Mankurt, günümüzde sosyal kimlik değiştirmek suretiyle, yaşadığı topluma yabancılaşmayı ifade etmek için kullanılan bir terimdir.
Türk, Altay ve Kırgız efsanelerinde bahsedilen, bilinçsiz kölelere verilen bir isimdir. Kökeni Orta Asya'ya dayanmaktadır.
Kırgız Yazar Cengiz Aytmatov’un ‘Gün Olur Asra Bedel’ isimli romanında anlattığı hüzünlü bir hikâyeyle bilgi dağarcığımıza girerek günlük kullanımımıza katılmıştır.
Yerli olmak deyiminin insanda çağrıştırdığı şey bir şeyin bir yerde kök salmış olması demektir. Bu deyim aynı zamanda kadim zamanlardan bu yana bir yerde eğleşmek, orada bulunmak anlamını da taşır.
Bu durum tabi ki sadece insan için geçerli değildir tabiatta var olan pek çok canlı varlık için de aynı şeyi söylemek mümkündür.
Diğer canlıları şimdilik bir kenara koyup insan dönecek olursak eğer biliyoruz ki dünya var olduğu günden beri nasıl ki her tarafında insanlar yaşamışlarsa ve halen yaşıyorlarsa Anadolu topraklarında da durum aynıdır. Bin yıllardır bu topraklar pek çok millete yurt olmuştur.
Varsayalım ki başaramadık. Ne kaybederiz? Evet, zaman kaybederiz. İyi de başarıp başaramayacağımızı nasıl anlayacağız?
Denemeden bilemezsin. "Denedin yenildin, olsun gene dene gene yenil, daha iyi yenil" diyen Samuel Beckett ne kadar haklı.
Hiç bir başarı bugünden yarına olmuyor. Her başarılı girişimin ardında ne büyük başarısızlıklar var, bir bilsek.
Dünya insana hiç de küçük değildir aslında, yeter ki yetinmeyi, kanaat etmeyi bilsin.
'Dünya insana küçük geliyor,' düşüncesiyle hareket eden birisi elbette ondan daha fazla pay kapmak uğruna eline geçirmiş olduğu fırsatları haksızlık yapmak için kullanır.
Ve fakat “Bu dünya herkese yeter,” diye düşünen biri ise elindeki imkânları paylaşarak dünyayı daha bir yaşanılacak yere çevirmeyi başarır.
“İyot nedir dede? ” Diye sordum
“Ne iyotu oğlum, o da nereden çıktı? ” dedi dedem.
“Dışarıda adamın biri ‘İyyooot’ diye bağırıyor ya,” dedim.
bırakıp gittiğin gün öldüm
sonra kendimi kendim gömdüm
öldüm ve gömdüm sonrası yok
yalan yok bir hiç oldum bilen yok
Yol medeniyettir. Yolun olmadığı yerde hiç bir şey olmaz. Yolun gittiği yere ise önce ticaret gider sonra yatırım gider.
Gelişmiş hangi ülkeye bakarsanız göreceksiniz ki bu ülkelerde kara yolları, hava yolları, demir yolları, (denizi olan ülkelerde) deniz yolları gelişmiştir.
Yolun yoksa ne kadar üretirsen üret ürettiğini ulaştıramayacağın için ürettiğin şey elinde kalır. Zaten son tahlilde satamayacağın şeyi niçin üreteceksin ki?
İzlediğim bir filmde Harvard’da tıp okuyan genç delikanlı arkadaşıyla burs konusunu konuşurlarken lafının bir yerinde “Okul ve günlük şahsi giderlerim için 300 bin dolara ihtiyacım var,” diye bir laf etti.
300 bin dolar… Hayır, Türk lirasına çevirmeyeceğim.
'Yolgeçen hanı' diye bir deyim vardır ya hani, herkes bilir. Daha çok selam vermeden gelip geçenler için söylenir, ikaz mahiyetinde.
Evet, han dediğin eskinin oteli, gelen kalır, işi biten alır dengini çeker gider. Yani yolgeçen hanı, yani sözü edilen.
Hah işte, dünya da öyle, yolgeçen hanı, insan için. Yalnız insan için mi? Bu dünyadaki her tülü canlı için de öyle. Gelişimiz pek selâmsız olmasa da gidişimiz selâmsızdır. bir "eyvallah" diyecek zaman bulamayız hiç kimseye.
Yaratılmış olan her şey belli bir zaman için bu dünyayla ilişki halindedir. Dünya sahnesine çıkan her canlı için mutlak bir son var ve insanoğlu da bundan beri değil.
Bu kesin gerçek karşısında yapılabilecek hiçbir şey yok. Bunu tüm canlılar içinde bir tek insan biliyor ama buna rağmen yine de bilerek ve isteyerek hırsının ve bencilliğinin kurbanı olmayı seçiyor.
Kendi iradesiyle...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!