____________sürgünde
dün gece yeniden okudum mektuplarını
okşadım resimlerini birer birer
ve dertli ve hüzünlü ve yalnız
yine sensizdim işte
gidiyorum buralardan bir daha dönmeyeceğim
düşmesin ayrılığın hüznü gözlerinin rengine
ne olur anla beni yüreğim başka sevdaların peşinde
hadi el salla ne kadar için acıyorsa da gülümse
elveda gidiyorum ben artık sensizliği bile göze alarak hem de
Hayat kayıplardan ibarettir. Hiç kimse “kazandım” demek cüretini gösteremez. Çünkü kazandığını sandığı her şeyi günü geldiğinde terk etmek zorunda kalacaktır.
İşte tam da bu yüzden kişi, hayatını beyhude işlerde harcadığının ayırtına vardığında öne süreceği mazeretlerin hiçbir geçerliliği olmaz.
“Hayat benim, dilediğim gibi yaşarım,” gibi bir takım savunma sözlerinin ardına sığınmak da kişiyi düşmüş olduğu açmazdan kurtaramaz. Çünkü her şey gibi hayatın da bir sonu var ve zamanı geldiğinde biter.
101 – İmkânsız diye bir şey yoktur. İmkân denilen şeyin sınırlarını Kaderi İlahi belirler. Çünkü kaderi de yaratan imkânsız olanı olabilir hale getirebilecek güce sahiptir.
102 - İnsan son anını görmeden “kurtuldum,” dememelidir. Çünkü Cenabı Hak iyiyle ya da kötüyle kulunu her an sınar.
103 – Dua kul ile Rabbi arasında bir köprü, bir tür iletişim aracıdır. Dualarımızla yakınlaşırız bağ kurarız Yaratan’ımızla. Allah’ın (Azze ve Celle) biz insanoğluna bahşetmiş olduğu en büyük nimettir dua. Dualarımız olmasaydı biz ne işe yarardık?
hoş geldin
çok geç kaldın
beklettin
çok geç geldin
bekledim
ama olsun
Açık görüş var dediler, anneler günü için. On beş gün önceden söylediler ki uzaktan geleceklere haber verilebilsin. O zaman ceza evlerinden evle irtibat kurmanın bir tek yolu vardı: Mektup. Hemen kâğıda kaleme sarıldı bütün koğuş. Herkeste bir heyecan. Az şey miydi? İlk kez bir açık görüş yapılacaktı. Mektuplar yazıldı alel acele. Hiç zaman yitirilmeden askeri postaya verildi.
Sıra anneler gününü beklemeye gelmişti. Ama burası siyasi bir cezaeviydi ve ne zaman ne olacağını kimse bilemezdi. “Şu açık görüş gününe kadar olumsuz bir şeyler olmasa da izin güme gitmeseydi.” Koğuşta hemen her kes böyle düşünüyor olmasına rağmen hiç kimse bunu yüksek sesle dillendirmeye cesaret edemiyordu. Olur muydu hiç, bir açık görüş için, düşman karşısında mücadeleden geri durulur muydu? Devrimci ahlâka sığar mıydı? Elbette sığmazdı. Bağırlarına taş basarlardı da taviz vermezlerdi, yakışmazdı.
Vermediler de. Ne olmuşsa olmuş bir nedenle idareyle yine takışmışlardı. Bunun doğal sonucu elbette cezalandırılmaktı. Ceza olarak da açık görüş izinleri ellerinden alınmıştı. Kabul etmediler verilen bu cezayı tabi. Lâkin etmeseler ne olacaktı ki? Yapabilecekleri fazla bir şey yoktu, ceza evini ayağa kaldırmaktan başka. Çok çok açlık grevi yapabilirlerdi. O eylemden de daha yeni çıkmış oldukları için yıpranmış, örselenmiş bedenlerine bir açlık grevi daha ağır gelirdi.
Sözlük anlamı bir toplum içinde kişilerin uymak zorunda oldukları davranış biçimleri ve kuralları, olarak tanımlanan ahlâk, huy, tabiat, mizaç, karakter anlamlarında da kullanılır.
Bir terim olarak ise insanın iyi ya da kötü olarak nitelendirilmesine manevi vasıfları, huyları ve bunların etkisiyle ortaya koyduğu bilinçli davranışların bütününe verilen isimdir.
Aynı zamanda bu konuyu inceleyen bilim dalına da ‘Ahlâk’ adı verilmiştir.
mapushane
seni yapan kör olsun
kör olsun da
tüm dünyası yok olsun
Dokuz yaşında ya vardım, ya yoktum. Ne olmuştu da yengem (amcamın hanımı) bizi akşam yemeğine davet etmişti şimdi hatırlayamıyorum. Ama yengemin böyle adetleri olmadığını bildiğim için bizi niçin davet ettiğini doğrusu ya, merak da etmiyor değildim. Yalnız ben mi? Annem de bu işe çok şaşırmıştı da 'Dur bakalım bu işten ne çıkacak? ' diye kendi kendine söylenmişti. İki elti pek geçinemezlerdi. Paylaşamadıkları ne varsa...
Bizim evimizle amcamların evi bir bahçe içinde arkalı önlü bir durumdaydı. Yol tarafındaki iki katlı ahşap evde biz, iç bahçedeki yeni evde amcamlar oturuyordu. Bu evi amcam yapmış, bitince de hep birlikte oturduğumuz eski evden buraya taşınmışlardı. Onlar yeni eve taşınalı çok olmamıştı ki babam vefat etmiş, biz dört kardeş annemizle bir başımıza kalmıştık. Hoş pek ortada kalmamıştık ama yine de babasız kalmıştık işte. Büyük olarak yakınımızda bir tek amcam vardı.
Ahşap evde hep birlikte oturduğumuz dönemlerde eve önce amcam gelirdi. Bahçe kapısından girerken illa ki şöyle bir öksürür geldiğini belli ederdi ki evdekiler toparlanıp kendisini karşılasınlar. P.T.T. de memurdu. Babam ise zanaatkâr olduğundan dükkânını çarşının âdeti olduğu üzere hava kararmaya yüz tutmadan kapatmaz, bunun için de eve daha geç gelirdi.
*- Kazanmak mı istiyorsun, o halde başladığın işi asla yarım bırakma, terk etme, çok çalış, temiz çalış, adil ol, uzmanıyla çalış, şikâyet etme, açıklamaya çalışma ve hedefine odaklan. Çünkü terk edenler asla kazanamaz. Kazananlar ise asla terk etmemiş olanlardan çıkmıştır.
*- Evet, iyi bir planlama yapmak için belirlenmiş olan hedef hakkında derinlemesine bir bilgi birikimine sahip olmak birincil meseledir. Hedefe varmada iyi bir planlama başarı için olmazsa olmaz en önemli faktördür. İyi bir plan yapmanın da bazı koşullarının olduğunu unutmamak gerektiği konusu ise akıldan hiç çıkartılmamalıdır.
*- Araştırma yapmak, danışmak, hedefe yürürken çıkabilecek muhtemel sorunlara ve zorluklara karşı öngörülerde bulunup, bunlarla ilgili bir takım tedbirler ve önlemler almaksa planlama yapmanın bir başka boyutudur.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!