Şuuraltı kişileşebilseydi, erkekle kadının, yaşlı ile gencin, doğumla ölümün sınırında yaşayan bütünlük içinde bir canlının çizgilerini taşır, hemen hemen ölümsüzlüğe yakın bir biçimde bir-iki milyon yıllık insan tecrübeleriyle dopdolu olurdu... Zamanın akıcılığı üstünde, hiçbir şeye karşı çıkmadan gezinir dururdu...
- Abd-al Latif was well aware of the value of ancient monuments and praised Muslim rulers for preserving and protecting pre-Islamic artifacts and monuments... He noted that the preservation of antiquities presented a number of benefits for Muslims:
* Monuments are useful historical evidence for chronologies
* They furnish evidence for Holy Scriptures, since the Qur'an mentions them and their people
* They are reminders of human endurance and fate
* They show, to a degree, the politics and history of ancestors, the richness of their sciences, and the genius of their thought...
The Prelude, three voices from beginning to end, calls for the whine of the oboes d'amore or da caccia... It is crowded with ornaments of every kind - mordents, appoggiaturas fast and slow, etc. - which create uncertainty and confusion as to their realization... But happily the paternal foresight of Bach reassures us... Each of these ornaments is made clear by Bach himself in the course of the piece... Thus we can play the Prelude, certain that we are following his intention...
The Fugue unrolls in triplets... Avoid treating it like a gigue... The mood of this Fugue is incontestably serious and demands a moderate tempo... The triplets proceed gently, but have to be played with a certain weight in order to express the value of each note...
No.10 - La cathédrale engloutie (Batık Katedral) : Do Majör tonda, 6/9'lük ölçüde, derin sakinlikteki (Profondément calme) tempoda eski bir Breton efsanesinde anlatıldığı gibi sulara gömüldükten sonra çan titreşimleri ve bir koral ile tekrar ortaya çıkan Ys Katedrali canlandırılır... Müzik eleştirmeni Max Harrison ise prelüdün, Monet'nin 1895'te Paris'te sergilenen Rouen Katedrali tablosunun iyi ayırt edilmeyen, bulanık çizgilerini anımsattığını da yazar... Dörtlü, beşli ve oktavlı paralel akorlarla oluşan org efektleri bir bakıma, prelüdün adının 17. ve 18. yüzyıl Fransız klavsencilerinin eser başlıklarına benzediği kanısını güçlendirir... Ancak Debussy bu prelüdü ile 'Duyguların çıplak aslını' yansıtmak istediğini belirtir... Piyanonun yedi oktavını da kullanarak piyano ile çan ilişkisini deneyen bu yoğun eseriyle Debussy, üç sesten (Do - Re - Sol) oluşa temel üzerine anıtsal bir katedral kurar: Do sesi üzerine katedralin çan seslerini içeren ilahi (koral) gelişir; bunu orta çağ orgları ile Gregoryen şarkılarını andıran bölmeler izler...
4973 - Şâbi'nin, Fatıma Bintu Kays radıyallahu anhâ'dan nakline göre Fatıma şöyle anlatmıştır: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Temimu'd-Dâri hıristiyan bir kimse idi. Gelip biat etti ve müslüman oldu. O, benim Mesih Deccâl'den anlattığıma uygun olan bir rivayette bulundu. Bana anlattığına göre, Temim, bir gemiye binip denize açılmıştır. Yanında Lahm ve Cüzâm kabilelerinden otuz kişi vardı. (Hava şartları iyi olmadığı için) onlarla denizin dalgaları bir ay kadar oynadı. Sonunda güneşin battığı esnada denizde bir adaya yanaştılar. Geminin kayıklarına binerek adaya çıktılar. Derken karşılarına çok tüylü kıllı bir hayvan çıktı. Bunlar, tüylerinin çokluğundan hayvanın baş tarafı neresi, arka tarafı neresi anlayamadılar. (Şaşkın şaşkın)
'Sen necisin, neyin nesisin? ' dediler. O cevap verdi:
'Ben cessâseyim! '
'Cessase nedir? ' denildi.
'Ey cemaat! Şu manastıra kadar gelin! İçinde bir adam var, o sizin haberinize müştaktır! ' dedi. O, böylece bir adamdan söz edince, biz onun bir şeytan olmasından korktuk. Hemen koşarak manastıra girdik. İçeride bir adam vardı; hilkatçe gördüklerimizin en irisiydi ve elleri boynuna, dizlerinden topuklarına demirle sıkı şekilde bağlanmıştı.
'Vah sana! Kimsin sen? ' dedik.
'Benim haberimi alabilmişsiniz. Şimdi siz kimsiniz, bana söyleyin! ' dedi. Arkadaşlarım:
'Biz bir grup Arabız. Bir gemideydik, denizin coşkun bir anına rastladık. Dalgalar bizi bir ay oynatıp oyaladı. Sonra şu adaya yaklaştık, sandallara binip adaya çıktık. Tüylü ve çok kıllı bir hayvanla karşılaştık. Tüyünün çokluğundan başı ne taraf, arkası ne taraf anlayamadık. 'Vah sana, nesin sen' dedik.
'Ben cessâseyim! ' dedi. Biz: 'Cessase de ne? ' dedik.
'Manastırdaki şu adama gelin, o sizin haberinize pek müştaktır! ' dedi. Biz de koşarak sana geldik. Biz onun bir şeytan olmadığından emin olmadığımız için korktuk' dedik. Adam:
'Bana Beysân hurmalığından haber verin! ' dedi. Biz:
'Onun neyinden haber soruyorsun? ' dedik.
'Ben onun ağacından soruyorum, meyve veriyor mu? ' dedi.
'Evet! ' dedik.
'Öyleyse meyve vermeme zamanı yakındır! ' dedi.
'Bana Taberiye gölünden haber verin! ' dedi.
'Onun nesinden haber istiyorsun? ' dedik.
'Onun suyunun çekilmesi yakındır! ' dedi.
'Bana Zuğer gözesinden haber verin! ' dedi.
'Sen onun neyinden haber istiyorsun? ' dedik.
'Gözede su var mıdır? Orada su var mıdır? ' dedi.
'Evet, onun çok suyu vardır! Sahipleri onun suyu ile ziraat yapıyorlar! ' dedik.
'Ümmilerin peygamberinden bana haber verin? O ne yaptı? ' dedi.
'O Mekke'den çıkıp Yesrib'e (Medine'ye) yerleşti' dedik.
'Araplar O'nunla mukâtele etti mi? ' dedi. Biz:
'Evet! ' dedik.
'Onlara karşı ne yaptı? ' dedi. Biz de, (onu ezmek için) peşine düşen Araplara galebe çaldığını, Arapların kendisine itaat ettiklerini haber verdik. (O da bize :)
'Bu, onların itaat etmeleri, kendileri için daha hayırlıdır. Ben şimdi size kendimi tanıtayım: Ben Mesih Deccâl'im. Çıkış için bana izin verilme zamanı yakındır. O zaman çıkıp yeryüzünde dolaşacağım. Kırk gün içinde uğramadığım karye (köy) kalmayacak. Mekke ile Taybe (Medine) hariç. Bu iki şehir bana haramdır. Onlardan birine her ne vakit girmek istersem, elinde yalın kılıç bir melek beni karşılar, benim oraya girmeme mani olur. Onların her bir geçidinde bir melek vardır, onları korur! ' dedi.' Sonra Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm çubuğuyla minbere dürterek:
'Bu Taybe'dir! Bu Taybe'dir! Bu Taybe'dir! Ben bunu size anlattım değil mi? ' buyurdular. Halk da: 'Evet! ' diye karşılık verdi. bunun üzerine Aleyhissalâtu vesselâm:
'Temimi'd-Dâri'nin rivayetinin benim size ondan (Mesih Deccâl'dan) Mekke ve Medine'den anlattığıma muvafık düşmesi hoşuma gitti. Bilesiniz O Şam denizinde veya Yemen denizindedir. Hayır doğu tarafındandır. Evet o doğu tarafından zuhur edecektir. O doğu tarafından zuhur edecektir! ' buyurdu ve eliyle doğu tarafına işaret etti.'
'Her ümmetin mecusileri vardır. Bu ümmetin mecusileri 'kader yoktur! ' diyenlerdir. Bunlardan kim ölürse cenazelerinde hazır bulunmayın. Onlardan kim hastalanırsa ona ziyarette bulunmayın. Onlar Deccal bölüğüdür. Onları Deccal'e ilhak etmek Allah üzerine bir haktır.'
'İleride genç bir grup ortaya çıkacak. Bunlar Kur'ân'ı okuyacaklar, ancak, okudukları gırtlaklarından aşağıya geçmeyecek. Onlardan bir grup çıktıkça kökleri kazınacaktır.'
İbnu Ömer der ki: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın: 'Onlardan bir grup çıktıkça kökleri kazınacaktır' ibaresini yirmi kereden fazla işittim.'
(İbnu Ömer, Resûlullah'tan işittiği sözleri şöyle tamamladı :) 'Nihayet bu cemaatin sürdürdüğü hile ve aldatma esnasında Deccal çıkacaktır.'
'İnsanların çoğu her şeyi beğenmek için yaratılmışlardır; eğer bunlar olmasaydı, hiçbir memlekette hiç bir hükümet tutunamazdı...'
'La grande illusion' (1937)
Jean Renoir
...
Şuuraltı kişileşebilseydi, erkekle kadının, yaşlı ile gencin, doğumla ölümün sınırında yaşayan bütünlük içinde bir canlının çizgilerini taşır, hemen hemen ölümsüzlüğe yakın bir biçimde bir-iki milyon yıllık insan tecrübeleriyle dopdolu olurdu... Zamanın akıcılığı üstünde, hiçbir şeye karşı çıkmadan gezinir dururdu...
...
- Abd-al Latif was well aware of the value of ancient monuments and praised Muslim rulers for preserving and protecting pre-Islamic artifacts and monuments... He noted that the preservation of antiquities presented a number of benefits for Muslims:
* Monuments are useful historical evidence for chronologies
* They furnish evidence for Holy Scriptures, since the Qur'an mentions them and their people
* They are reminders of human endurance and fate
* They show, to a degree, the politics and history of ancestors, the richness of their sciences, and the genius of their thought...
Prelude and Fugue IV in C-Sharp Minor
The Prelude, three voices from beginning to end, calls for the whine of the oboes d'amore or da caccia... It is crowded with ornaments of every kind - mordents, appoggiaturas fast and slow, etc. - which create uncertainty and confusion as to their realization... But happily the paternal foresight of Bach reassures us... Each of these ornaments is made clear by Bach himself in the course of the piece... Thus we can play the Prelude, certain that we are following his intention...
The Fugue unrolls in triplets... Avoid treating it like a gigue... The mood of this Fugue is incontestably serious and demands a moderate tempo... The triplets proceed gently, but have to be played with a certain weight in order to express the value of each note...
'Det sjunde inseglet' (1957)
Ingmar Bergman
Safe...
No.10 - La cathédrale engloutie (Batık Katedral) : Do Majör tonda, 6/9'lük ölçüde, derin sakinlikteki (Profondément calme) tempoda eski bir Breton efsanesinde anlatıldığı gibi sulara gömüldükten sonra çan titreşimleri ve bir koral ile tekrar ortaya çıkan Ys Katedrali canlandırılır... Müzik eleştirmeni Max Harrison ise prelüdün, Monet'nin 1895'te Paris'te sergilenen Rouen Katedrali tablosunun iyi ayırt edilmeyen, bulanık çizgilerini anımsattığını da yazar... Dörtlü, beşli ve oktavlı paralel akorlarla oluşan org efektleri bir bakıma, prelüdün adının 17. ve 18. yüzyıl Fransız klavsencilerinin eser başlıklarına benzediği kanısını güçlendirir... Ancak Debussy bu prelüdü ile 'Duyguların çıplak aslını' yansıtmak istediğini belirtir... Piyanonun yedi oktavını da kullanarak piyano ile çan ilişkisini deneyen bu yoğun eseriyle Debussy, üç sesten (Do - Re - Sol) oluşa temel üzerine anıtsal bir katedral kurar: Do sesi üzerine katedralin çan seslerini içeren ilahi (koral) gelişir; bunu orta çağ orgları ile Gregoryen şarkılarını andıran bölmeler izler...
The Cranberries - Daffodil Lament...
4973 - Şâbi'nin, Fatıma Bintu Kays radıyallahu anhâ'dan nakline göre Fatıma şöyle anlatmıştır: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: 'Temimu'd-Dâri hıristiyan bir kimse idi. Gelip biat etti ve müslüman oldu. O, benim Mesih Deccâl'den anlattığıma uygun olan bir rivayette bulundu. Bana anlattığına göre, Temim, bir gemiye binip denize açılmıştır. Yanında Lahm ve Cüzâm kabilelerinden otuz kişi vardı. (Hava şartları iyi olmadığı için) onlarla denizin dalgaları bir ay kadar oynadı. Sonunda güneşin battığı esnada denizde bir adaya yanaştılar. Geminin kayıklarına binerek adaya çıktılar. Derken karşılarına çok tüylü kıllı bir hayvan çıktı. Bunlar, tüylerinin çokluğundan hayvanın baş tarafı neresi, arka tarafı neresi anlayamadılar. (Şaşkın şaşkın)
'Sen necisin, neyin nesisin? ' dediler. O cevap verdi:
'Ben cessâseyim! '
'Cessase nedir? ' denildi.
'Ey cemaat! Şu manastıra kadar gelin! İçinde bir adam var, o sizin haberinize müştaktır! ' dedi. O, böylece bir adamdan söz edince, biz onun bir şeytan olmasından korktuk. Hemen koşarak manastıra girdik. İçeride bir adam vardı; hilkatçe gördüklerimizin en irisiydi ve elleri boynuna, dizlerinden topuklarına demirle sıkı şekilde bağlanmıştı.
'Vah sana! Kimsin sen? ' dedik.
'Benim haberimi alabilmişsiniz. Şimdi siz kimsiniz, bana söyleyin! ' dedi. Arkadaşlarım:
'Biz bir grup Arabız. Bir gemideydik, denizin coşkun bir anına rastladık. Dalgalar bizi bir ay oynatıp oyaladı. Sonra şu adaya yaklaştık, sandallara binip adaya çıktık. Tüylü ve çok kıllı bir hayvanla karşılaştık. Tüyünün çokluğundan başı ne taraf, arkası ne taraf anlayamadık. 'Vah sana, nesin sen' dedik.
'Ben cessâseyim! ' dedi. Biz: 'Cessase de ne? ' dedik.
'Manastırdaki şu adama gelin, o sizin haberinize pek müştaktır! ' dedi. Biz de koşarak sana geldik. Biz onun bir şeytan olmadığından emin olmadığımız için korktuk' dedik. Adam:
'Bana Beysân hurmalığından haber verin! ' dedi. Biz:
'Onun neyinden haber soruyorsun? ' dedik.
'Ben onun ağacından soruyorum, meyve veriyor mu? ' dedi.
'Evet! ' dedik.
'Öyleyse meyve vermeme zamanı yakındır! ' dedi.
'Bana Taberiye gölünden haber verin! ' dedi.
'Onun nesinden haber istiyorsun? ' dedik.
'Onun suyunun çekilmesi yakındır! ' dedi.
'Bana Zuğer gözesinden haber verin! ' dedi.
'Sen onun neyinden haber istiyorsun? ' dedik.
'Gözede su var mıdır? Orada su var mıdır? ' dedi.
'Evet, onun çok suyu vardır! Sahipleri onun suyu ile ziraat yapıyorlar! ' dedik.
'Ümmilerin peygamberinden bana haber verin? O ne yaptı? ' dedi.
'O Mekke'den çıkıp Yesrib'e (Medine'ye) yerleşti' dedik.
'Araplar O'nunla mukâtele etti mi? ' dedi. Biz:
'Evet! ' dedik.
'Onlara karşı ne yaptı? ' dedi. Biz de, (onu ezmek için) peşine düşen Araplara galebe çaldığını, Arapların kendisine itaat ettiklerini haber verdik. (O da bize :)
'Bu, onların itaat etmeleri, kendileri için daha hayırlıdır. Ben şimdi size kendimi tanıtayım: Ben Mesih Deccâl'im. Çıkış için bana izin verilme zamanı yakındır. O zaman çıkıp yeryüzünde dolaşacağım. Kırk gün içinde uğramadığım karye (köy) kalmayacak. Mekke ile Taybe (Medine) hariç. Bu iki şehir bana haramdır. Onlardan birine her ne vakit girmek istersem, elinde yalın kılıç bir melek beni karşılar, benim oraya girmeme mani olur. Onların her bir geçidinde bir melek vardır, onları korur! ' dedi.' Sonra Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm çubuğuyla minbere dürterek:
'Bu Taybe'dir! Bu Taybe'dir! Bu Taybe'dir! Ben bunu size anlattım değil mi? ' buyurdular. Halk da: 'Evet! ' diye karşılık verdi. bunun üzerine Aleyhissalâtu vesselâm:
'Temimi'd-Dâri'nin rivayetinin benim size ondan (Mesih Deccâl'dan) Mekke ve Medine'den anlattığıma muvafık düşmesi hoşuma gitti. Bilesiniz O Şam denizinde veya Yemen denizindedir. Hayır doğu tarafındandır. Evet o doğu tarafından zuhur edecektir. O doğu tarafından zuhur edecektir! ' buyurdu ve eliyle doğu tarafına işaret etti.'
Müslim, Fiten 119, (2942): Ebu Davud, Melahim 15, (4325, 4326): Tirmizi, Fiten 66, (2254) .
4812 - Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'Her ümmetin mecusileri vardır. Bu ümmetin mecusileri 'kader yoktur! ' diyenlerdir. Bunlardan kim ölürse cenazelerinde hazır bulunmayın. Onlardan kim hastalanırsa ona ziyarette bulunmayın. Onlar Deccal bölüğüdür. Onları Deccal'e ilhak etmek Allah üzerine bir haktır.'
Ebu Davud, Sünnet 17, (4692) .
5998 - İbnu Ömer radıyallahu anhümâ anlatıyor: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
'İleride genç bir grup ortaya çıkacak. Bunlar Kur'ân'ı okuyacaklar, ancak, okudukları gırtlaklarından aşağıya geçmeyecek. Onlardan bir grup çıktıkça kökleri kazınacaktır.'
İbnu Ömer der ki: 'Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın: 'Onlardan bir grup çıktıkça kökleri kazınacaktır' ibaresini yirmi kereden fazla işittim.'
(İbnu Ömer, Resûlullah'tan işittiği sözleri şöyle tamamladı :) 'Nihayet bu cemaatin sürdürdüğü hile ve aldatma esnasında Deccal çıkacaktır.'