Nasıl girmişti, kim sokmuştu, bilinmiyordu ama bir şekilde girmişti işte. Eline alan herkes önce eliyle yapraklarını kıvırıyor ve gözlerini kapayıp o kâğıt kokusunu doyasıya içine çekiyor sonra da yanındakine teslim ediyordu.
Askeri cezaevindeydiler. İçeriye gazete de dâhil, okunacak hiçbir şey alınmıyordu, yasaktı. Buna rağmen bir yolu bulunuyor zaman zaman bu yasaklar bir şekilde deliniyordu.
Nasıl olmuşsa olmuş, Yazarını hatırlayamadığım ve ünlü İspanyol boğa güreşçisi El Cordobes'in hayatını anlatan 'Yasımı Tutacaksın' isimli eseri de işte bu yasağı delip bir yolunu bulmuş koğuşa teşrif etmişti. Tabi koğuşa girer girmez de büyük bir heyecana sebep olmuştu.
Osmanlı devlet yönetiminin Kanuni Sultan Süleyman Han’ın vefatının ardından (her ne kadar zaman zaman dirayetli hükümdarlar ve devlet adamları görmüş olda da) ehliyetsiz ve liyakatsiz ellere geçerek kan kaybetmeye başlaması, birkaç yüz yıl sonra Osmanlıyı tamamen ortadan kaldıracak olan bir örgüte kadar gelip dayanmıştır.
Zaten yüz yıllarca hem içeriden, hem dışarıdan maruz kaldığı ihanetler neticesinde iyice örselenmiş ve zayıflamış, toprak kayıplarıyla da giderek küçülmeye başlamış olan İslam’ın bayraktarı, Osmanlı İmparatorluğu her dönemde en büyük ihaneti, yetiştirip adam ettiği sonra da yetkilendirip görevlendirdiği kendi evlatlarından görmüştür.
İnsanoğlunun o zapt edilemez, önüne geçilemez amansız hırsını eğer birileri kullanmayı dilemişse mutlaka bir yolunu bulur ve onu kendisine kul eder. Yüz yıllar boyunca Dünya’ya hükmetme ve nizam verme iddiasını her zaman en yükseklerde tutmuş bir devlet elbette düşmansız olmazdı. Çok doğaldır ki Osmanlı İmparatorluğu da bunun dışında kalamadı.
iyi ki doğdun
doğdun, bizi mutlu ettin
iyi ki doğdun
doğdun, evimize güneş getirdin
Müslüman elinden ve dilinden emin olunan insandır. Alnı secdeye giden bir Müslüman’ın kendisi gibi bir Müslüman'a değil iftira atmak kötü söz ve davranışla bile mukabele etmesi istenen ve beklenen bir şey değildir.
Ne yazık ki zaman zaman Müslümanlar olarak nefsimizin arzu ve isteklerine uyup din kardeşlerimizi üzecek sözler ve davranışlar içine girebiliyoruz.
Bu, bizim eksikliğimizdir insanız… Lâkin bu eksikliğimiz hiçbir şekilde mazur gösterilemez. Ama öte yandan iyi niyetle bakılabilirse anlaşılabilir bir durumdur.
İnsanoğlu ne hepten iyidir, ne de hepten kötü. Yaradılışı gereği hem iyidir, hem de kötü.
Hangi yanının ne zaman, nerede ve hangi şartlarda ağır basacağına yine kendi özgür iradesiyle kendisi karar verir.
Verdiği bu kararlar çerçevesinde de hangi yanı süreklilik arz ederse o yanıyla değer bulur.
Bir erkeğin şusundan busundan falan söz ediyoruz ya hani, bilmeliyiz ki bu durumun en önemli amili, kadındır. Çünkü kim ne derse desin, nasıl derse desin erkeği de yetiştirip büyüten çok büyük oranda kadındır.
Asla onlara hakaret etmek kastında değilim. Artık bu dünyada olmayan annem de bir kadındır, eşim de ve dünyalara değişmeyeceğim iki kızım da.
Buna rağmen demek istiyorum ki kadın duygusallığı aşırıya kaçtığında ki çoğu zaman öyle olur, özellikle eğitim safhasında iş şirazesinden çıkıp doğru bir şekilde müdahale edilmediğinde yanlış yönlere gitmeye başlıyor.
Ülkenin öncelikli sorunlarının arasından zaman zaman sıyrılıp kısa süreli de olsa gündemi meşgul eden konulardan birisi de kadına şiddet ve bu şiddetin önüne nasıl geçilebileceği konusudur.
Söz sırası geldiğinde pek çok uzman pek çok şey söylüyor, çözüm önerileri sunuyor, projeler üretip bunların hayata geçirilmesi yolunda bir takım işler içine giriyor.
Bu arada devlet de boş durmuyor tabi. Kendisine bağlı kurumlar vasıtasıyla problemin üzerine gitme konusunda eskiye oranla daha duyarlı davranıyor.
Memelilerin beslenmesinin ilk ve en önemli aşaması çiğnemedir. Çiğnemek canlılar için biyomekanik bir olaydır ve vücutta bazı sistemleri harekete geçirir. Bunun yansıra parçalanan gıdalar kolayca hazmedilir. Besinlerin yeterince çiğnenmeden yutulmasının bağırsaklarda oluşan gazların önemli sebeplerinden biri olduğunu akıldan çıkarılmamalıdır.
Değişen yaşam biçimi, rafine ve işlenmiş gıdalar çiğneme alışkanlıklarında da değişikliklere sebep oluyor. Besinlerin yeterince çiğnenmemesi insana çeşitli rahatsızlıklar olarak geri dönüyor. Çiğneme alışkanlığı kazanmak demek pek çok rahatsızlığın ortadan kaldırılması demektir.
Sağlıklı bir hayat için yavaş yemek ve besinlerin ağızda iyice parçalanmasını sağlamak elzemdir. Yavaş yemenin olumlu etkilerinin vücutta yansıması için öncelikle sofra alışkanlığı edinilmeli ve düzenli bir beslenmeye geçilmelidir. Çünkü ayaküstü atıştırma biçiminde yemek yeme alışkanlığı sağlıklı bir beslenme düzeni değildir.
Milli sermayenin ülkede iktidarı ele geçirmesi ve bunu evrenselleştirebilmesinin yolu kendisini geliştirmekten geçiyor.
Bu gelişimi sağlayabilmek için de ithal teknolojileri bir tarafa bırakmak ve yeni keşifler ortaya koyabilecek atılımların peşinde olmak lazım.
Buzdolabı, televizyon ihraç ediyoruz diye övünmek avuntudan başka bir şey değildir.
İlkokul iki ya da üçüncü sınıfta (hangi ders kitabıydı, yoksa bir hikâye kitabı mıydı, şimdi hatırlamıyorum) bir kitaptan bir resim kalmış aklımda, zaman zaman ortaya çıkan.
Bir elinde kılıç diğer eli belinde şu Amerikan filmlerindeki Romalı askerlerin giydiğine benzer bir kıyafetle ortasında bir düğüm olan gergin bir ipin önünde duran asker resmi bu. Resmin altında da " Büyük İskender Gordion düğümünü keserken." cümlesi var.
Tabi o yıllarda İskender'i de Gordion'u da nereden bileyim? Çocuk aklımla İskender denilen adamın durup dururken niçin böyle bir şey yaptığına bir anlam verememiş ama bunu da hiç kimseyle paylaşamamıştım.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!