Usulca geçtim yeryüzünü.
Ardında güneş vardı.
Deli rüzgârlar…
Kalbimde uluyan kurtlar vardı!
İnkarım yalnızlıklar...
Var mıydım ki yok olayım.
Yaşasın o ilahi kudrette yokluğumun varlığı.
İnsan mı yolda gider.
Yol mu insandan geçer.
Yoldur sanırım aslolan,
Yolcu her zaman gider...
Yazgısını anlattı kadın
Hayat denilen bu zengin sofrada
Hiçbir şeye el uzatamayışını
Günahlarını anlattı adama
Bekçilerini yüreğinin
Elini uzatmak bir yasak elmaya.
Kokusunu duymak burnunun sızısında.
Asıl kendi hakkın olduğunu bilmek.
Sonra kaderinin ne olduğunu hatırlamak levh-i mahfuzda.
Sorgusuz kabullenmek.
Kaçıp giden uykumun en yorgun yerinde,
Bu sessizliğime ses veren de kim?!
Şu kederi büyümüş gözlerimin dalıp gittiği saatlerde,
Kendini özleten ve sonra yine çekip giden sevgilinin
hayaliyle oyalanan,
İnceden yağmur yağıyordu.
Ayaklarım anlamsız bir yolculuğa sürüklüyordu beni...
Sokaktaydım, nereye gideceğimi bilmiyordum.
Öylece sürüklüyordum yorgun bedenimi.
gri bir sis,
ürkek bir aşk edası var havada.
bu üzerime damla damla düşen çiy,
gözyaşları mıydı yoksa hayallerimin
önce rüzgara, sonra bulutlara karışan.
''yak gel gemileri'' der bilmem hangi şair..
iyi de,
ortada ne sen var,
ne yakılacak bir gemi,
-ne de sığınacak bir liman.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!