ben seni en çok gülerken sevdim
çünkü o anlarda zaman durmuş gibiydi
ve dünya, bir çocuğun gamzesinde yuvarlanıyordu
gülüşünün içine sakladım kendimi
bir cümle bittiğinde,
bir düş başlarken,
Burası dünya…
yüksek sesle konuşanların daha çok duyulduğu,
ve fısıltıyla sevenlerin
daima kaybettiği yer.
Burada en çok acı çekenler
Serin…
hayallerin varsa
saklama onları çekmecelerde
kırılacaklarsa bile,
gökyüzünde kırılsınlar
çünkü düşlerin ne kadar büyükse
Hayat dediğin
Bir sabah uyanıp iç çekmektir belki,
Güneşi görmek, ama içini ısıtamamaktır kimi gün.
Bir annenin sessiz duasıdır evladına,
Bir çocuğun dizindeki yara,
Bir yaşlının unutulmuş sesi...
Hayat kadar güzelsin, yaşamak lazım seni
ama yalnızca nefes almak değil kastettiğim,
bir kuşun rüzgâra yaslanışı gibi
kendini bir güvene, bir sevgiye bırakmak gibi seni yaşamak.
Bir annenin sessizce dua edişi gibi
ya da bir çocuğun ilk “anne” deyişi kadar içten.
bir gün kendine denk gelirsin,
bir pencerede unutulmuş buğulu bir bakış gibi
silik, suskun ve biraz yorgun.
ne dışarısı ısınır, ne içinin kışı diner
bir ömür zemherinin kenarında üşür durursun,
kar yağmaz belki, ama kalbine iner soğuklar
Ayrılık
bazen iki insanın arasına giren kapı değildir;
aynı odada duran iki sandalyenin
birbirine bakmayı unutmasıdır.
Biz öyle ayrıldık.
Huzurevi hüzünevidir bazen,
çünkü bazı pencerelerde akşam, güneşten önce yaşlanır.
Bir bastonun gölgesi uzar koridorda,
sanki yıllar, insanın ardından yürüyen sessiz bir çocuk gibi.
Duvar saatleri çalışır,
ama kimsenin beklediği tren gelmez artık.
İçimde kaldığın yer,
hiç iyileşmedi.
Ne bir bahar
çiçek açtırabildi orayı,
ne de bir kış
karla örtüp unutturdu…
Gece,
çatıda ters çevrilmiş bakır bir tas gibi duruyor.
Rüzgâr geçtikçe metal içe çekiliyor.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!