İnsanoğlu, iyi ve kötüyü ayırt edebilme özelliklerine ve akla sahiptir.
Ama tabi aklını doğru yönde kullanabirse..
Seçimlerinde ayırt etme yeteneğinden sapmaz, heves ve isteklerine yenilmezse..
Namaz çıkışı caminin bahçesindeki çay ocağının önünde değişik yaşlardan sekiz on kişilik bir grup oturmuş her halinden güngörmüş olduğu belli olan aksakalı bir piri faninin, öğrenmenin, öğrenci olmanın erdemlerinden söz eden sohbetini can kulağıyla dinliyor bir yandan da çaylarını yudumluyorlardı.
Lafın bir yerinde içlerinden genç biri araya girerek “İyi de hocam şimdi biz ne okuyalım?” diye sordu.
Yaşlı adam birkaç saniye gence baktı sonra yüzünde geniş bir gülümsemeyle “İlmihalini oku evladım, her daim ilmihalini oku. Tabi sadece sen değil buradaki herkes öyle yapsın. Ben hep böyle yapıyorum çünkü” dedi.
İman etmek ne demektir? En basit bir ifadeyle söylenecek olunursa eğer bu sorunun cevabı “Bir şeye çok kesin bir biçimde ve sımsıkı bağlanmak”, olarak formüle edilebilir.
Dini bakımdan söylenecek olunursa eğer, iman etmek Allah'ın bildirdiklerini itirazsız kabul etmek ve bu kabul ettiğini de dili ile söylemek demektir. Bunu yapan kişiye İslam dinine göre artık Müslüman gözüyle bakılır.
Herkes bilir ki İslam dinine iman etmenin 6 şartı vardır. Buna literatürde amentü denir. Nedir bu şartlar?
Osmanlı devlet yönetiminin Kanuni Sultan Süleyman Han’ın vefatının ardından (her ne kadar zaman zaman dirayetli hükümdarlar ve devlet adamları görmüş olda da) ehliyetsiz ve liyakatsiz ellere geçerek kan kaybetmeye başlaması, birkaç yüz yıl sonra Osmanlıyı tamamen ortadan kaldıracak olan bir örgüte kadar gelip dayanmıştır.
Zaten yüz yıllarca hem içeriden, hem dışarıdan maruz kaldığı ihanetler neticesinde iyice örselenmiş ve zayıflamış, toprak kayıplarıyla da giderek küçülmeye başlamış olan İslam’ın bayraktarı, Osmanlı İmparatorluğu her dönemde en büyük ihaneti, yetiştirip adam ettiği sonra da yetkilendirip görevlendirdiği kendi evlatlarından görmüştür.
İnsanoğlunun o zapt edilemez, önüne geçilemez amansız hırsını eğer birileri kullanmayı dilemişse mutlaka bir yolunu bulur ve onu kendisine kul eder. Yüz yıllar boyunca Dünya’ya hükmetme ve nizam verme iddiasını her zaman en yükseklerde tutmuş bir devlet elbette düşmansız olmazdı. Çok doğaldır ki Osmanlı İmparatorluğu da bunun dışında kalamadı.
iyi ki doğdun
doğdun, bizi mutlu ettin
iyi ki doğdun
doğdun, evimize güneş getirdin
Müslüman elinden ve dilinden emin olunan insandır. Alnı secdeye giden bir Müslüman’ın kendisi gibi bir Müslüman'a değil iftira atmak kötü söz ve davranışla bile mukabele etmesi istenen ve beklenen bir şey değildir.
Ne yazık ki zaman zaman Müslümanlar olarak nefsimizin arzu ve isteklerine uyup din kardeşlerimizi üzecek sözler ve davranışlar içine girebiliyoruz.
Bu, bizim eksikliğimizdir insanız… Lâkin bu eksikliğimiz hiçbir şekilde mazur gösterilemez. Ama öte yandan iyi niyetle bakılabilirse anlaşılabilir bir durumdur.
İnsanoğlu ne hepten iyidir, ne de hepten kötü. Yaradılışı gereği hem iyidir, hem de kötü.
Hangi yanının ne zaman, nerede ve hangi şartlarda ağır basacağına yine kendi özgür iradesiyle kendisi karar verir.
Verdiği bu kararlar çerçevesinde de hangi yanı süreklilik arz ederse o yanıyla değer bulur.
Bir erkeğin şusundan busundan falan söz ediyoruz ya hani, bilmeliyiz ki bu durumun en önemli amili, kadındır. Çünkü kim ne derse desin, nasıl derse desin erkeği de yetiştirip büyüten çok büyük oranda kadındır.
Asla onlara hakaret etmek kastında değilim. Artık bu dünyada olmayan annem de bir kadındır, eşim de ve dünyalara değişmeyeceğim iki kızım da.
Buna rağmen demek istiyorum ki kadın duygusallığı aşırıya kaçtığında ki çoğu zaman öyle olur, özellikle eğitim safhasında iş şirazesinden çıkıp doğru bir şekilde müdahale edilmediğinde yanlış yönlere gitmeye başlıyor.
Terörün en kıyıcı, en zalim olanı devlet terörüdür. Çünkü devlet terörüne karşı ne kendinizi koruyabilirsiniz, ne de ondan kaçabileceğiniz bir yer vardır. Kıyıcılığı da işte bu sebepten dolayıdır.
Bu ülkede devlet, güvenlik güçlerinin marifetiyle gözaltına almış olduğu insanlarına çok uzun yıllar boyunca özel olarak yetiştirilmiş sadist ruhlu katilleri vasıtasıyla hiç acımadan işkence uygulamış ve hatta bu işi sistemleştirip gelenek haline getirmişti.
Oysa günümüzde aynı devlet, artık güvenlik güçlerinin vatandaşına karşı bu suçu işlemesine izin vermemektedir. Eğer bunun hilafında bir işlem yapan varsa onu da yasalar çerçevesinde cezalandırmaktadır.
Bir ara televizyonlarda yayınlanan bir reklamda kullanılan bir cümle çok hoşuma gitmişti. Diyordu ki reklamda “Dünyada sadece bir kentte bir kıtadan diğerine geçtiğinizde içtiğiniz çay hâlâ sıcak kalır.”
Evet, gerçekten de öyledir. İstanbul’da yaşayanlar ya da İstanbul'a gidip gelenler bilirler.
Şehir hatları vapuruna binip şöyle güzel bir yer seçtikten sonra elinde tepsiyle dolaşan garsondan bir bardak çay almışsanız ve bir de mevsimlerden kışsa, sıcacık vapurun içinde camdan denizi ve güzelim İstanbul siluetini seyretmeye dalıp o çayı zevkle içerken bakmışsınız ki karşı kıyıya geçmişsiniz.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!