Bugün akşam namazı saatinde yuşa tepesindeydim... Bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyordu..yüksek bir tepe olduğu için fırtınadanda nasibini ziyadesiyle alıyordu.. Öyleki; fırtınadan ve yağmurdan dolayı insanlar ayakta durmakta dâhi bir hayli zorlanıyordu... Buna rağmen, hayatım boyunca senede birkaç kez ziyaret ettiğim bu tepeyi ben hiçbir zaman bu akşamki kadar dolu görmedim...Arabaya yer bulmak mümkün değildi..Derdini tasasını alan,gönlünü yüreğini kapan, soluğu yuşa hazretlerinin yanında almıştı...
Eeee...Böyledir bu işler..
Güzel insanlar, dünyalarını değiştirmişte olsalar, arkalarında hoş bir sada bırakırlar..İnsanlar, dertlerini sıkıntılarını paylaşmak istediklerinde , biri ile sırrını paylaşmak istediklerinde, dünyasını değiştirmiş de olsa güzel olanın yanına koşarlar... İyi olanın yanına sığınırlar...İyi ve güzel insanların sadece dirisi değil, her hali huzur verir
İyilik iyidir...
Yaraların kabuk bağladığı gün,
Gözlerin teslim olup ağladığı gün,
Umudun, içindeki acıyı dağladığı gün,
Kaderinin çiçeklenmeye tenezzül ettiği gündür...
Kışların bahara evrildiği gün,
Önündeki engeller devrildiği gün,
Yüzlerce göz baktı geçti yüzüme..
Bir tek senin gözlerin dokundu özüme..
Bin şiir yazdım, binbir kitap eskittim..lakin;
Bir tek senin ismin yakıştı sazıma sözüme..
Az gittim uz gittim, hep sana vardım..
Allahu Teala kur'an-ı Kerim'de eşleri anlatırken zevc tanımını kullanır...
Zevc ile zevce , ayakkabının iki teki demektir...
Nasıl ki ayakkabının iki eşi aynı değilse, erkek ile kadın da aynı değildir...ikisinin yaradılış gayesi aynı olsada, iş bölümleri farklıdır... Nasıl ki sağ ayak için yaratılmış ayakkabıyı sol ayağa giyemezseniz, erkeğin sorumluluklarını kadına, kadının sorumluluklarını erkeğe yükleyemezsiniz...
Sağ ayak, sol ayağa göre biraz daha iri,biraz daha kaba, biraz daha kemiklidir.. sağ ayak sol ayağa göre daha güçlü ve daha denge sahibidir... Sol ayak ise daha narin, daha incedir... Ama her ikisi de birbirine eştir... Birbirlerini bütünleyicidir... Çağımızda, sağ ayak için yapılmış ayakkabıyı sol ayağa... Sol ayak için yapılmış ayakkabıyı da sağ ayağa giydirmeye çalışıyorlar... Yani allahü Teala'nın yeryüzünde, kadın ve erkek üzerine kurduğu düzeni değiştirmeye... Görev dağılımını bozmaya çalışıyorlar... O yüzden Ruhlar sıkıntıda..Nasıl ki, sol ayak sağ ayak için üretilmiş ayakkabıyı giydiğinde içinde sıkılıyor bunalıyor ve dengesini kaybediyorsa, insanoğlu da kendisi için üretilmemiş bir kalıba girerek kendisini sıkıyor bunaltıyor dengesini bozuyor... Allahu Teala bedensel olarak, erkeği kadına göre daha güçlü yaratmış... Ona avcılık ve toplayıcılık görevini yüklemiştir... Kadını ise manevi olarak, daha güçlü yaratmış... Ona da aileyi derleme toplama.... Psikolojik olarak onları dengede tutma görevi verilmiştir.... Fakat ne yazık ki erkekler, kadınların kraliçe arı olduğunu..onlar kovanda olmazsa, kovanın yabancı arılar tarafından talan edileceğini... Akabinde de söneceğini unuttular..., kendilerine verilen bu bedeni gücü, avcılık yapma yerine, kadınlar üzerinde güç uygulama aracı olarak kullanmaya başladılar...Bu durumdan sıkılan kadınlarımız ise "kariyer edineceğim"... "Kendi ayaklarımın üstünde duracağım" sevdasıyla sokaklara döküldüler... Erkeğin omuzundaki avcılık görevini aldılar..Kendilerinin, kovanın kraliçe arısı olduğunu unuttular..Avcı arı olarak doğaya salındılar... Böylece hem erkek hem kadın olmak zorunda kaldılar...
SONRA...?
Yazın ekinler biçilipte patoz vurulunca, patozdan yerlere buğday tanesi dökülebiliyordu...Babannem hiç üşenmezdi..Oatoz vurma işlemi bitince ızgaranın altına dökülen taneleri tek tek eliyle toplar çuvala koyardı...Hayret ederdim..Çuvallarca buyday elde edildiği halde babannemin eğilip yerden o bir avucu dahi doldurmayacak olan buğday tanelerini toplamaya çalışması, onlara tenezzül etmesi tuhafıma giderdi...
Neden bunu yaptığını sorduğumda;
"Emek verdik kızım, ziyanmı olsun " derdi...Meğerse çiftçilerin birçoğu bunu yaparmış, sonradan öğrendim...
Aradan yıllar geçti...şimdilerde tabağımın dibinde kalan pilavı veya yemeği dökecek olsam aklıma bu hadise gelir, kendimi kınarım...
Çöpe döktüğüm veya görmezden geldiğim şey, aslında yorgun bir çiftçinin belkide eğilip yerden topladığı emeğidir diye düşünür, dökmeye utanırım...
Kaldıki; öyle bir çağda yaşıyoruz ki; insan insanı ziyan ediyor.. İnsan hayvanı ziyan ediyor.. insan eşyayı ziyan ediyor..insan zamanı ziyan ediyor..En çok da kendisini ziyan ediyor...
Zordur bu coğrafyada çocuk olmak..
Koca koca petrol tankerleri sığarda yüzbinlerce metrekareye..
Yüz tane çocuğun gülüşü sığmaz milyonlarca yüreğe..
Zordur bu coğrafyada oyun oynamak..
Çamurdandır oyuncağı..
Zulüm her köşeye değdiği zaman..
Gökyüzü başını eğdiği zaman...
Siyah sancak haydi dediği zaman..
Ey nesil..Ey gençlik bi kararmısın..
Siyah sancak için harbe var mısın..!




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!