakilere deccal'in fitnelerini mutlaka anlatın... o öyle dehşetli bir fitne ki, yeryüzünü yakıp kavuracak diye buyurmuştur"... O geldiği vakit fitnenin artacağını bildirmiş.. o geldiği vakit fitneden ateşten kaçar gibi kaçmamızı emretmiştir... Bu süreç sadece şimdi değil, yeryüzünde zaman zaman tekrar etmiştir... Çünkü yeryüzüne şimdiye kadar irili ufaklı onlarca deccal gelip gitmiştir...Aslında deccal yeryüzünde hep var... Fakat bu gelişmeler deccal'in insan içine çıkma alametleridir..
Efendimiz ahir zaman ümmetine, onun fitnelerinden korunmak için Kehf suresinin ilk 10 ayetini tavsiye etmiş... Kıyamete yakın tüm ümmetinin her gün Kehf suresinin ilk 10 ayetini okuyarak deccal'in fitnelerinden korunmalarını emir buyurmuştur... Fakat Maalesef ki, İslam ülkelerinde efendimizin bu buyruklarının üzerinde çok fazla durulmamış... Halka bu gerçekler çok fazla duyurulmamıştır... Son dönemde bu gerçeklerin daha fazla konuşulur olması güzel bir gelişmedir.. ama geç kalmış bir gelişmedir... Efendimiz her fırsatta bu fitneye dikkat çekmesine karşın, Maalesef ki camilerimizde, bu konulara hemen hemen hiç değinilmemiş... Bu konular eski alimlerimizin kitaplarından gizli bir hazine olarak saklı kalmıştır... Bugünden tezi yok... Herkes silkelensin... Ve bir an önce Kehf suresinin ilk 10 ayetini günlük olarak okumaya başlasın.. Buna ek olarak, amenerrasulü, Ayetel Kürsi ve günlük 145 tane el-müheymin celle celalühü esmasını şiddetle tavsiye ediyorum..
İKRA..!
Kaderleriniz sizlere zulmetmek üzere yazılmamıştır...Eksikleriniz göz önüne alınarak,bir eğitim öğretim programı niteliğnde hazırlanmıştır....Adeta lutfedilmiştir.. hayatınızda hoşunuza giden veya gitmeyen ne varsa, hepsi sizin tekamülünüz için..yani eğitiminiz için vardır..Bazen en sevmediğiniz insanlardan bile öyle dersler öğrenirsinizki, bu dersi dünyadaki en iyi üniversitelerde bulup alamazsınız...Sevin yada sevmeyin...hayatınıza uzaktan yakından temas eden herkes, size birşey vermek için var. Yeterki okumayı bilin...Okumayı bilirseniz kaderinizin sizin için bir ceza olmadığını...Lütuf olduğunu anlarsınız.. Böylece karşınıza çıkan kötü insanlara veya kötü olaylara bile küfür etmezsiz..Aksine Allaha şükredersiniz... Velev ki hayatınıza cimri biri girdi... Bu kişi anne babanız olabilir.. eşiniz olabilir.. patronunuz olabilir.. kayınvalideniz olabilir... Burada size düşen bu kişiyle alakalı kötü zanda bulunmak değil..Aksine, cimriliğin ne kadar kötü ve ne kadar çirkin bir şey olduğunu o kişi üzerinde deneyimlemektir.. ve Allah'a sizi cimri yaratmadığı için şükretmektir.. cimri bir insandan, vermeyi öğrenirsiniz.. kötü bir insandan iyiliği öğrenirsiniz... Hasetçi bir insandan, Hüsnü zan'ı öğrenirsiniz.. dedikoducu bir insandan, susmanın ne kadar güzel bir Erdem olduğunu öğrenirsiniz... Dini zayıf bir insandan, dini bütün olmanın güzelliğini öğrenirsiniz.. zulüm yapan bir insandan, iyiliğin ne kadar güzel bir Erdem olduğunu öğrenirsiniz.. bazen de tam tersi insanlar girer hayatınıza... iyi insanlar girer iyiliği öğrenirsiniz... Cömert insanlar girer cömertliği öğrenirsiniz..velhasılı kelam, her şey hem zıddı hemde varoluşu ile bilinir...
Şoför koltuğunda oturan kişi, o arabanın başına gelecek olan her türlü kazadan sorumludur... Ama yolcu koltuğundaki kişi, şoföre tâbi olduğu için, giden araba 100 kişiye de çarpsa, yolcunun bir sorumluluğu yoktur... İşte teslimiyet böyle bir şeydir... Allahu Teala, kaderinin kendisine Lütuf olduğunu bilen...ve şoför mahalini Allaha teslim eden... Acizliğinin farkında olan kulların tutan eli gören gözü yürüyen ayağı olur..
insanoğlu ısrarla şoför mahalinden kalkmayıp,"illede herşeyi kontrolümde tutacam" diye ısrar eden kulları kendi hallerine bırakır..."hadi ben elimi çektim üzerinden...yap yapa bilirsen..sür sürebilirsen..git gidebilirsen" der.. insan bir yere kadar gider.. fakat acizliğinin farkında olmazsa muhakkak ya duvara tostlar..yada hayatında ne varsa ezer geçer... Hem kendisine hem de hayatına giren herkese zarar verir... Fakat acizliğini bilip Allah'a teslim olan kul kaderinin lütuf olduğunu biliir...Alllaha döner ve;
"Şoför de sensin..yolcuda sen..sorumluluk senin...Sana teslimim" der... Arkasına yaslanır ve hayatı sadece seyreder... Hal böyle olunca, ve kul bu bilince varınca, dünyada cennet olur..Ahrette.. Çünkü kul kullanmaktan ve kullanılmaktan çekildiği için seyir makamına geçer.. hayatı yönetmeyi bırakır... Çünkü kendi acizliğinin farkına varır... Dünyaya savaşmak için değil de seyrederek öğrenmek için geldiğini fark eder.. hayatına giren herkesi ve her şeyi bir öğretmen edasıyla izler... O kişilerden ve o olaydan ders almaya başlar... Hal böyle olunca, Kader ceza olmaktan çıkar..lütuf olmaya başlar.. İnsanoğlu hem yoktur hemde çoktur aslında...Hem aciz hemde vecizdir bu dünyada...
Öyle işte..İKRA..




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!