Fransa - İzlanda basketbol maçına denk geldim. Tekrarı veriliyordu, son periyot.
Fransa 50 sayı fark atmış maç artık idman maçına dönmüş.
Bir ara tribünlerden üzerinde İzlanda forması olan 4-5 yaşlarında sarışın, güzel mi güzel bir delikanlının ağlarkenki görüntüsü geldi ekrana.
Hani şu videocu mafya babası var ya kendisine 'reis' dedirten müptezel.
O işte... Pek çok benzerleri gibi 'ülkücülük' maskesi arkasına saklanıp bundan güç devşirerek yaşadı yıllarca.
Bu maskeyi kullanarak nice garibanın kanına girdi, malına mülküne çöktü, haram yedi, kim bilir nice insanın ahını aldı.
Filistin topraklarında, özellikle de Gazze’de yaşayan Müslümanlar, İsrail’in kuşatması ve ambargosu yüzünden çok zor günler yaşıyorlar uzun bir zamandır. Görünen o ki bu Siyonist mezalim epey bir süre daha sürecek..
Çünkü ne yazık ki Filistin topraklarının işgaline ve bu işgalde uyguladığı katliama İslam âlemi dün olduğu gibi bugün de alabildiğine bir duyarsızlık içinde.
Çünkü İslam âlemi işbirlikçi yöneticileri vasıtasıyla düşürülmüş olduğu bu Emperyalist, Siyonist kıskacın cenderesinde.
90 küsur yıldır bu millet size çok sabretti. Tek huzursuzluk çıkmasın, ülke karışmasın diye kan tükürdü “kızılcık şerbeti içtim,” dedi, sabretti. Her türlü pisliğinizi, melanetinizi, zorbalığınızı sineye çekti.
Ama yeter artık. Bundan böyle hangi dilden anlıyorsanız bu millet o dilden konuşacak sizinle. Bunun ilk örneğini 15 Temmuz’da görmüştünüz.
Evet, anladığınız dilden ama sizin gibi asarak keserek, işkence edip zindanlarda çürüterek, yalanlarla, iftiralarla değil, tam tersine anlatarak, göstererek, belgeleyerek kanunlar ve hukuk çerçevesinde yapacak bunu.
Paralel çete, her işini bitirdi şimdi de rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu'nun ölümünü Başbakan Erdoğan'a yamamanın yollarını aramaya başladı. Zaten bu konuda ortaya bir takım iddialar da atılmaya başlandı.
Kasetçi ya bunlar, deniyor ki ellerinde bir kaset varmış. Bu kasette başbakan, fıkıh uzmanı ve aynı zamanda Yeni Şafak Gazetesi Yazarı Prof. Hayrettin Karaman'dan telefonla Yazıcıoğlu'nun öldürülmesi ile ilgili olarak fetva almış.
Ak Parti’nin kaybetmiş olduğu yaklaşık % 9’luk oyun büyük bir çoğunluğunun Kürtlere ait olduğu açık bir gerçek. Bunun tartışılacak hiç bir yanı yok.
Ne oldu da Kürtler Ak Parti’den desteğini çekti? Asıl sorulması gereken soru budur. Ak Parti’nin işte bu soruya bir cevap bulması gerekmektedir.
Evet doğrudur, Ak Parti’den şu ya da bu şekilde rahatsızlık duyanlar uluslar arası bir konsorsiyum önderliğinde iç dinamiklerin de bir araya getirilmesiyle görünür bir başarıya ulaşmışlardır. Peki, tamam da bu başarıya Ak Parti kadroları ne kadar katkıda bulunmuştur, bulunmuş mudur? Ayrıca bu sorular da cevap bekleyen sorulardır.
Bugün artık çok iyi biliniyor ki Yüce Din’imiz İslam’a ulu orta saldırmakla ona inananları dinlerinden vazgeçiremezsiniz. Öyleyse ne yapmalı da bu dini bozup tahrif ederek mensuplarını dinlerinden uzaklaştırmalıdır?
Günümüzde teknolojinin de imkânlarından faydalanarak çeşitli propaganda teknikleri geliştirilmiş olduğu bilinen bir gerçektir. Bunların en bilineni yayın yoluyla toplumların dimağını iğfal etmektir. Ve bunu da çok başarılı bir şekilde yapa gelmektedirler. Örnek mi? Pek çok kanalda gösterilen şu yerli diziler, meselâ.
Gerçi bunlara karşı bir insan isterse bir takım önlemler alabilir, musibetini bertaraf edebilir de bir başka propaganda şekli var ki buna karşı önlem almak öyle pek kolay bir iş değildir. Bu teknik, uygulayıcıları vasıtasıyla o kadar ince bir zekâyla şekillendirilir ve sunulur ki muhatabının yapabileceği pek fazla bir şeyi yoktur.
Bizde adettir, ülkemize gelen yabancılara Türkçe öğretmeye bayılırız. Öğrettiğimiz bir iki kelimeyi zar zor, yarım yamalak söylediklerinde de sanki dünyalar bizim olmuş gibi seviniriz.
Bu davranışın aslında bir tür aşağılık kompleksinden kaynaklandığını biliriz ama bile bile de bu davranışımızdan bir türlü vazgeçmeyiz, vazgeçemeyiz.
Çünkü bize göre bir yabancının birkaç kelime Türkçe öğrenmesi demek Türk Milleti’nin onların gözünde meşruiyet kazanması demektir.
BDP, Suriye’ye yapılması muhtemel bir askeri operasyona “Savaşa hayır” sözleriyle karşı çıkıyor. Bu slogandan yola çıkarak BDP’nin itirazı ilk bakışta doğru ve haklı gibi görünüyor olsa da aslında bu itirazın asıl sebebi savaşa karşı çıkmak değil, tam tersine savaşa karşıymış gibi görünüp Suriye’de halen süren iç savaşın sürdürülmesini istemektir.
BDP mademki savaşa karşıdır bu karşıtlığını niçin meselâ ülkemizde on yıllardır süregelen savaşa ve Suriye’deki iç savaşa daha en başından bir iki yasak savma kabilinden cılız söylem dışında dillendirmedi? Dillendiremezdi çünkü asıl stratejiye ters bir durum olurdu bu. Nedir asıl strateji? Elbette Ortadoğu’da çok uzun bir geçmişten bu yana bağımsız bir Kürt devleti oluşturma emeli ve niyeti.
Bu düşünce bu gün için her ne kadar direkt olarak BDP tarafından açık bir dille dillendirilmiyorsa da biliniyor ki PKK’nın ilk çıkış noktası bu bağımsızlık isteği ve emelidir. Fakat geçmişteki tecrübeden yola çıkarak PKK ve BDP’nin direk olarak bağımsızlık isteğini dillendirmek pratikte mümkün olmadığı için daha tali ve gerçekçi bir takım istek ve söylemlerle yoluna devam etmeyi tercih etmiş ve devletin de yanlış politik tercihleri sebebiyle bu çabasında da görece bir başarıya ulaşmıştır. Şimdi sıra kazanılmış olunan bu başarının üzerine binayı oluşturmaktır.
Demek ki neymiş, halka rağmen iktidar olsan bile muktedir olamazsın.
Gün gelir tepe taklak gidersin.
Hayat bu kadim gerçeği Suriye'de bir kere daha anlamayan beyinsizlerin gözüne soktu.
Gücüne güvenen yine başka bir güç tarafından alt edilir.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!