Geçti diyorum da, geçmiyor hiçbir,
Unuttum diyorum, cebimde tokan,
Gözüm o sokakta, kapıya bakan,
Her gece içtiğim, aynı bir zehir.
Kızgınım derim de, kalbim bir esir,
Akşam iner inmez, zincir takarım,
Bir ses duysam ışık, söner evimde.
Delikten dışarı, gizli bakarım,
Nefesim saklanır, kendi elimde.
Kapı benim kalem, sürgü de nöbet,
Sabah çayı, demlenirken,
Annem arar, ses titrerken,
Bir yalanı, dil söylerken,
Ben iyiyim, ben iyiyim.
İş çıkışı, vitrinlerde,
Bir bardak kırıldı, mutfakta sabah,
Bağırdım, duvarlar, sanki eğildi,
Çocuğum masanın, altına sindi,
Bir bardak için mi, bu kadar günah?
Babam da böyleydi, ben yemin ettim,
Keçeden, kumaştan, küçük adamlar,
Dikerdin geceler, boyu bir karış,
Her birine kalkan, kılıç, bir barış,
Sıralı masada, nice akşamlar.
Biri yere düşse, kolu kopsa da,
Yıllarca prova ettim, tozlu, boş salonlarda,
Koltukların tozuna, uzun şiir okudum,
Bekçi uyudu, ışık, söndü o duvarlarda,
Gölgem büyüdü bir gün, ben o gölgeden korktum.
Perde açıldı bir gün, ortada tek bir ışık,
Bütün şehre küskündüm ben, akşam vapuru kaçırdım,
Binlerce yüz arasında, yönümü bile şaşırdım.
Herkes bir yere koşuyor, herkesin bir kapısı var,
Bir ben kaldım ortasında, cebimde paslı anahtar.
Işıklar yandı karşıda, sular yavaşça karardı,
Bir martı kondu yanıma, gagasında akşam vardı.
Yıllar yılı yollardayım, yok bir avuç toprağım,
Kurudu düştü dalından, koptu gönül yaprağım.
Kimin hayatına girsem, hep eğreti durmuşum,
Sevilmedim hiçbir zaman, hep kendimi vurmuşum.
Bayramda döndüm de, eski sokağa,
Fırının yerinde, bir banka olmuş,
Annem kapıdaydı, açtı kucağa,
Saçları ak, gözü, yaşlarla dolmuş.
Bahçede dut yoktu, yalnız gölgesi,
Koltuğun ucuna, ilişip durdum,
Ceketim üstümde, çayım elimde,
Bardağı koymaya, yer mi bulurdum?
Soğudu avcumda, kendi evimde.
Takvim hâlâ eski, martta duruyor,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!