Bilmez misin annem doğanlar ölür,
Her hasretlik zaten böyle başlıyor,
Diyorsun ki ben buna dayanamam,
Her yaşayan bahçede solacak Gül'dür.
Bilmez misin annem doğanlar ölür,
Sararır güz ekini yaşadıkça hayatı,
Yaprakları muamma, başağı muammadır,
Gözler sadece görür anlamaz ki halinden,
Kim bilir yapraklarla, başağı ne anlatır...
Kaç ayrılık gördü düşünmeden eşinden,
Bir ölüm gelecek elbet güzel bir günde,
Çöküp de oturacağım kaldırım üstüne,
Parmağımda şahit olsun bu gümüş yüzük,
Tüm varlığım şimdi bu mavi çantada.
Bir parmak kalkacak hak huzuruna,
Salardı geceye eteklerini,
İnce edalı narin bir hanım,
Kahrederdi baksa gözleri,
Sanki kuyuya düşerdi insan.
Öyle sosyeteydi mahallede,
Kalın bir perde ve uykusuz Çınar,
Derenin coşması hani ne işe yarar,
Yıllar yaşlandırmış göz perdelerini,
Ömrünün son kalanı kapıya bakar.
Dalları sallar üstünde yaşlı Çınar,
Bir ayağın kayar düşersin yerde,
Yürümeyi öğrenirsin düştüğün yerde,
Dağlar sıra sıra dizilir giderken yola,
Bu yolda yaşlanırsın bir hiç uğruna.
Saatler durmaz gider akrepler sokar,
Ah saymadım bilemem kaç bin yüz kanat vardı,
Kimini rüzgar kırdı, kimini dost sandıklarım,
Yürekse delik deşik kaç bin yüz kurşun kaldı,
Benim ki yaşamak mı sanmam bir serserilik.
Sinesine bağlandığım sen ey elleri narin kadın,
Söyle hangi bilinmezdesin,
Atımı oraya süreyim hızla,
Hangi saltanat peşindesin,
Yoruldun mu hangi yokuşta?
Bir iklim söyle çiçek çiçek açtığın,
Vurur ahşap bir karanlık,
Beni bırak git yalnızlık,
Perdelerim matem yüklü,
Benim derdim bir ömürlük.
Sanmam dinmez bende acı,
Sen bir şeytanın kalleşliğinde,
Ben Yusuf'un zindanındaydım,
Sen sinsi sinsi gülerken odanda,
Ben zemherinin donundaydım.
Ben ağlardım çünkü insandım.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!