Bir gün, hayatın cebini yokladım.
İçinden yarım kalmış vedalar, çocukluğunu kaybetmiş kuşlar ve hiç açılmamış bir pencerenin eski rüzgârı çıktı.
O gün anladım;
insan, en çok adını koyamadığı şeylerden yoruluyor.
Ben uzun zaman kendimi aramadım.
Çünkü kaybolmanın da bir karakteri olduğuna inanıyordum.
Kendine iyi davran, Serin
çünkü dünya çoğu zaman
kendine iyi davranmayanları daha çok yorar
bir aynaya bakarken mesela
sadece yüzünü değil, içini de görmeye çalış
kendine “bugün nasılsın?” demeyi unutma
Gece, bir kapı gibi değil,
çoktan unutulmuş bir hesaplaşmanın
üstümüze usulca kapatılan defteri gibi iner.
Ben orada,
masanın kenarında,
Sen…
bir sessizliğin gölgesinde büyüttün kendini,
ağzına kadar dolu odalarda
hiç kimseye değmeden yaşadın yıllarını.
Gülümsemeyi öğrenemedin,
çünkü gülmek,
Babayım,
kırılmış bir aynadan öğrendim yüzümü,
kırılmasın diye başkalarının kalbini tutarken,
ellerim kesildi sessizce.
Yanlışlarım var —
Sen gittin, ardından kalan sadece sessizlik ve gölgeler,
dokunamadığım, ulaşamadığım o uzak rüya gibi,
bir zamanlar ellerimizde sıcacık olan umutlar,
şimdi yitik bir şehrin harabelerinde kayboluyor.
Adını anmak ağır geliyor dudaklarıma,
Serin…
herkes kırılır bir gün
ama bazıları
kırıldıkları yerden yeniden parlar
çünkü acı
yavaşça büyütür insanı
Bir gün,
akrabalarımı sevmek için kullandığım bütün kelimeler
ceplerimde küflenmeye başladı.
Harflerin ağırlığı omzumda,
o kadar sustum ki
dudaklarım pas tuttu.
Yalnızlık, kara bir kuzgun gibi iner
Göğsüme, sessizce, usul usul.
Kanatlarında taşıdığı soğukla
Sarmalar geceyi,
Ve ben, o kanatların altında
Kendimi bulurum,
Bir akşamüstü döküldü sessizce apartmanların
beton saçaklarından çocukluk anılarım.
Bir çınar gölgesinde saklambaç oynardık eskiden
kimse saklanmazdı aslında,
herkes bulunmayı beklerdi.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!