Şenay Tek Şiirleri - Şair Şenay Tek

Şenay Tek

Saymadım, hasretinle bu kaçıncı yılbaşı..!
Bir ihtimalde olsa, döner diye bekledim...
Ne bir demet karanfil, ne bir damla gözyaşı,
Bir hal hatır sormayı dener diye bekledim...

Ehline düşmeyen sevda ne acı..

Devamını Oku
Şenay Tek

Çağımızın en büyük hastalıklarından biri de insanların her şeyi çok bilmesidir... Daha doğru bir ifade ile, Her şeyi bildiğini zannetmesidir...Oysaki İnsan, bildiklerinden..Geleneksel ve ananevi öğretilerinden.. şartlanmalarından arınmadan,asla ve asla hakikati anlayamaz.. gerçek doğruya ulaşamaz... Hal böyle olunca önüne çıkan her olayı ya siyah ya beyaz..ya iyi ya kötü..Ya renkli ya renksiz..Ya doğru ya yanlış olarak algılar..Oysaki doğada sonsuz renk vardır... Ve sonsuz hakikat vardır... Hayırın şerri... Şerrin hayrı vardır.. insanlar şartlanmalarından kultulup, kabuklarını kırarak kainata bakmadıkları için konuları sahip oldukları veri tabanından değerlendirdikleri için her şeyi bildiklerini zannederler..Bu yüzdende herkesin doğrusu, kendisine göre en doğrudur...
Oysaki, gerçek bilgiye ve hakikate ulaşmak için, kişinin kendi benliğinden kurtulup.. negatif (-) "La" hale gelmesi gerekir.... Çünkü hakikat pozitiftir...Ve, iki pozitif (+) kutup arasında elektrik akımı gerçekleşmez... ve devre tamamlanıp ampul yanmaz... Bu yüzdende devrenin çalışabilmesi için akımın gerçekleşebilmesi için mutlaka iki taraftan birinin negatif...diğerinin pozitif olması şarttır...İnsan ilim almak..hakikatle donanmak..Mutlak doğruyu öğrenmek..Ve ilmin beynine akmasını..Bunun içinde, hakikat ile arasında bir akım oluşmasını istiyorsa, ilim pozitif olduğuna göre..kendisi negatif (hiç) olmak zorundadır...Beynindeki tüm şartlanmalarını yıkamak.. Tuttuğu takımı..tuttuğu partiyi..savunduğu ideolojiyi..En sevdiği yemeği...En çok yaptığı aktiviteyi..putlaştirdığı kişileri..gelenekselleştirilmiş dini ritüelleri (bidatları)..hepsini nötürlemek...Beynini ve kendini "hiçbir şey bilmiyorum" cümlesine inandırmak zorundadır...Çünkü "ben" diyen.."ben herşeyi bilirim" diyen..."Benim doğrum en doğru" "benim gittiğim yol, en doğru yol" diyen yanılır.. iki pozitif varlıkta da devre tamamlanıp ampul yanmaz...Böylece veri akışı gerçekleşmez.. Çünkü "ben her şeyi biliyorum" diyen insan, su dolu bardağa benzer....Daha sonra ilave edeceğiniz su ne kadar kaliteli olursa olsun... Ne kadar doğadan olursa olsun... bardak dolu olduğu için O bardak o suyu almaz...

Devamını Oku
Şenay Tek

Bugün de; yarına erteledik yine her şeyi…

“HAYALLERİ”
“DÜŞLERİ” ve
“ÖZLEMLERİ”

Devamını Oku
Şenay Tek

Hayat çok kısa...
Daha çok iz düşümü bırakmalıyız dünyaya..
Daha çok ağaç dikmeliyiz mesela...
Daha çok hayvan beslemeli...
Daha çok insan sevmeliyiz..
Şeker taşımalıyız mesela cebimizde...

Devamını Oku
Şenay Tek

Bana çiçek açmayan hiç bir hayatın toprağı olmayacağım...!

İnsan imtihan denizine düşmüş...
Ne ıslanmış, nede uslanmış.

Ey, yoluna dua'lar,

Devamını Oku
Şenay Tek

"Hayatım rutin devam ediyor.. hep aynı şeyleri yapıyorum.. hep aynı sorunlarla uğraşıyorum" diye şikayet edenleri duyuyorum...
Yapmayın... Bunun Türkçesi şudur...;
"Rabbim.. bana verdiğin bu hayattan ve bu imtihandan... Sürekli aynı şeyleri yaşamaktan sıkıldım... Bana yeni bir imtihan gönder"...
Olur da duanız Eşref saatine denk gelir.. Allah duanızı kabul eder ve rutininizin içine bir hastane, bir postane, bir güvenlik, bir namus işi sokar da,,,öyle bir bozar ki rutininizi, bugünü arar hale gelirsiniz..Yapmayın...
Konuştuklarınız cisimlenip, kader olarak karşınıza çıkıyor...yapmayın...
Şaka dahi olsa, ağzınızdan çıkan her kelamın nasıl kadere dönüştüğünü bilseydiniz, çok düşünür...az konuşurdunuz... Konuşmamak için dilinizi ısırırdınız....

Devamını Oku
Şenay Tek

Bizim zamanımızda plastik bebek kültürü çok yaygın değildi..yumuşak plastikten yapılmış hakiki Barbie bebekler vardı.. onlarda Zengin semtlerinde kırtasiyelerde, orta halli mahallelerde eczanelerde satılırdı.. Ben annemden bebek isteyince,Annem bana bez Bebek dikmişti.. bebeğin iç dolgusu yünden,dış kaplaması patiskadan, gözleri düğmeden saçları mısır püskülündendi..Bende ona yün döşek yorgan ve yastık dikmiştim.. annem elimize şiş vermek istemediği için tavuk teleklerini temizleyip yün ipten elbiseler, etekler bile örmüştüm..
Yağmurlu günlerde onun da üşüdüğünü düşünerek yatağını sobanın arkasına koyar, üstünü sıkı sıkı örter, bu durumdan huzur bulurdum... O yaştayken bunu oyun oynamak sanırdım... Benimle yaşıt iki arkadaşımın hakiki Barbie bebekleri vardı.. onlar hiçbir şekilde benim gibi hareket etmez, canları istediğinde bebeklerinin saçlarını keser, yüzlerini boyar, hatta hatta onlara çok değer vermeyip, bir çöp gibi kenara koyarlardı... Onların bebeklerinin yanında benim bebeğim pırıl pırıl dururdu..kalemlerimi sonuna kadar kullanır, defterlerimin kenarlarını süslerdim...onları son sayfalarına kadar kullanır, asla telef etmezdim... aradan yıllar geçti büyüdüm.. ama ben hâlâ tüm eşyalarıma aynı muameleyi yapıyorum..eskimiş eşyalarımı dahi atamıyorum..Yada atarken onlarla helalleşiyorum...Okuduğum kitaplarımı atamıyorum... Ya onlara değer verecek gerçek okuyuculara hediye ediyorum, yada paketleyip çatı katına koyuyorum..Onları değer bilmeyene, okumayı sevmeyene verirsem bana küseceklerine,gönül koyacaklarına inanıyorum...Yıllar sonra anladım ki; bunu, empati yeteneği güçlü, koruyuculuk içgüdüsü baskın, anaç insanlar yapıyormuş...
Şimdilerde, ne zaman yağmur yağsa, aklıma hep bebeğimi sobanın arkasına yatırdığım günler gelir..hüzünlenirim..Yıl oldu 2026..Ve insanlar artık değil plastik bebeklere, canlılara bile çöp muamelesi yapıyor..Sanırım kolay elde edilen şey, kolay harcanıyor... Bir şeyi kıymetlendiren zor elde edilişi oluyor..
Demekki neymiş..Bir şeyi değerli kılan şey pahası değil, dahasıymış.

Devamını Oku
Şenay Tek

Hayırlı bayramlar, dünyanın bütün babalarına ve annelerine..
Hayırlı bayramlar, bebeklerine, çocuklarına gençlerine..
Hayırlı bayramlar,
Köylüye, şehirliye..
Hayırlı bayramlar, ümmetin yüz akı Gazzeye..
Hayırlı bayramlar, şifacıya, hekime...

Devamını Oku
Şenay Tek

Yahudiler hiçbir zaman tarımla hayvancılıkla ve ayak işleri ile uğraşmamışlardır..Onların asırlar öncesi geçmişlerine baktığınızda da yine banka, bankerlik, faizle para işletme ve ticaret işleri ile uğraştığını görürsünüz...

Siz bakmayın 1934 yapımı The House of Rothschild filminde, Mayer Amschel Rothschild ve beş oğlunun güçlenme hikayelerinin dramatize edildiğine..Bu film, büyük buhran zamanında, tüm dünya tarafından buhran'ın sebebi olarak görülen Rothschild ailesinin kendisini temize çekmek için çektirdiği filmdir.. Filmde fakir bir baba çocuklarına güzel güzel, bankacılık yapmaları hususunda nasihat etmektedir...Ama banka kuracak paranın kaynağından bahsetmemektedir..Bu bile yalanlarla dolu bir hikaye olduğunun kanıtıdır..çünkü dünya var olduğu günden beri, dünya ticareti hep Yahudilerin elinde olmuştur... Bankacılık sistemleri, faizcilik sistemleri hep Onların elinde olmuştur..Onlar asla bedenlerini yormazlar.. yorulanların alın terleri ile beslenirler.. ve Allahu Teala kur'an-ı Kerim'de açıkça faizle uğraşanlar için
"Allaha ve resulüne karşı savaş açanlar" tabirini kullanmıştır...
NOT: Alt yazıları okuyun..Hileyi anlayın..

Devamını Oku
Şenay Tek

Hazreti Rabia iki elini yumruk yapmış bir halde koşturarak evine doğru ilerliyordu... Hasan Basri Hazretleri onu bu halde görünce;
-"Ey ahiret kadını..! Neden iki elini yumruk yaptın... Ellerinin içinde ne var" diye sordu...
Hazreti Rabia validemiz;
-"Çarşıda ipliğimi iki dirheme sattım da efendi... İki elimde birer dirhem var... O yüzden ellerim bu şekilde" diye cevap verdi.. Bu cevap Hasan Basri hazretlerini gülümsetti... Gayri ihtiyari bir şekilde;
-"Neden iki dirhemi bir avucunun içine almazsın da, iki elini bu şekilde meşgul edersin... Bir elinde iki dirhemi tutsan... Diğer eline de tesbih alıp Allah'ı zikretsen olmaz mı" deyi verdi...
Hz Rabia validemizden gelen cevap muazzam;

Devamını Oku