Bir şeyin tarafı olmak kişiyi giderek taraftarlığa doğru çekip fanatizme doğru yönlendirmeye başlamışsa eğer bu yöneliş onun taraftarı olduğu şeye karşı her hangi bir hamle karşısında objektif düşünebilmesini ve analiz yapma yeteneklerini örtmeye başlar.
Çünkü fanatizm insanı bağımsız düşünmekten, soru sormaktan, araştırmaktan alıkoyar.
Böyle bir durumda kişi giderek bir tür savunma refleksi geliştirip kendisini dış dünyaya ve etkilerine kapatır, her şeye şüpheyle bakmaya başlar ve doğru değerlendirme yapabilme yeteneği ortadan kalkar.
Yaratılmış olunan her şey bu dünyaya bir görev ile gönderilmiştir ve bu görevini ifa etmekle mükelleftir.
Bu açıdan bakılırsa eğer Firavun da, Nemrut da, Ebu Cehil de görevlerini yapıp çekip gitmişlerdir bu dünyadan.
Oysaki kendilerine verilmiş olunan cüzi iradelerini dirayetli bir biçimde doğru yönde kullanıp yanlış yollara sapmayabilirlerdi.
Allah'ın sevgisinden uzak olmak istemeyen bir insan, hiç kimseye kötü bakmaz, kimseye haksızlık ve zulüm yapmaz.
Hepimiz nefis taşıyoruz.
Elbette zaman zaman yanlışların ve hataların içine düşüyor ve bazen da haksızlıklar yapıyoruz.
Kıyametin ne zaman kopacağı sorusu insanoğlunun cevabını en çok merak ettiği sorular arasında yer alır.
Oysaki ne kadar gereksiz bir meraktır bu.
Kişi için kıyamet kendi ölümüdür zaten, fazlasını bilmeye ne gerek var?
Emperyalizme karşı dik duruş için zaman zaman bir takım boykotlara katılmak, sloganlar atmak yeterli değildir.
Hatta bu gibi eylemler hiç bir fayda getirmez. Bilakis boykot edilen ürünün reklamı yapılmış olunur.
Gerçek bir mücadeleden söz edilecekse eğer, kişinin hayat tarzını buna göre düzenlemesi elzemdir.
Her çözüm, kendisinden önceki bir sorun nedeniyle ortaya çıkar.
Böyle olduğu içindir ki insanoğlu ilerleyip gelişim kaydedebilmiştir.
Problem demek, düşünmeye başlamak, çözüm üretmek için bir şeyler yapmaya başlamak demektir.
Sirkeci Harem arasında çalışan emektar araba vapurlarını seviyorum ben. "Eskiye rağbet olsaydı bitpazarına nur yağardı," derlerse de eski iyidir.
Şu yeni feribotlar iyi güzel de eskilerde olan o sevimlilik ve sıcaklık yok onlarda.
Ne o öyle kâğıt bardakta çay? Kâğıt bardakta çay mı içilirmiş?
Hayat akıp giden bir nehir gibi sanki. Geldiği yer belli ama gideceği yerin belli olmadığı bir nehir...
Her kıvrımı bir bilinmezlikten önceki hali anlatan, her çağıldayışı, öfkeyi, coşkuyu.
Akışındaki coşkunluğu insanoğlunun tutkularına karşılık gelen ve derinliğindeki durgunluğun ise bilinmezliğini anlatan…
"Kurban olduğum Allah yarattığı kulunu imtihan eder. Ederken de yardım eder."
Bir film diyaloğundan alınmış bir cümle bu. Ne kadar doğru bir söz!
Öyle değil mi? İnsanoğlu bu dünyaya imtihan için gönderilmedi mi; Cennet'ini de Cehennem'ini de kendi gayreti ve emeğiyle kazansın diye?
Ne kadar sabrederse insan, ruhundan etrafa o kadar çok ışık saçar. Ruhunun sabrı kabullenmesi hayat karşısında onu daha bir güçlü kılar.
İnsan dingin bir ruha sahip olmayı başarabilmişse eğer, Allah’ın yarattıklarına tepeden bakmamayı öğrenir, O’nun mutlak gücü karşısında kendi acziyetini görür ve yaratılmış olanı hor görmemeyi, küçümsememeyi kabullenip içselleştirir.
Yaratılmış olanı hor görmemek insanı temiz tutar ve mutlu kılar. Tam da bu sebepten dolayı sabrı, mutlu olmanın anahtarlarından bir anahtar olarak görüp, gereğini yapmak gibi bir mecburiyet ortaya çıkar.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!