Şu 'adamın dibi' lafına fena halde kafam takılıyor benim.
Aklı evvelin biri hakareti iltifat yapmış, düşünme özürlü kuş beyinliler de sözüm ona marifetmiş gibi tekrarlıyorlar bu aptalca lafı.
'Dip' çukurun bittiği yerdir. Sen de sana yapılan hakareti iltifatmış gibi kabul ediyorsun. Geri zekâlılık değil de nedir bu?
Atmış olduğumuz her adımdan, yapmış olduğumuz her şeyden sorumluyuz.
Bunun böyle olduğunu bilmeyen birilerini bulmak pek mümkün değil, lâkin kabullenebilecek insan ara ki bulasın.
Bir şeyi daha iyi biliriz; ne kadar kabullenmesek de her yaptığımızla ardımızda izler bırakırız.
Asla kimseye, özellikle de sevdiklerine hiçbir şeyi dayatma.
Sen şekersiz çay seviyorsun diye muhatabın da sevmek zorunda değil. Bırak herkes kendi tercihini kendi bildiği, sevdiği, istediği şekilde yapsın.
Önerilerde bulunmak hakkına sahipsin ama o kadar. Ondan ötesi senin değil, karşındakinin kararı olmalıdır ve bu karara saygı duymalısın.
Hayat düz bir şerit halinde ilerliyormuş gibi görünüyorsa da aslında kısır bir döngüden ibaret.
Evet, ömrün boyunca hep ileriye doğru yürüyorsun, hiç durmadan. Önüne hedefler koyuyorsun. Bu hedeflere ulaşabilmek için menziller geçiyorsun, merhaleler aşıyorsun ama sonunda bakıyorsun ki aynı yerde, başladığın noktada, başladığı gibi bitmiş bu yürüyüş.
Biz bu kadim gerçeği hayatın devir daiminden biliyoruz zaten. Lâkin kendimizi öyle bir kaptırıyoruz ki zamanın akışına o son noktaya geldiğimizde anlıyor, kavrıyor, kühnüne vakıf olabiliyoruz ancak.
Her hangi bir durumda haksız olmak nefsime çok ağır geliyor, yenilmiş olma duygumu körüklüyor.
Lâkin aklıselim ön plana çıkıp doğru düşünebilmeyi başarırsam görüyorum ki ders çıkartmak lazım.
O dersi çıkarıyor muyum? Orası biraz karışık, pek belirgin değil ama sesimi kısıp durumu sineye çekmeyi genellikle başarıyorum.
Helâlinden kazandığın yiyecek ekmeğin varsa ve sevdiklerin de yanındaysa sen mutlu bir insansın demektir.
Şükret, Rabbine; sonsuz kere sonsuz hem de. Fazlasına tamah etme. Bu dünyada hiçbir şeye sahip değilsin bu gerçeğin idrakiyle yaşa.
Çünkü giderken yanında sadece dört metrelik bir kumaş parçasından başka bir şey götüremeyeceksin.
Zor zamanlar dirayetli liderler çıkarır. Dirayetli liderlerin yönettiği toplumlarda yaşayanların rahatı ve refahı artar. Rahatlık ve refah arttıkça nankör insanlar çoğalır.
Çoğalır, çünkü hiç kimse dönüp önceki hayatına bakmaz. "Geçmiş geçmişte kaldı ileri bakmak lazımdır," diyerek geçmişe sünger çekmek bu nankörlüğün en önemli amilidir.
Oysaki unutmaya alışmak insanı kör, sağır ve vurdumduymaz yapar ki işte felaket bu andan itibaren gelir.
Bilenler bilir Sultan Ahmet Camii ve Ayasofya Camii'nin arasında arkalıkları olmayan sıra sıra banklar vardır. Yıllar, yıllar önce bu banklarda oturmuş hem dinleniyor, hem de o iki muhteşem mabedi seyrediyordum.
Bir kafile geldi bir ara, Japon bir gruptu.
Fotoğraf çekmeye başladılar. İçlerinden biri, genç bir kız bu banklardan birine çıktı. Sonra bir başkasının üzerine atladı, derken bankların üzerlerinde atlayıp, zıplayıp, dans edip eğlenmeye başladı.
bir çığlık vızıldadı boşlukta aniden
saplandı yüreğine adamın
korktu
amansız bir soğuk vardı dışarıda
rüzgâr çakıyor
güneş yakıyordu çıplak dallardaki karları
Efendimiz Aleyhisselâtu Vesselâm buyuruyor ki "Müminin her hâli kendisi için iyidir."
Demek ki neymiş, şikâyet etmek mümine yakışmazmış.
Şükretmek elzemmiş.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!