İnsan Allah’ın yaratmış olduğu canlılar içinde en değerli olanıdır. O kadar ki onu yeryüzünde kendisine halife yapmıştır.
Her ne kadar işlemiş olduğu günah sebebiyle Cennet’ten yeryüzüne gönderilmişse de bu günahından dolayı ebedi affedilmemiş değildir.
Bazı batıl dinlere göre insanoğlu daha dünyaya gelirken günahkârdır ve bu günahı sebebiyle hayatı boyunca diyet ödemek durumundadır.
Dua kelime olarak, çağırmak, seslenmek, istemek, yardım talep etmek anlamını ifade eder.
Dinimizde ise dua, Allah’ın yüceliği karşısında kulun aczini itiraf etmesi, sevgi ve tazim duyguları içinde lütuf ve yardım dilemesi anlamını taşır.
Dua, sınırlı ve aciz olan insanoğlunun sınırsız ve sonsuz kudret sahibi Allah ile kurduğu diyalog ve köprüdür.
sürgünlerde yıllanmışım
yalan olup harcanmışım
bütün uğraş boşa gitmiş
madrabaza aldanmışım
sür git gitmez dünya böyle
sensiz olduğum saatlerde
seni yaşıyorum sensizlikte
bir gelsen bana
kucaklasam sımsıcak
sarılsam sımsıkı
Düşünce ve anlatım özgürlüğü kişisel gelişimin ana dinamosudur.
Bu dinamonun doğru ve etkin bir biçimde çalışmasının en temel argümanı bireyin isteğiyle ortaya çıkıyor olmasına rağmen onun yetkinliği ve becerisi ile doğru orantılı olarak gelişiyor.
Buna rağmen bu gelişim sürecini etkileyen toplumsal kabulleri de elbette hiçbir şekilde göz ardı etmemek lazım geliyor.
TARİH SAHNESİNE ÇIKTIĞI GÜNDEN BU YANA BİNLERCE YILDIR HEP HÜKMETMİŞ, NİZAMI ÂLEME ADALET DAĞITMIŞ, ASLA SÖMÜRMEMİŞ, EZMEMİŞ, YOK ETMEMİŞ, ÖLMÜŞ AMA ASLA ESİR EDİLEMEMİŞ BİR MİLLETTİR ANADOLUYU KENDİLERİNE VATAN KILMIŞ OLANLAR.
TÜM MAZLUM MİLLETLERİN SON KALESİ MÜBAREK VATAN ANADOLU BUNDAN BÖYLE DE ONUN SADIK VATANSEVER EVLATLARI TARAFINDAN SON FERDİ KIRILANA KADAR SAVUNACAKTIR. BUNU BÜTÜN CİHANI ÂLEM ÇOK İYİ BELLEMELİDİR. HESAPLARINI BUNA GÖRE YAPMALIDIRLAR.
HER KARIŞI ŞEHİD KANLARIYLA SULANMIŞ BU MÜBAREK VATAN ANADOLU’NUN SADIK EVLATLARI ONU DÜN ÇANAKKALE’DE, SAKARYA’DA DUMLUPINAR’DA, NASIL SAVUNDUYSA BUGÜN DE AYNI İNANÇ VE İMANLA CANINI BİLE SEVEREK FEDA ETME PAHASINA SAVUNACAK VE ASLA GERİ ADIM ATMAYACAKTIR.
Erzurum'un bende çok güzel hatıraları vardır. 25 yıldan fazladır, benim için hüzünlü bir zaman diliminde onun o meşhur kışında kendi isteğim dışında bir başıma, parasız pulsuz, mutsuz ve umutsuz yolumun düştüğü bu şehir, bu güzel, yiğit ve mert şehir benim elimden tutmuş ayağa kaldırmış, zor bir kışı kolay kılmış beni bahara ulaştırmıştı.
O bahar; bir Ramazan günü hem biraz zaman geçirmek ve hem de kış boyunca merak edip de bir türlü gidemediğim Çifte Minareli Medrese’yi, hemen yanındaki Ulu Cami’yi gezip görmek istemiştim. Kaldığım yere de çok yakındı.
Taş mağazalardan yukarı doğru geze geze vardım önüne. Muhteşem görünüyordu ama sanki o da benim gibi yalnız, sanki öz vatanında gurbette ve sanki biraz da hüzünlü gibiydi.
akşam olur akıl susar dil anlatır kalp dinlemez
kıvrım kıvrım yollar gibi uzar gider yalnızlığım
gün görmemiş bu sevdayı çoktan sattım yok paraya
neden böyle söyle gönül bilmez misin umarsızım
bekledi
kendini bildi bileli bekledi
neyi beklediğini hiç bilemedi
ve sonra öldü
niçin öldüğünü bilerek
“Haydi, gir içeri, dedi adam, üşüyeceksin. Üzerinde bir şey yok. Zaten çok geç oldu uykun da gelmiştir artık.”
“Hayır, dedi kız, hiç uykum yok. Öylesine mutluyum ki bunu kelimelerle anlatmam mümkün değil. Çocukluğumdan beri kurmuş olduğum hayalin gerçekleştiği an bu an. Seninle evlenmenin ilk adımını attım.”
Bir filmde geçiyordu bu konuşma. Kızın evinin önündeydiler henüz nişanlanmışlardı. Gerçi nişan adamın açısından çok hüzünlü geçmişti ama kız gerçekten de çok mutluydu.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!