Allah Teâlâ insanı hiç eksiksiz yaratmıştır.
Ve tabi bu yaratış esnasında ona çeşitli özellikler de bağışlamış; uygulaması halinde ortaya çıkacak olan iyilik ya da kötülük yapma melekesi gibi, ya da cömertlik- cimrilik gibi.
Ve dahi daha başka olumlu, olumsuz pek çok özellik…
Bir şeyi beğenmemek için ondan fazlasına sahip olmak gerekir.
Hiçbir şeyi olmayan birinin Cenab-ı Hakk’ın kendisine bahşetmiş olduğu küçücük de olsa fırsatı ya da imkânı kullanması onun belirlemiş olduğu hedefine varmak için vereceği mücadelenin başlama noktası olabilir.
Bir hedef belirlemiş ve o hedefe odaklanabilmişse eğer.
Düşünmek bütün yaratılmış olan canlılar içinde insana özgü bir şeydir.
Zaten düşünebildiği içindir ki diğer yaratılmışlardan ayrıcalıklı bir yere sahiptir.
Kişi içgüdüsel bir takım hareketleri karakterinin bir parçası haline getirip bunlarla hayatına yön vermeye kalkıştığı zaman hayvanlaşma eğilimi göstermeye başlamış demektir.
Önce hayalleri ölüyor insanın. Sonra yaşamaya dair sebepler tek tek ortadan kalkmaya başlıyor. Ve beklentiler bitiyor zamanla.
Anlıyorsun ki beyhude bir koşuşturmanın içindesin.
Şayet hayatının bir yerinde bu dünyaya niçin gelmiş olduğuna dair bir bilinç oluşturmuşsan ve buna uygun da yaşamışsan sonrasında elinde avunacak bir şeyler var demektir. Öyleyse kolay gelsin.
Neyi hangi amaçla kullandığımıza bağlı olarak işlev üstlendirdiğimiz her türlü araç mesajını biz nasıl istiyorsak karşı tarafa o şekilde ulaştırır.
Bu bakımdan müsebbibi olduğu şeyin tabi olarak sorumlusu da kişinin kendisi oluyor.
Ortaya koymuş olduğumuz eylemin sorumluluğundan kaçınmak bu yüzden hiç mümkün değildir.
Kaybettiğin zaman yanında hiç kimse olmayacaktır. Bu sebepten sadece kendine güven; yeteneğine, bilgi ve tecrübene.
Zorluklar karşısında ne olursa olsun yılma, sabret ve asla cesaretini yitirme.
Allah’tan (Azze ve Celle) başka hiç kimsenin önünde eğilme ve O’ndan başka hiç kimseden hiçbir şey bekleme.
Başarmak için inanmak olmazsa olmazdır. İnanmak da yetmez. İnandıktan sonra hazırlanmak gerekir.
Neyin yapılacağı, nasıl yapılacağı düşünülmeden atılan adım fayda sağlamaz ve o işten hayır da gelmez.
Bir başka önemli konu ise ne olursa olsun, nasıl bir zorlukla karşılaşılırsa karşılaşılsın asla yılgınlık göstermemek lâzım.
Mutlu olmak da, mutsuz olmak da insanın kendi elindedir. Hayata nereden bakarsan oradan görürsün. Kim bilir, belki de bakmakla ilgili bir şeydir mutluluk.
İnsanın hayatına hâkim olabilmesinin yolu çevresel faktörlerden mümkün oldukça etkilenmemekten geçiyor. Bu da mutluluk kavramının kişiye yansımasında belirleyici bir rol üstleniyor.
Hayatının akışını başkalarının ellerine bıraktığı ölçüde de mutsuzluk kapısını çalıyor.
İnsanoğlu uzun bir yürüyüş içindedir ve çeşitli menzilleri geçerek çok önceden belirlenmiş olan bir hedefe doğru durmaksızın ilerliyor.
Hedefi nedir? Nereye doğru gitmektedir? Varacağı hedef ne kadar gerçektir? Kazancı ne olacaktır?
Buna karşılık kaybedeceği nedir? Kayıplarını kazançlarından çıkardığında elinde kalanlar o son noktada kendisine nasıl bir fayda sağlayacaktır, sağlayacak mıdır?
İnsanoğlu tatmin olmaktan uzak bir varlıktır. Çünkü nefs sahibidir. İster ki her istediği olsun. Hâlbuki bu mümkün değildir ve bunu da bilir.
Buna rağmen yine de hırsından vazgeçmeyi düşünmez, daha doğru bir deyişle düşünmek istemez. Çünkü bilir ki rızkı veren Allah’tır (c.c.) dilediği kuluna dilediği kadarını verir.
Hayattan her istediğini elde edemezsin. Elde ettiklerin de son tahlilde zaten senin değildir ve sadece bir zaman için senin tasarrufuna emanet edilmiş şeylerdir.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!