1011- Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz./Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde." demiş Ziya Paşa. Boşuna söylenmiş bir söz değil. Her devirde olduğu gibi günümüzde de boş işlerin peşinde laf üreten her şeyin uzmanı(!) o kadar çok bilmiş var ki elini sallasan birine çarpar. İyisi mi bunları önemsemeyip yok saymalı, işimize bakmalı ve “zaman” denilen değerli nimeti boşa harcamamalıyız.
1012- Her konuda uzmanız. Bilmediğimiz hiçbir şey yok. Ama bir şeyi bilmiyoruz. Bilen kişi bilmediği konuda susar. Her konuda laf üretip ahkâm kesenleri kaale almamak, ruh sağlığımızı korumamız bakımından elzemdir.
1013- Gücüne güvenip çevrene ve komşularına karşı haksız davranışlar içine giriyorsan bilmelisin ki gün gelir devran döner ve hiç kimseden yardım göremezsin. "Komşu komşunun külüne muhtaçtır," diye boşuna söylenmemiştir.
111 - İnsanın konuştuğu dilin sınırları onun aynı zamanda düşünme kapasitesinin de sınırlarını oluşturur. Çünkü her insan kullandığı dili ne kadar konuşabiliyorsa o kadar düşünür.
112 – Allah’ın rızasını kazanmak insanın en önde gelen amacı olmalı ve hayatını her yönüyle buna göre düzenlemeli ve yaşamalıdır.
113 – “Dostum” dediği kişilere her hangi bir nedenle kendisini hatırlatma gereği duyuyorsa insan, o kişi onun dostu ve hatta arkadaşı bile değildir. Dosta davet gerekmez. Çünkü dost dostun her an yanında ve her an ondan haberdardır, binlerce kilometre uzakta bile olsa.
Büyük kızım henüz iki yaşındaydı bir sabah kalktık bir baktık ki her yer bembeyaz. Gece kar yağmış bahçede en az yarım metre kar var. Hafta sonu. Bizim buralara bu kadar çok kar her zaman yağmaz. Fırsat bu fırsat, kaptım kızı dışarı çıkartıp bahçede karlara yatıracağım. Annesi önüme geçip engelliyor. İlla ki üzerine montunu falan giydirecek.
Ben itiraz ediyorum. Çocuk soğuğu iyi bir hissetsin istiyorum "Nuh,” diyor, “Peygamber,” demiyor. "Bu kadar korumacı olmak iyi değil," diyorum, dinlemiyor. " Böyle olmaz sonra çıtkırıldım olur," diyorum. "Olsun, zaten o bir kız çocuğu," diyor. "Soğuğa da alışsın, soğuğu da tanısın." diyorum. "Daha sonra alışır," diyor işi yokuşa sürüyor.
Bakıyorum olmayacak kaptığım gibi kızı doğru dışarı. Yatırıyorum karlara bir hoşuna gidiyor bir hoşuna gidiyor. Hanım bakıyor ki kızın neşesi yerinde çaresiz sesini kesiyor. Biraz tedirgin ama gülümseyerek bizi izliyor.
731- Savaşmak istemiyorsan savaşa her an hazır olmalı ve hazır olduğunu düşmanının da bilmesini sağlamalısın.
732- Büyük kahkahalar büyük acıları, onca kalabalıklar içinde insanın yalnızlığını, kederlerini, çaresizliklerini örtmeye yarayan bir enstrümandırlar.
733- İnsanoğlunun en büyük açmazı yetinmeyi bilmeyip açgözlü davranması ve bu eksikliği nedeniyle de güzelim dünyayı yaşanamaz hale getirmesidir.
1001- Bizde bir laf vardır der ki “ İnsan insanın kurdudur. Bu söz ne yazık ki boşuna söylenmiş bir söz değil. Hâlbuki insan insanın yurdu olsa daha güzel değil mi, ya da ufku? Fakat bir türlü tatmin edemediğimiz hırsımız, evcilleştiremediğimiz ilkel yanımız, zapt edemediğimiz nefsimiz bizi bize bırakmıyor. Yazık değil mi bize?
1002- Rıza-i İlahi'ye uygun hareket etmenin yolu şükür nimetini gereği gibi kullanmaktan ve kişinin hayatının her anında şükretmeyi kendisinde alışkanlık haline getirmeyi bilmekten geçer.
1003- Aslolan tavır ve davranışlarımızı başkalarının bizi övmesi için değil, Cenab-ı Allah'ın rızası doğrultusunda düzenlememiz gerektiğidir. Yoksa uğraşımız boşuna olur ve Allah indinde bir kıymete sahip olmaz. Azze ve Celle.
Komşularımızla sorunsuz bir ortamı paylaşmak iyidir, tercih edilen de bu olmalıdır ama komşunun kendi içinde yaşamış olduğu sorunları çözmesinde ona yardımcı olmayı istemek kötü müdür?
Komşumuz yaşadığı sorunu çözmesi konusunda ona yardım etmemizi istemiyor olabilir bu da saygı duyulacak bir şeydir lâkin eğer evinin içindeki sorun dışarıya yansımaya ve daha da önemlisi o evin bireylerini olumsuz yönde etkilemeye başlamışsa sorunsuzluk durumu zaten ortadan kalkmış demektir.
Bu aşamadan sonra diğer komşulara sorunun çözümü konusunda söz söyleme ve müdahale etme hakkı doğar
.
gün düşer güldeki çiyin üstüne
sabah olur sessizlik son bulur
bir telaştır kopar gelir ansızın hep aynı hikâye
bir yudum su bir dilim ekmektir oysa nasibine düşen
ne çok yürek var ruhsuz
sevgisiz
inançsız
cansız
ve ne çok hayat
Berber tıraş etmekte olduğu müşterisine dükkâna doğru gelen çocuğu göstererek, “Şu gelen çocuk var ya gördüğüm en aptal çocuktur. Şimdi izle.” der.
Kapıdan giren çocuğu yanına çağırır ve “hangisi?” Diye sorar. Bir elinde madeni bir lira, diğerinde de 5 liralık bir banknot vardır. Çocuk bir lirayı alır gülerek kapıdan çıkar gider.
Berber tıraş ettiği müşterisine dönüp, “Demiştim değil mi, bu hiç değişmez, her zaman böyledir. 5 lirayı almak varken o bir lirayı aldı,” der.
"Bizim evde o zamanlar pek çok evde olduğu gibi banyoda kazan vardı. Banyo yapmak istediğimizde annem o kazanı yakıp suyu ısıtır biz de öyle banyo yapardık. İşte ben o banyodaki kazanın sobasında Nazım Hikmet’in kitaplarının ısıttığı suyla yıkandım, evdeki sobada Pablo Neruda’nın kitaplarıyla ısındım.”
Beyazıt Öztürk… Hani şu televizyon şovmeni… Kimilerinin sanatçı dediği popüler şahsiyet… Çok zaman oluyor bir programında komiklikler yapıp 12 Eylül döneminin o zor günlerini kendine özgü sözüm ona mizahi bir dille eleştirip anlatırken lafının bir yerinde yukarıdaki cümleyi sarf etti.
Gülümseyerek seyrederken, bu sözleri duyduğum anda gülümsememin yüzümde donduğunu hissettim. İçim ezildi, yüreğim burkuldu. “İnsan kendisinin ya da ailesinden her hangi birinin yapmış olduğu böylesine utanılacak bir hareketi nasıl olur da sanki çok onurlu, çok saygı duyulacak bir şey yapmış gibi böbürlenerek anlatır?” Diye geçirdim içimden.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!