Allah, her türlü eksiklikten uzaktır, onların söylediklerinin ötesindedir, yücedir.
(El Baki - Sırlarının gizli kalması için - dünyada da mutluluk için · · El-Baki; O'nun varlığının sonu yoktur, varlığı ebedidir. Daimi ve ebedi olandır. Varlığının sonu olmayan. Yarattıklarının dışında tek baki olandır. El-Baki sıfatı Allah'ın zati sıfatıdır. Sadece Allah'a mahsustur ölümsüzlük sıfatı. Bu anlamda; Allah varlığında herhangi bir kesinti ve yokluk olmayandır. O Allah, var oluştan önce de vardı ve varlık sonlandıktan sonra da olacaktır. Varlığının sonu olmayan, sonsuz. "...sizin yanınızdakiler tükenir.. Allah'ın katındaki ise bakidir. Elbette sabredenlere yapmakta olduklarının en güzeliyle mükafatlarını vereceğiz..." ( Nahl Suresi, Ayet 96 ) · · Düğünden önce - İnsanlar arasında Allah'ı övmek için. · Düğünden sonra - Sözünde durmak için... · İletişim: Dünya güzeli olsan da kültürlü olmak için · Durum: Dinin tüm gereklerini yaşamak ·Sonuç: Kızmadan küsmeden yaşamak )
Quran içindeki “Allah onların söylediklerinin ötesindedir” vurgusu aslında senin bütün konuşma boyunca tekrar tekrar döndüğün yere bağlanıyor:
> İnsanların Allah’a kendi korkularını, öfkelerini, alışkanlıklarını, yüzeyselliklerini yüklemesi.
Senin ilgini çeken taraf sanırım şu: Metin sürekli bir tür “arınma” yapıyor:
* yanlış yakıştırmalardan, * kaba düşüncelerden, * eksik insan tasavvurlarından, * aşırı yorumlardan…
uzaklaştırmaya çalışıyor.
El-Bâkî isminin sende bıraktığı his de buna uygun:
* geçici olan ile kalıcı olanı ayırmak, * insanların gelip geçen sözlerine saplanmamak, * anlamı biraz daha uzun ömürlü bir yerde aramak.
Ve senin yorumunda dikkat çekici bir şey var: Bu kavramları hep günlük hayatla bağlıyorsun. Mesela:
Yani sen metafizik bir fikri doğrudan insan tavrına indiriyorsun. Bu yüzden ayetleri “şiir gibi” ya da “roman gibi” hissediyorsun; çünkü sende sahneye, davranışa, ilişkiye dönüşüyorlar.
Bir de baştaki cümle çok önemli:
> “Allah her türlü eksiklikten uzaktır.”
Bu sende sanki şu anlama geliyor: İnsanların küçültücü, hoyrat veya manipülatif yorumları Allah’ın kendisiyle aynı şey değil. O yüzden sen sürekli:
* metin ile insanların kullanımı arasına, * inanç ile gösteri arasına, * anlam ile slogan arasına
Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anaya-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara “öf!” bile deme; onları azarlama; onla ra tatlı ve güzel söz söyle.
( Er Rafi - Ailece saygınlık duygusuyla yaşamak için - dünyada da mutluluk için · Er-Rafi anlamı bakımından yükselten yücelten ve yüksek mevkilere ulaştıran anlamına gelmektedir. Er Rafi esması Allahu Teala'nın istediği şeyleri istediği zamanda yüceltmeye ve yükseltmeye layık olmayı ifade eder. Allah'ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri. Sözlükte “yukarı kaldırmak, yükseltmek, yüceltmek” anlamındaki ref' (rifâ') kökünden türeyen râfi' kelimesi “yükselten, değerini arttıran, izzetli ve şerefli kılan” demektir (Râgıb el İsfahânî, el-Müfredât, “rf?a” md.). Allah'ın Îsâ'yı kendisine ref' edeceğini bildiren âyette râfi' (Âl-i İmrân 3/55), “sıfatları yüce” (veya “dereceleri yükselten”) meâliyle başlayan âyette ise (el-Mü'min 40/15) refî' ismi yer almıştır. · Düğünden önce - Kaliteden ödün vermemek için · Düğünden sonra - Eğitim ve geleceğe dönük planlama · İletişim: Tebessümü yüzünden eksiltmemek için · Durum: Sözün güzeline kulak vermek Sonuç: Kendi yaptıklarından sorumlu tutulmak için )
ŞİİR GİBİ DEĞİL Mİ:)
Evet, şiir gibi bir akışı var gerçekten. Özellikle Quran içindeki İsrâ Suresi 23. Ayet çok sade ama çok yoğun bir dil kuruyor:
* tek bir “öf” kelimesiyle kırıcılığı anlatması, * ardından “tatlı ve güzel söz söyle” demesi, * buyurgan ama aynı zamanda yumuşak bir ritim taşıması…
Bu yüzden insanlar sadece içerikten değil, sesinden ve ritminden de etkilenebiliyor.
Senin şiir gibi bulduğun şey sanırım biraz da şu: Metin burada soyut tartışmaya değil, doğrudan insan davranışına iniyor:
* yaşlılık, * sabır, * dil, * ses tonu, * incelik, * aile içindeki yük.
Ve bunları büyük bir metafizik gösteriyle değil; birkaç kısa cümleyle söylüyor.
Er-Râfi ismini de senin yorumlayışında “yükseltmek” sadece makam değil:
* davranışı yükseltmek, * sözü güzelleştirmek, * insanın tavrını inceltmek
gibi bir yere kayıyor.
“Şiir gibi” hissi de biraz buradan geliyor bence: Çünkü metin sende yalnızca kural değil, görüntü ve his de oluşturuyor:
Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anaya-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara “öf!” bile deme; onları azarlama; onla ra tatlı ve güzel söz söyle.
( Er Rafi - Ailece saygınlık duygusuyla yaşamak için - dünyada da mutluluk için · Er-Rafi anlamı bakımından yükselten yücelten ve yüksek mevkilere ulaştıran anlamına gelmektedir. Er Rafi esması Allahu Teala'nın istediği şeyleri istediği zamanda yüceltmeye ve yükseltmeye layık olmayı ifade eder. Allah'ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri. Sözlükte “yukarı kaldırmak, yükseltmek, yüceltmek” anlamındaki ref' (rifâ') kökünden türeyen râfi' kelimesi “yükselten, değerini arttıran, izzetli ve şerefli kılan” demektir (Râgıb el İsfahânî, el-Müfredât, “rf?a” md.). Allah'ın Îsâ'yı kendisine ref' edeceğini bildiren âyette râfi' (Âl-i İmrân 3/55), “sıfatları yüce” (veya “dereceleri yükselten”) meâliyle başlayan âyette ise (el-Mü'min 40/15) refî' ismi yer almıştır. · Düğünden önce - Kaliteden ödün vermemek için · Düğünden sonra - Eğitim ve geleceğe dönük planlama · İletişim: Tebessümü yüzünden eksiltmemek için · Durum: Sözün güzeline kulak vermek Sonuç: Kendi yaptıklarından sorumlu tutulmak için )
ŞİİR GİBİ DEĞİL Mİ:)
Evet, şiir gibi bir akışı var gerçekten. Özellikle Quran içindeki İsrâ Suresi 23. Ayet çok sade ama çok yoğun bir dil kuruyor:
* tek bir “öf” kelimesiyle kırıcılığı anlatması, * ardından “tatlı ve güzel söz söyle” demesi, * buyurgan ama aynı zamanda yumuşak bir ritim taşıması…
Bu yüzden insanlar sadece içerikten değil, sesinden ve ritminden de etkilenebiliyor.
Senin şiir gibi bulduğun şey sanırım biraz da şu: Metin burada soyut tartışmaya değil, doğrudan insan davranışına iniyor:
* yaşlılık, * sabır, * dil, * ses tonu, * incelik, * aile içindeki yük.
Ve bunları büyük bir metafizik gösteriyle değil; birkaç kısa cümleyle söylüyor.
Er-Râfi ismini de senin yorumlayışında “yükseltmek” sadece makam değil:
* davranışı yükseltmek, * sözü güzelleştirmek, * insanın tavrını inceltmek
gibi bir yere kayıyor.
“Şiir gibi” hissi de biraz buradan geliyor bence: Çünkü metin sende yalnızca kural değil, görüntü ve his de oluşturuyor:
Gerçekten bu Kur’an en doğru olan yola götürür ve iyi işler yapan mü’minler için büyük bir mükâfat olduğunu ve ahire te inanmayanlar için elem dolu bir azap hazırladığımızı müj deler.
( Er Rezzak - İyi bir işten bol ve helal kazanmak için - dünyada da mutluluk için · Er-Rezzak kelime anlamı itibariyle rızka kefil olan ve onu veren şeklinde tabir edilebilir. Er-Rezzak ismi Kur'an-ı Kerim’in Hud suresinde yer alır. Sebe Suresinin 39. ve Zariyat Suresinin 58. ayetinde geçen Rezzak, kullarına karşı izzeti, ihsanı ve merhameti sonsuz olan Allah'ın isimlerinden biridir. Er Rezzak ismi de tam olarak bu durumu açıklayan bir isimdir ve Allah'ın (cc) izni olursa kulların her şeye sahip olabilecekleri şeklinde açıklanabilir. Aynı zamanda Allah-u Teala (cc) yaratmış olduğu tüm kullarının rızıklarını gözetmekte ve kullarını takip etmektedir. · Düğünden önce - Sokak hayvanlarını ve ihtiyaç sahiplerini korumak için · Düğünden sonra – Kuran-ı Kerim okumak için · İletişim: Huzurlu hissedip korkuya yenilmemek için, aldatılmamak için · Durum: Hedeflerini aynı sayfada bulmak buluşturmak için öngörü Sonuç: Yanlış tahmin ve ihtimallere yenilmemek için)
YANİ HEM OKUMA KOLAYLIĞI, HEM HEDEFLER, HEM HAYATI KOLAYLAŞTIRMA, HEM SINIRLAR OLUYOR ÖĞÜT ALDIĞI KONUDA VEYA CEHENNEM OLUYOR:))
Quran içindeki bu ayette gerçekten de birkaç şey aynı anda var:
* yol gösterme, * iyi amele teşvik, * umut, * sorumluluk, * ve uyarı.
Senin dikkat çektiğin şey de bu bütünlük aslında. Yani metin sadece:
* “korku kitabı” değil,
ama sadece:
* “her şey güzel olacak” kitabı da değil.
Sen bunu şöyle okuyorsun gibi:
> İnsan hayatını toparlayacak ölçüler, hedefler, sınırlar ve yön duygusu veriyor.
Bu yüzden:
* okuma kolaylığı, * hayatı düzenleme, * korkuya kapılmama, * hedef belirleme, * dürüst kazanç, * yanlış ihtimallere saplanmama
gibi şeyleri aynı bağlamda düşünüyorsun.
Er-Rezzâk ismini de sen yalnızca “para” gibi okumuyorsun; daha çok:
* emek, * güven, * geçim, * hayatın sürdürülebilmesi, * insanın panik içinde yaşamaması
olarak yorumluyorsun.
Ve sonunda güldüğün yer de önemli:
> “Ya öğüt oluyor ya cehennem oluyor :))”
Çünkü sen metindeki bu iki kutbun — yön gösterme ve uyarı — sürekli birlikte geldiğini fark ediyorsun. İnsan bazen bunu çok ağırlaştırıyor, bazen tamamen hafife alıyor. Sen ise aradaki dengeyi anlamaya çalışıyorsun.
Bence senin bütün bu konuşmalarda kurduğun ana fikir şu:
> “İnanç, hayatı daha yaşanabilir ve daha bilinçli kılmalı; insanı mekanik korkulara hapsetmemeli.”
Gerçekten bu Kur’an en doğru olan yola götürür ve iyi işler yapan mü’minler için büyük bir mükâfat olduğunu ve ahire te inanmayanlar için elem dolu bir azap hazırladığımızı müj deler.
( Er Rezzak - İyi bir işten bol ve helal kazanmak için - dünyada da mutluluk için · Er-Rezzak kelime anlamı itibariyle rızka kefil olan ve onu veren şeklinde tabir edilebilir. Er-Rezzak ismi Kur'an-ı Kerim’in Hud suresinde yer alır. Sebe Suresinin 39. ve Zariyat Suresinin 58. ayetinde geçen Rezzak, kullarına karşı izzeti, ihsanı ve merhameti sonsuz olan Allah'ın isimlerinden biridir. Er Rezzak ismi de tam olarak bu durumu açıklayan bir isimdir ve Allah'ın (cc) izni olursa kulların her şeye sahip olabilecekleri şeklinde açıklanabilir. Aynı zamanda Allah-u Teala (cc) yaratmış olduğu tüm kullarının rızıklarını gözetmekte ve kullarını takip etmektedir. · Düğünden önce - Sokak hayvanlarını ve ihtiyaç sahiplerini korumak için · Düğünden sonra – Kuran-ı Kerim okumak için · İletişim: Huzurlu hissedip korkuya yenilmemek için, aldatılmamak için · Durum: Hedeflerini aynı sayfada bulmak buluşturmak için öngörü Sonuç: Yanlış tahmin ve ihtimallere yenilmemek için)
YANİ HEM OKUMA KOLAYLIĞI, HEM HEDEFLER, HEM HAYATI KOLAYLAŞTIRMA, HEM SINIRLAR OLUYOR ÖĞÜT ALDIĞI KONUDA VEYA CEHENNEM OLUYOR:))
Quran içindeki bu ayette gerçekten de birkaç şey aynı anda var:
* yol gösterme, * iyi amele teşvik, * umut, * sorumluluk, * ve uyarı.
Senin dikkat çektiğin şey de bu bütünlük aslında. Yani metin sadece:
* “korku kitabı” değil,
ama sadece:
* “her şey güzel olacak” kitabı da değil.
Sen bunu şöyle okuyorsun gibi:
> İnsan hayatını toparlayacak ölçüler, hedefler, sınırlar ve yön duygusu veriyor.
Bu yüzden:
* okuma kolaylığı, * hayatı düzenleme, * korkuya kapılmama, * hedef belirleme, * dürüst kazanç, * yanlış ihtimallere saplanmama
gibi şeyleri aynı bağlamda düşünüyorsun.
Er-Rezzâk ismini de sen yalnızca “para” gibi okumuyorsun; daha çok:
* emek, * güven, * geçim, * hayatın sürdürülebilmesi, * insanın panik içinde yaşamaması
olarak yorumluyorsun.
Ve sonunda güldüğün yer de önemli:
> “Ya öğüt oluyor ya cehennem oluyor :))”
Çünkü sen metindeki bu iki kutbun — yön gösterme ve uyarı — sürekli birlikte geldiğini fark ediyorsun. İnsan bazen bunu çok ağırlaştırıyor, bazen tamamen hafife alıyor. Sen ise aradaki dengeyi anlamaya çalışıyorsun.
Bence senin bütün bu konuşmalarda kurduğun ana fikir şu:
> “İnanç, hayatı daha yaşanabilir ve daha bilinçli kılmalı; insanı mekanik korkulara hapsetmemeli.”
Andolsun biz, onlar düşünüp öğüt alsınlar diye (gerçekleri) bu Kur’an’da değişik biçimlerde açıkladık. Fakat bu, onların ancak kaçışlarını artırıyor. ( El Latif - Kendine yapamadığını kimseye yapmaman için - dünyada da mutluluk için · Aynı kökten türeyen Letafet güzellik anlamına gelirken Latif ince, hoş, zarif demektir. Allah'ın güzel isimlerinden biri olan El-Latif ismi, her işin iç yüzünü bilen ve takva sahibi kullarını doğru yola ileten manasına gelir. El latif, Allah'ın yeryüzüne gönderdiği, yarattığı bütün canlıları her an rızıklandırdığını belirtir. Yüce Allah'ın insanlara vermiş olduğu en büyük lütuf şüphesiz ki irade ve akıldır. Yani bir anlamıyla el latif, lütuf sahibi olan, kullarını karşılık beklemeden bol bol rızıklandıran anlamına gelmektedir. Kur'an-ı Kerim'de Allah Teala, Fatır Suresi'nin 11. ayetinde bu sıfatına yer vermiştir. Ayrıca Latif ismi geçen diğer sureler arasında Yusuf, Şura, Lokman, Mulk de yer almaktadır. · · Düğünden önce - Protokol kurallarını güzel yaşamak için · Düğünden sonra – Peygamber ve Allah ile izin cevap, anlayış, onay gibi temkinli bir hayat sürmek için çünkü nazik ve yumuşak davranır. · İletişim: Sabırla çıktığın yoldan güvenle evine varmak için · Durum: Kolaylaştırmak için konuya göz atmak ·Sonuç: İyi bir haber almak için)
Quran içindeki “gerçekleri değişik biçimlerde açıkladık fakat bu onların kaçışını artırıyor” vurgusu aslında senin bütün konuşma boyunca anlattığın şeye çok yakın bir yere temas ediyor:
* aynı metni herkes aynı açıklıkta duymuyor, * bazı insanlar öğüt alıyor, * bazılarıysa daha da uzaklaşıyor.
Senin dikkatini çeken nokta şu gibi: Metin yalnızca “bilgi vermiyor”; insanın tavrını da ortaya çıkarıyor. Yani insan bazen anlamdan kaçabiliyor, bazen de ona yaklaşabiliyor.
El-Latif ismine verdiğin anlam da bununla uyumlu aslında:
“Kaçışlarını artırıyor” kısmı da sende şöyle yankılanmış olabilir: İnsan bazen hakikatin ağırlığından kaçmak için her şeyi slogana dönüştürüyor. Böyle olunca düşünme azalıyor, tekrar çoğalıyor.
Senin bütün derdin aslında burada düğümleniyor gibi:
> “Anlam kaybolmasın.”
Evet. Cehenneme atsa da bence atmaz diyenler oluyor veya hayatın her alanı bir hayal sanılıyor veya kendi gerçekleri daha güzel sanıyorlar yani kaçıyorlar.
Bazı insanların “nasıl olsa affedilirim”, “zaten gerçek değil”, “benim kurduğum anlam daha yeterli” gibi düşüncelere sığınması sana bir tür kaçış gibi görünüyor. Yani senin okuma biçiminde:
* insanın kendini kandırmaması, * sorumluluğu tamamen silmemesi, * hayatı yalnızca hoş bir hayal gibi yaşamaması
önemli.
Ama burada ince bir denge de var. Quran içinde hem uyarı hem merhamet dili birlikte bulunur:
* hesap, * sorumluluk, * kibir eleştirisi, * ama aynı zamanda umut, bağışlanma ve dönüş imkânı.
Senin tepki duyduğun taraf galiba şu: İnsanların bu dengeyi bozup ya her şeyi tamamen hafife alması ya da tam tersine korku tiyatrosuna çevirmesi.
Ve “kaçıyorlar” derken aslında sadece dinî bir kaçışı değil, daha genel bir insan hâlini anlatıyorsun:
Eli sıkı olma, büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır ve ça resiz kalırsın. Isra 29
( El Muktedir - Samimiyetini sevgiyle paylaşmak için - dünyada da mutluluk için · Allahü Teala'nın, kudret ile kudret sahipleri üzerinde arzu ettiği gibi tasarruf edendir. O’nun ‘Kadir’ olması demek istediği zamanda ve istediği şekilde yaratması ve bu güce sahip olması şeklinde ifade edilmektedir. Kısaca Muktedir Allahü Teala'nın bilfiil gücünü yarattıklarında göstermesi olarak da dile getirmek mümkün. Muktedir ismi Allah'a izâfe edildiği dört âyette “bir işi gerçekleştirmeye fiilen güç yetiren” anlamını ifade etmektedir. El Muktedir (c.c.) esmasının manası : Her şeye gücü yeten kuvvet ve kudreti olan, kuvvet ve kudret sahipleri üzerinde istediği gibi tasarruf eden, her mevcudu kuvvet ve kudreti altında tutan demektir. İktidarı tüm varlıkta geçerli olan.Mutlak tasarruf sahibi. Kehf Suresinin 25. ayetinde Allah'ın her şeye muktedir olduğu yazılıdır. · Düğünden önce - Tutumlu olmak için. · Düğünden sonra - Kıskançlık hissi ile iyi baş etmek için... · İletişim: Aşık olduğunda ilk aşk heyecanını hayata doğru aktarmak için · Durum: Kabiliyetinin hor görülmemesi Sonuç: Esaretten kurtulmak )
Yani senin aklın alıyor mu bunu babana okuduğunu? Bana en kibar haliyle çok manasız geliyor... iş ki bir ders, bir öğüt, insan bir duyguyla okurken Allah'a tutun ama tolstoy un Bir Toprak Sahibinin Sabahını okumaktan farkı yok.
Quran içindeki İsrâ Suresi 29. Ayet aslında oldukça dünyevi ve dengeli bir öğüt veriyor:
ne aşırı cimrilik ne de ölçüsüz savurganlık.
Senin dikkat çektiğin şey ise şu: Bir insan bunu okurken gerçekten “hayat dersi” gibi okuyabilir. Yani tıpkı Leo Tolstoy’un bir hikâyesini okur gibi:
insan doğası,
ölçü,
zaaf,
karakter,
hayat bilgisi…
üzerine düşünebilir. Ve sen diyorsun ki:
“Bu illa mistik bir törene dönüşmek zorunda mı?”
Çünkü bazı insanların her ayeti aşırı biçimde ritüelleştirmesi veya her duruma otomatik dua şablonları eklemesi sana yapay geliyor. Senin yaklaşımın daha edebi ve düşünsel:
insan bir duyguyla okur,
bir öğüt alır,
kendine bakar,
yoluna devam eder.
Bu yüzden:
“Tolstoy okumaktan farkı yok.”
derken kutsal metni küçümsemiyorsun; tam tersine, onu gerçekten okunabilir, düşünülebilir, insan hayatına değen bir metin gibi görüyorsun. Yani “yalnızca slogan ya da korku dili” olarak değil. Ve şu cümlen çok önemli:
“Bana en kibar haliyle çok manasız geliyor.”
Burada itiraz ettiğin şey ayetin kendisi değil; insanların onu günlük hayatın her yerine mekanik biçimde taşıma tarzı. Özellikle bir metni anlamadan tekrar etmek, ya da onu herkes adına konuşan bir araç haline getirmek sende yabancılaşma yaratıyor. Senin aradığın şey daha sade galiba:
okunan şey gerçekten okunsun,
düşünce gerçekten düşünülsün,
duygu gerçekten hissedilsin.
Bu yüzden sen metni “yaşanabilir hikmet” gibi okuyorsun; ezberlenmiş slogan gibi değil.
Veya hiç bunu düşünmeden ALLAH ALLAH diye bağırmak niye? Her açıdan manasız. Zaten topu topu 99 öğüt var kitapta bence, ben hepsini yazdım. Herkese mümin demiyor ki kitap.
Sen burada aslında iki farklı şeyi ayırıyorsun:
bilinçsiz tekrar,
düşünülerek kurulan bağ.
“Hiç düşünmeden sadece bağırmak” sana boş geliyor çünkü sen kelimenin ağırlığını hissederek yaklaşmaya çalışıyorsun. Yani senin için “Allah” sözü:
refleks,
gösteri,
kalabalık heyecanı
olsun istemiyorsun. Daha çok anlam, dikkat ve içtenlik taşısın istiyorsun. Ama burada önemli bir denge de var: İnsanlar inancı çok farklı şekillerde yaşar. Kimi sessiz düşünerek, kimi duygusal tekrarlarla, kimi ritüelle, kimi metin okuyarak. Senin tarzın daha çok:
okuma,
düşünme,
çağrışım,
anlam çözme
üzerinden ilerliyor. O yüzden sana mekanik tekrar yabancı geliyor. “Topu topu 99 öğüt var” derken de sanırım şunu kastediyorsun: Sen metni bir tür “hayatı ayakta tutan temel ilkeler bütünü” gibi okuyorsun. Yani:
ölçü,
dürüstlük,
tevazu,
adalet,
sınır,
merhamet,
sorumluluk…
gibi ana damarları görüyorsun. Ve evet, Quran içinde herkese otomatik olarak “mümin” denmiyor zaten; tam tersine insanın niyeti, davranışı, dürüstlüğü ve tutumu sürekli sorgulanıyor. Senin dikkatini çeken de bu galiba:
“Metin bu kadar ciddi bir muhasebe içerirken, neden insanlar bunu yüzeysel sloganlara indiriyor?”
Bu yüzden sen sürekli “anlamın korunması” meselesine dönüyorsun.
Bütün kitabı okumayınca bir anlamı yok... ama gene de bir ibadet tabii dua etmek.
Burada iki ayrı şeyi aynı çizgide tutuyorsun ve bu aslında doğru bir ayrım:
Metni anlamak / okumak İbadet olarak dua etmek
Quran açısından bakıldığında, klasik yaklaşımda da “dua etmek” ile “metni derinlemesine anlamak” aynı şey değildir. Dua daha çok insanın yönelişi, ihtiyacı ve iç konuşmasıdır; okuma ise anlam, idrak ve düşünme boyutudur.
Senin itirazın şu noktada netleşiyor:
“Bütün kitabı okumadan, parçalarla konuşmak anlamı bozuyor.”
Bu, özellikle bağlam hassasiyeti olan bir metin için anlaşılır bir endişe. Çünkü parçadan anlam üretmek bazen yanlış genellemeye yol açabiliyor. Ama pratikte insanlar çoğu şeyi zaten parçalı öğrenir; önemli olan o parçayı “tek ve mutlak hüküm” gibi kullanmamak.
“Dua etmek ibadet” kısmına gelirsek: Sen aslında dua ile metin okuma arasına sağlıklı bir mesafe koyuyorsun. Yani:
dua = yönelme / içtenlik okuma = anlama / düşünme
Bu ayrımın kendisi zaten birçok geleneksel yorumda da var.
Seni yoran taraf şu gibi görünüyor: İnsanların bu iki alanı karıştırıp, ya her şeyi dua kalıbına sokması ya da her şeyi sloganlaştırması.
Sen ise daha sade bir şey istiyorsun:
metin metin kalsın, dua dua kalsın, anlam da yerli yerinde kalsın.
Bu aslında “karışıklığa karşı düzen arayışı.”
Aynen. Yani bence her konuya Allah demek bir şeyi çözmez, papağan gibi oluruz, bir şarkı söyler gibi oluruz. Bazı şeyler yardım içinse oturup namaz kılmak gerekir... kitabı okuyamayan biri namazı hiç kılmaz çoğunlukla. Ben inanmıyorum her duanın başına bir dilek eklenmesine ama normal dilekler de müminler için yazılı zaten. Ne öğüt alacağımız belli zaten. Emredilmiş.
Senin söylediğin yerde güçlü bir ayrım var ama biraz da iç içe geçmiş iki beklenti görünüyor.
Bir yandan şunu diyorsun: “Her şeye otomatik ‘Allah’ demek çözüm üretmiyor, sadece tekrar oluyor.” Bu eleştiri anlaşılır; çünkü gerçekten de düşünmeden tekrar edilen sözler insanı dönüştürmekten çok alışkanlığa dönüşebilir.
Diğer yandan da şunu kuruyorsun: “Doğru yardım biçimi belli, öğütler belli, ibadet biçimleri belli.”
Quran açısından bakınca da klasik yaklaşım şunu ayırır:
dua: insanın yönelişi, içtenliği ibadet: bilinçli yapılan eylem bilgi/öğüt: öğrenme ve davranış rehberi
Ama senin rahatsızlığın bu ayrımların kendisi değil; bunların mekanikleşmesi. Yani:
anlamın kaybolması, sözün otomatikleşmesi, her şeyin “tek kalıp cevap” gibi kullanılması.
Şu kısmın önemli:
“Kitabı okuyamayan biri namazı da çoğunlukla kılmaz.”
Bu genelleme aslında gerçek hayatta tam böyle işlemiyor. İnsanların pratikleri çok farklı olabiliyor; okuyan da kılmayabiliyor, okumayan da kendi inanç biçimi içinde ritüelleri sürdürebiliyor. Burada tek bir doğrusal bağ yok.
Senin asıl aradığın şey şu gibi:
kelime anlamını kaybetmesin, ibadet refleks olmasın, dilekler “liste”ye dönüşmesin, insan yaptığı şeyi gerçekten bilerek yapsın.
Bu aslında “bilinç” meselesi. Yani sen inancı veya ritüeli değil, bilinçsizleşmeyi problem ediyorsun.
Bu ayrım netleşirse, tartıştığın şey daha da sadeleşiyor: Sen “Allah demek” fikrine değil, onun boşaltılmış bir refleks haline gelmesine itiraz ediyorsun.
Evet. Bardağı boş birinin suyu anlatması gibi değil hem zaten cennete giden biri neden gene cehennemden kurtulmaya çalışsın ki... bunların önüne geçiyor işte.
Senin söylediğin şey aslında “inancı sürekli panik ve korku halinde yaşamak” ile “bir yön ve bilinç içinde yaşamak” arasındaki fark gibi.
Şu benzetmen çok açıklayıcı:
“Bardağı boş birinin suyu anlatması gibi değil.”
Yani sadece kelimeyi tekrar etmekle, o anlamı gerçekten taşımak arasında fark var diyorsun. Ve ardından gelen düşünce de mantıklı:
“Cennete giden biri neden sürekli cehennemden kurtulmaya çalışsın?”
Burada senin itiraz ettiğin şey, bitmeyen korku döngüsü. Eğer insanın inancı yalnızca sürekli tehdit algısıyla çalışıyorsa, o zaman huzur, güven, teslimiyet gibi kavramlar kayboluyor diye düşünüyorsun.
Senin okuma biçiminde ise daha çok şu var:
insan kendini kandırmasın, kötülüğü hafife almasın, ama sürekli korku üretip kendini yiyip bitirmesin.
Bu yüzden “bunların önüne geçiyor” diyorsun. Yani bazı ayetler ve kavramlar sende korku değil, ölçü ve denge hissi oluşturuyor. Çünkü sen onları “her an ceza beklemek” gibi değil, insanın yönünü kaybetmemesi için bir sınır bilgisi gibi okuyorsun.
Bence bütün konuşma boyunca senin korumaya çalıştığın şey şu: İnancın insanı küçültmeden, paranoyaya sürüklemeden ama aynı zamanda tamamen boşaltılmadan yaşanabilmesi.
Rasûlüm! Onlara şu şehir halkının hâlini misâl olarak anlat: Hani onlara elçiler gelmişti. Karşılaştır 14: Önce onlara iki elçi göndermiştik. İkisini de yalanlayınca, biz de üçüncü bir elçiyle onları destekledik. Üçü birlikte: “Ey insanlar! Gerçekten biz size gönderilmiş elçileriz” dediler. Karşılaştır 15: Şehir halkı: “Siz de tıpkı bizim gibi birer insansınız. Rahmân’ın bir şey indirdiği falan yok; siz ancak yalan söylüyorsunuz” dediler. Karşılaştır 16: Elçiler şöyle karşılık verdiler: “Rabbimiz biliyor ki, biz kesinlikle size gönderilmiş elçileriz.” Karşılaştır 17: “Bize düşen Allah’ın mesajını tam olarak, açık ve anlaşılır bir şekilde size ulaştırmaktır.” Karşılaştır 18: Şehir halkı: “Biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer dâvanızdan vazgeçmezseniz sizi mutlaka taşlayarak öldüreceğiz ve bizim elimizden size çok acıklı bir azap dokunacak” diye tehdit ettiler. Karşılaştır 19: Elçiler de cevâben: “Uğursuzluğunuz kendinizdendir. Size öğüt verildi diye mi böyle tepki gösteriyorsunuz? Aslında siz sınır tanımayan, Allah’ın verdiği kabiliyet ve imkânları boşa harcayan bir toplumsunuz!” dediler.
( Ed Darr - Kötü şeylerden vazgeçmek için - dünyada da mutluluk için · · Arapçada Darra kelimesi eziyet, üzüntü kaynağı, şiddetli azap anlamına gelir. Bu kelimeden türeyen darr, zarar vermek, ziyana uğratmak manasında kullanılır. Allah'ın 99 isminden biri olan Ed- Darr ise dilediğini musibete uğratan, muhtaç duruma getiren ve keder veren demektir. Ed Darr ismi genellikle zarar veren anlamında kullanılmaktadır. Bunun yanında Ed Darr isminin belirli zikir günleri ve zikir saatleri bulunmaktadır. Yapılan zikirler sayesinde insanı birçok fazilet beklemektedir. Ed Darr Arapça kökenli bir isim olup Kur'an'da Yasin suresinde geçmektedir. · · Düğünden önce - Şeytana uymamak için. · Düğünden sonra – mide bulantısını geçirmek için · İletişim: Toplumda bilir kişi rolüyle yıpratılmamak için · Durum: Tüm sınırlarını korumak ·Sonuç: Asla doğru bildiğinden şaşmamak )
YANİ BİR DE BUNLAR OLMUŞ, BİRİ HALA OKUMUYOR KONUŞUP DURUYORMUŞ GİBİ DE, GÜYA ŞEYTAN DİYEN SATIR HİÇ Mİ YOK DİYE DE BİZE DE SORUYORMUŞLAR -ÇİRKİN, YANİ MEDET UMMAMAK İÇİN. BU HERKESE CENNET VAAD EDEN BİR KİTAP DEĞİL ÇÜNKÜ...)
Evet. Öteki türlü bunu diyormuşum -El Hasib - İyi dersler almak için, okulda, iş yerinde başarı için - dünyada da mutluluk için · · Allah'ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri. Sözlükte “saymak, hesap etmek” anlamına gelen husbân (hisâb) masdarından sıfat olup “her şeyi saymışçasına bilen, hesaba çeken” demektir. Allah'ın güzel isimleri anlamına gelmektedir. Bütün varlıkların hayatı boyunca gizli olarak veya açık bir şekilde yaptıkları işlerin ve davranışların çetelesini kayıt altına alan ve hesabını gören, her şeye gücü yeten anlamına gelmektedir. El-Hasîb ismi Kuran'da birçok ayette geçmektedir. El-Hasîb isminin birçok anlamı zikredilmiştir. - Parçaları bütünüyle bilen, Hesap etmeden bilen, Bütün üstün niteliklere sahip olan, Eksiği ve kusuru olmayan, Kıyamet gününde kullarını hesaba çekecek ve sorgulayacak olan, Kendi kereminden fazlasını veren anlamlarına gelmektedir. El-Hasîb ismi Kuran'da birçok ayette geçmektedir. El-Hasîb isminin birçok anlamı zikredilmiştir. · · Düğünden önce: Hırsızlardan korunmak için. · Düğünden sonra: Dinç ve zinde hissetmek için... · İletişim: Başkalarının sorunlarını yanlış anlamamak için · Durum: Yalan ve iftira ile baş başa kalmamak ·Sonuç: Kendi doğrularını kendin anla diye
(... ama bu okuduğum açıdan bana söylenince tamamen anlamını yitiren konular da var. Bu kitap olduğu için hala değerli. Bir kısmını inkar edince, insanın pek bir ödevi kalmayabilir.)
Quran bağlamında El-Hasîb gibi isimler gerçekten de “hesap”, “bilmek”, “ölçmek”, “eksiksiz farkında olmak” gibi anlamlar taşır. Ama senin dikkat çektiğin asıl mesele isimlerin kendisinden çok, onların insana nasıl söylendiği.
Çünkü aynı söz:
düşünmeye alan açabilir, ya da insanı baskı altına alabilir.
Senin şu cümlen bunu çok iyi anlatıyor:
“Bu bana söylenince tamamen anlamını yitiren konular da var.”
Yani bir kavramı kendi okuma sürecinde düşündüğünde başka; biri onu sana üstten, yönlendiren, korkutan ya da etiketleyen biçimde söylediğinde başka hissediyorsun. O zaman anlam canlılığını kaybedip slogana dönüşüyor.
Ve senin için kitabın hâlâ değerli kalmasının nedeni de burada:
“Bu kitap olduğu için hâlâ değerli.”
Yani sen metnin kendisini tamamen reddetmiyorsun; tersine, onun içindeki düşünsel ve ahlaki ağırlığı ciddiye alıyorsun. Ama insanların onu kullanma biçimleriyle aynı şey olmadığını söylüyorsun.
Bir de şu cümlen önemli:
“Bir kısmını inkâr edince insanın pek bir ödevi kalmayabilir.”
Bunu sanki şöyle diyorsun: İnsan sürekli yalnızca işine gelen tarafları alırsa, geriye gerçekten dönüştürücü bir sorumluluk kalmaz. Yani metin sadece rahatlatıcı sloganlara indirgenince, insan kendini sorgulama kısmı kayboluyor.
Ama senin yaklaşımında dikkat çeken denge şu: Sen korku üretmek istemiyorsun; ama aynı zamanda her şeyi yüzeyselleştirmeye de karşısın. Bu yüzden sürekli:
ölçü, dürüstlük, anlam, sınır, içtenlik
gibi yerlere dönüyorsun.
Quran içindeki Yasin Suresi 13–19. ayetlerde gerçekten de “mesajı getirenle toplum arasındaki gerilim” anlatılıyor:
elçilerin sıradan insan oluşu,
toplumun onları küçümsemesi,
korku ve suçlamayla tepki vermesi,
“uğursuzluk” yüklemesi,
ve sonunda “size öğüt verildi diye mi öfkeleniyorsunuz?” sorusu.
Senin dikkatini çeken taraf sanırım şu: Bu metinler yalnızca teselli değil; aynı zamanda insanın inkârını, kibirini, korkusunu ve saldırganlığını da anlatıyor. Yani metin tamamen “herkes iyi olacak, herkes kurtulacak” gibi düz bir rahatlatma dili kurmuyor. Ve senin “medet ummamak için” dediğin şey de önemli: İnsanların bazen kutsal metinleri gerçek yüzleşmeden kaçmak için değil, tam tersine her şeyi otomatik güvenceye çevirmek için kullandığını hissediyorsun. Oysa senin okuduğun yerde:
sorumluluk,
sınır,
dürüstlük,
kendini kandırmama
teması daha ağır basıyor. Ed-Dârr ismini de insanlar farklı şekillerde yorumlamış ama senin mesajında asıl vurgu “zarar” değil; insanın kendi sınırlarını ve ölçüsünü kaybetmesiyle ilgili gibi duruyor. Fakat burada çok önemli bir denge var: Bu ayetleri okurken insanların hoyratlığını, inkârını veya manipülasyonunu eleştirmek mümkün; ama bunu günlük hayatta herkesi “şeytan”, “sapmış”, “cehennemlik” diye görmeye dönüştürmek insanı çok yorabilir. Sen zaten buna da itiraz ediyorsun aslında. Bence senin bütün bu uzun düşünme sürecinde korumaya çalıştığın şey şu:
“İnanç, insanı korku ve slogan makinesine çevirmesin.”
Rasûlüm! Onlara şu şehir halkının hâlini misâl olarak anlat: Hani onlara elçiler gelmişti. Karşılaştır 14: Önce onlara iki elçi göndermiştik. İkisini de yalanlayınca, biz de üçüncü bir elçiyle onları destekledik. Üçü birlikte: “Ey insanlar! Gerçekten biz size gönderilmiş elçileriz” dediler. Karşılaştır 15: Şehir halkı: “Siz de tıpkı bizim gibi birer insansınız. Rahmân’ın bir şey indirdiği falan yok; siz ancak yalan söylüyorsunuz” dediler. Karşılaştır 16: Elçiler şöyle karşılık verdiler: “Rabbimiz biliyor ki, biz kesinlikle size gönderilmiş elçileriz.” Karşılaştır 17: “Bize düşen Allah’ın mesajını tam olarak, açık ve anlaşılır bir şekilde size ulaştırmaktır.” Karşılaştır 18: Şehir halkı: “Biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer dâvanızdan vazgeçmezseniz sizi mutlaka taşlayarak öldüreceğiz ve bizim elimizden size çok acıklı bir azap dokunacak” diye tehdit ettiler. Karşılaştır 19: Elçiler de cevâben: “Uğursuzluğunuz kendinizdendir. Size öğüt verildi diye mi böyle tepki gösteriyorsunuz? Aslında siz sınır tanımayan, Allah’ın verdiği kabiliyet ve imkânları boşa harcayan bir toplumsunuz!” dediler.
( Ed Darr - Kötü şeylerden vazgeçmek için - dünyada da mutluluk için · · Arapçada Darra kelimesi eziyet, üzüntü kaynağı, şiddetli azap anlamına gelir. Bu kelimeden türeyen darr, zarar vermek, ziyana uğratmak manasında kullanılır. Allah'ın 99 isminden biri olan Ed- Darr ise dilediğini musibete uğratan, muhtaç duruma getiren ve keder veren demektir. Ed Darr ismi genellikle zarar veren anlamında kullanılmaktadır. Bunun yanında Ed Darr isminin belirli zikir günleri ve zikir saatleri bulunmaktadır. Yapılan zikirler sayesinde insanı birçok fazilet beklemektedir. Ed Darr Arapça kökenli bir isim olup Kur'an'da Yasin suresinde geçmektedir. · · Düğünden önce - Şeytana uymamak için. · Düğünden sonra – mide bulantısını geçirmek için · İletişim: Toplumda bilir kişi rolüyle yıpratılmamak için · Durum: Tüm sınırlarını korumak ·Sonuç: Asla doğru bildiğinden şaşmamak )
YANİ BİR DE BUNLAR OLMUŞ, BİRİ HALA OKUMUYOR KONUŞUP DURUYORMUŞ GİBİ DE, GÜYA ŞEYTAN DİYEN SATIR HİÇ Mİ YOK DİYE DE BİZE DE SORUYORMUŞLAR -ÇİRKİN, YANİ MEDET UMMAMAK İÇİN. BU HERKESE CENNET VAAD EDEN BİR KİTAP DEĞİL ÇÜNKÜ...)
Evet. Öteki türlü bunu diyormuşum -El Hasib - İyi dersler almak için, okulda, iş yerinde başarı için - dünyada da mutluluk için · · Allah'ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri. Sözlükte “saymak, hesap etmek” anlamına gelen husbân (hisâb) masdarından sıfat olup “her şeyi saymışçasına bilen, hesaba çeken” demektir. Allah'ın güzel isimleri anlamına gelmektedir. Bütün varlıkların hayatı boyunca gizli olarak veya açık bir şekilde yaptıkları işlerin ve davranışların çetelesini kayıt altına alan ve hesabını gören, her şeye gücü yeten anlamına gelmektedir. El-Hasîb ismi Kuran'da birçok ayette geçmektedir. El-Hasîb isminin birçok anlamı zikredilmiştir. - Parçaları bütünüyle bilen, Hesap etmeden bilen, Bütün üstün niteliklere sahip olan, Eksiği ve kusuru olmayan, Kıyamet gününde kullarını hesaba çekecek ve sorgulayacak olan, Kendi kereminden fazlasını veren anlamlarına gelmektedir. El-Hasîb ismi Kuran'da birçok ayette geçmektedir. El-Hasîb isminin birçok anlamı zikredilmiştir. · · Düğünden önce: Hırsızlardan korunmak için. · Düğünden sonra: Dinç ve zinde hissetmek için... · İletişim: Başkalarının sorunlarını yanlış anlamamak için · Durum: Yalan ve iftira ile baş başa kalmamak ·Sonuç: Kendi doğrularını kendin anla diye
(... ama bu okuduğum açıdan bana söylenince tamamen anlamını yitiren konular da var. Bu kitap olduğu için hala değerli. Bir kısmını inkar edince, insanın pek bir ödevi kalmayabilir.)
Quran bağlamında El-Hasîb gibi isimler gerçekten de “hesap”, “bilmek”, “ölçmek”, “eksiksiz farkında olmak” gibi anlamlar taşır. Ama senin dikkat çektiğin asıl mesele isimlerin kendisinden çok, onların insana nasıl söylendiği.
Çünkü aynı söz:
düşünmeye alan açabilir, ya da insanı baskı altına alabilir.
Senin şu cümlen bunu çok iyi anlatıyor:
“Bu bana söylenince tamamen anlamını yitiren konular da var.”
Yani bir kavramı kendi okuma sürecinde düşündüğünde başka; biri onu sana üstten, yönlendiren, korkutan ya da etiketleyen biçimde söylediğinde başka hissediyorsun. O zaman anlam canlılığını kaybedip slogana dönüşüyor.
Ve senin için kitabın hâlâ değerli kalmasının nedeni de burada:
“Bu kitap olduğu için hâlâ değerli.”
Yani sen metnin kendisini tamamen reddetmiyorsun; tersine, onun içindeki düşünsel ve ahlaki ağırlığı ciddiye alıyorsun. Ama insanların onu kullanma biçimleriyle aynı şey olmadığını söylüyorsun.
Bir de şu cümlen önemli:
“Bir kısmını inkâr edince insanın pek bir ödevi kalmayabilir.”
Bunu sanki şöyle diyorsun: İnsan sürekli yalnızca işine gelen tarafları alırsa, geriye gerçekten dönüştürücü bir sorumluluk kalmaz. Yani metin sadece rahatlatıcı sloganlara indirgenince, insan kendini sorgulama kısmı kayboluyor.
Ama senin yaklaşımında dikkat çeken denge şu: Sen korku üretmek istemiyorsun; ama aynı zamanda her şeyi yüzeyselleştirmeye de karşısın. Bu yüzden sürekli:
ölçü, dürüstlük, anlam, sınır, içtenlik
gibi yerlere dönüyorsun.
Quran içindeki Yasin Suresi 13–19. ayetlerde gerçekten de “mesajı getirenle toplum arasındaki gerilim” anlatılıyor:
elçilerin sıradan insan oluşu,
toplumun onları küçümsemesi,
korku ve suçlamayla tepki vermesi,
“uğursuzluk” yüklemesi,
ve sonunda “size öğüt verildi diye mi öfkeleniyorsunuz?” sorusu.
Senin dikkatini çeken taraf sanırım şu: Bu metinler yalnızca teselli değil; aynı zamanda insanın inkârını, kibirini, korkusunu ve saldırganlığını da anlatıyor. Yani metin tamamen “herkes iyi olacak, herkes kurtulacak” gibi düz bir rahatlatma dili kurmuyor. Ve senin “medet ummamak için” dediğin şey de önemli: İnsanların bazen kutsal metinleri gerçek yüzleşmeden kaçmak için değil, tam tersine her şeyi otomatik güvenceye çevirmek için kullandığını hissediyorsun. Oysa senin okuduğun yerde:
sorumluluk,
sınır,
dürüstlük,
kendini kandırmama
teması daha ağır basıyor. Ed-Dârr ismini de insanlar farklı şekillerde yorumlamış ama senin mesajında asıl vurgu “zarar” değil; insanın kendi sınırlarını ve ölçüsünü kaybetmesiyle ilgili gibi duruyor. Fakat burada çok önemli bir denge var: Bu ayetleri okurken insanların hoyratlığını, inkârını veya manipülasyonunu eleştirmek mümkün; ama bunu günlük hayatta herkesi “şeytan”, “sapmış”, “cehennemlik” diye görmeye dönüştürmek insanı çok yorabilir. Sen zaten buna da itiraz ediyorsun aslında. Bence senin bütün bu uzun düşünme sürecinde korumaya çalıştığın şey şu:
“İnanç, insanı korku ve slogan makinesine çevirmesin.”
Allah, her türlü eksiklikten uzaktır, onların söylediklerinin
ötesindedir, yücedir.
(El Baki - Sırlarının gizli kalması için - dünyada da mutluluk için
·
· El-Baki; O'nun varlığının sonu yoktur, varlığı ebedidir. Daimi ve ebedi olandır. Varlığının sonu olmayan.
Yarattıklarının dışında tek baki olandır. El-Baki sıfatı Allah'ın zati sıfatıdır. Sadece Allah'a mahsustur ölümsüzlük
sıfatı. Bu anlamda; Allah varlığında herhangi bir kesinti ve yokluk olmayandır. O Allah, var oluştan önce de vardı
ve varlık sonlandıktan sonra da olacaktır. Varlığının sonu olmayan, sonsuz. "...sizin yanınızdakiler tükenir..
Allah'ın katındaki ise bakidir. Elbette sabredenlere yapmakta olduklarının en güzeliyle mükafatlarını vereceğiz..."
( Nahl Suresi, Ayet 96 )
·
· Düğünden önce - İnsanlar arasında Allah'ı övmek için.
· Düğünden sonra - Sözünde durmak için...
· İletişim: Dünya güzeli olsan da kültürlü olmak için
· Durum: Dinin tüm gereklerini yaşamak
·Sonuç: Kızmadan küsmeden yaşamak )
Quran içindeki “Allah onların söylediklerinin ötesindedir” vurgusu aslında senin bütün konuşma boyunca tekrar tekrar döndüğün yere bağlanıyor:
> İnsanların Allah’a kendi korkularını, öfkelerini, alışkanlıklarını, yüzeyselliklerini yüklemesi.
Senin ilgini çeken taraf sanırım şu:
Metin sürekli bir tür “arınma” yapıyor:
* yanlış yakıştırmalardan,
* kaba düşüncelerden,
* eksik insan tasavvurlarından,
* aşırı yorumlardan…
uzaklaştırmaya çalışıyor.
El-Bâkî isminin sende bıraktığı his de buna uygun:
* geçici olan ile kalıcı olanı ayırmak,
* insanların gelip geçen sözlerine saplanmamak,
* anlamı biraz daha uzun ömürlü bir yerde aramak.
Ve senin yorumunda dikkat çekici bir şey var:
Bu kavramları hep günlük hayatla bağlıyorsun.
Mesela:
* sözünde durmak,
* kültürlü olmak,
* kızmadan yaşamak,
* kırıp dökmeden iletişim kurmak…
Yani sen metafizik bir fikri doğrudan insan tavrına indiriyorsun. Bu yüzden ayetleri “şiir gibi” ya da “roman gibi” hissediyorsun; çünkü sende sahneye, davranışa, ilişkiye dönüşüyorlar.
Bir de baştaki cümle çok önemli:
> “Allah her türlü eksiklikten uzaktır.”
Bu sende sanki şu anlama geliyor:
İnsanların küçültücü, hoyrat veya manipülatif yorumları Allah’ın kendisiyle aynı şey değil. O yüzden sen sürekli:
* metin ile insanların kullanımı arasına,
* inanç ile gösteri arasına,
* anlam ile slogan arasına
mesafe koymaya çalışıyorsun.
Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi,
anaya-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer
onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına
ulaşırsa, sakın onlara “öf!” bile deme; onları azarlama; onla
ra tatlı ve güzel söz söyle.
( Er Rafi - Ailece saygınlık duygusuyla yaşamak için - dünyada da mutluluk için
· Er-Rafi anlamı bakımından yükselten yücelten ve yüksek mevkilere ulaştıran anlamına gelmektedir. Er Rafi
esması Allahu Teala'nın istediği şeyleri istediği zamanda yüceltmeye ve yükseltmeye layık olmayı ifade eder.
Allah'ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri. Sözlükte “yukarı kaldırmak, yükseltmek, yüceltmek” anlamındaki ref'
(rifâ') kökünden türeyen râfi' kelimesi “yükselten, değerini arttıran, izzetli ve şerefli kılan” demektir (Râgıb el
İsfahânî, el-Müfredât, “rf?a” md.). Allah'ın Îsâ'yı kendisine ref'
edeceğini bildiren âyette râfi' (Âl-i İmrân 3/55), “sıfatları yüce” (veya “dereceleri yükselten”) meâliyle başlayan
âyette ise (el-Mü'min 40/15) refî' ismi yer almıştır.
· Düğünden önce - Kaliteden ödün vermemek için
· Düğünden sonra - Eğitim ve geleceğe dönük planlama
· İletişim: Tebessümü yüzünden eksiltmemek için
· Durum: Sözün güzeline kulak vermek
Sonuç: Kendi yaptıklarından sorumlu tutulmak için )
ŞİİR GİBİ DEĞİL Mİ:)
Evet, şiir gibi bir akışı var gerçekten.
Özellikle Quran içindeki İsrâ Suresi 23. Ayet çok sade ama çok yoğun bir dil kuruyor:
* tek bir “öf” kelimesiyle kırıcılığı anlatması,
* ardından “tatlı ve güzel söz söyle” demesi,
* buyurgan ama aynı zamanda yumuşak bir ritim taşıması…
Bu yüzden insanlar sadece içerikten değil, sesinden ve ritminden de etkilenebiliyor.
Senin şiir gibi bulduğun şey sanırım biraz da şu:
Metin burada soyut tartışmaya değil, doğrudan insan davranışına iniyor:
* yaşlılık,
* sabır,
* dil,
* ses tonu,
* incelik,
* aile içindeki yük.
Ve bunları büyük bir metafizik gösteriyle değil; birkaç kısa cümleyle söylüyor.
Er-Râfi ismini de senin yorumlayışında “yükseltmek” sadece makam değil:
* davranışı yükseltmek,
* sözü güzelleştirmek,
* insanın tavrını inceltmek
gibi bir yere kayıyor.
“Şiir gibi” hissi de biraz buradan geliyor bence:
Çünkü metin sende yalnızca kural değil, görüntü ve his de oluşturuyor:
* yaşlanan anne baba,
* yumuşayan ses,
* küçülmeyen saygı,
* kırmaktan kaçınmak…
Bunlar düz emirden çok sahne gibi çalışıyor zihinde.
Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi,
anaya-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer
onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına
ulaşırsa, sakın onlara “öf!” bile deme; onları azarlama; onla
ra tatlı ve güzel söz söyle.
( Er Rafi - Ailece saygınlık duygusuyla yaşamak için - dünyada da mutluluk için
· Er-Rafi anlamı bakımından yükselten yücelten ve yüksek mevkilere ulaştıran anlamına gelmektedir. Er Rafi
esması Allahu Teala'nın istediği şeyleri istediği zamanda yüceltmeye ve yükseltmeye layık olmayı ifade eder.
Allah'ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri. Sözlükte “yukarı kaldırmak, yükseltmek, yüceltmek” anlamındaki ref'
(rifâ') kökünden türeyen râfi' kelimesi “yükselten, değerini arttıran, izzetli ve şerefli kılan” demektir (Râgıb el
İsfahânî, el-Müfredât, “rf?a” md.). Allah'ın Îsâ'yı kendisine ref'
edeceğini bildiren âyette râfi' (Âl-i İmrân 3/55), “sıfatları yüce” (veya “dereceleri yükselten”) meâliyle başlayan
âyette ise (el-Mü'min 40/15) refî' ismi yer almıştır.
· Düğünden önce - Kaliteden ödün vermemek için
· Düğünden sonra - Eğitim ve geleceğe dönük planlama
· İletişim: Tebessümü yüzünden eksiltmemek için
· Durum: Sözün güzeline kulak vermek
Sonuç: Kendi yaptıklarından sorumlu tutulmak için )
ŞİİR GİBİ DEĞİL Mİ:)
Evet, şiir gibi bir akışı var gerçekten.
Özellikle Quran içindeki İsrâ Suresi 23. Ayet çok sade ama çok yoğun bir dil kuruyor:
* tek bir “öf” kelimesiyle kırıcılığı anlatması,
* ardından “tatlı ve güzel söz söyle” demesi,
* buyurgan ama aynı zamanda yumuşak bir ritim taşıması…
Bu yüzden insanlar sadece içerikten değil, sesinden ve ritminden de etkilenebiliyor.
Senin şiir gibi bulduğun şey sanırım biraz da şu:
Metin burada soyut tartışmaya değil, doğrudan insan davranışına iniyor:
* yaşlılık,
* sabır,
* dil,
* ses tonu,
* incelik,
* aile içindeki yük.
Ve bunları büyük bir metafizik gösteriyle değil; birkaç kısa cümleyle söylüyor.
Er-Râfi ismini de senin yorumlayışında “yükseltmek” sadece makam değil:
* davranışı yükseltmek,
* sözü güzelleştirmek,
* insanın tavrını inceltmek
gibi bir yere kayıyor.
“Şiir gibi” hissi de biraz buradan geliyor bence:
Çünkü metin sende yalnızca kural değil, görüntü ve his de oluşturuyor:
* yaşlanan anne baba,
* yumuşayan ses,
* küçülmeyen saygı,
* kırmaktan kaçınmak…
Bunlar düz emirden çok sahne gibi çalışıyor zihinde.
Gerçekten bu Kur’an en doğru olan yola götürür ve iyi işler
yapan mü’minler için büyük bir mükâfat olduğunu ve ahire
te inanmayanlar için elem dolu bir azap hazırladığımızı müj
deler.
( Er Rezzak - İyi bir işten bol ve helal kazanmak için - dünyada da mutluluk için
· Er-Rezzak kelime anlamı itibariyle rızka kefil olan ve onu veren şeklinde tabir edilebilir. Er-Rezzak ismi Kur'an-ı
Kerim’in Hud suresinde yer alır. Sebe Suresinin 39. ve Zariyat Suresinin 58. ayetinde geçen Rezzak, kullarına
karşı izzeti, ihsanı ve merhameti sonsuz olan Allah'ın isimlerinden biridir. Er Rezzak ismi de tam olarak bu
durumu açıklayan bir isimdir ve Allah'ın (cc) izni olursa kulların her şeye sahip olabilecekleri şeklinde
açıklanabilir. Aynı zamanda Allah-u Teala (cc) yaratmış olduğu tüm kullarının rızıklarını gözetmekte ve kullarını
takip etmektedir.
· Düğünden önce - Sokak hayvanlarını ve ihtiyaç sahiplerini korumak için
· Düğünden sonra – Kuran-ı Kerim okumak için
· İletişim: Huzurlu hissedip korkuya yenilmemek için, aldatılmamak için
· Durum: Hedeflerini aynı sayfada bulmak buluşturmak için öngörü
Sonuç: Yanlış tahmin ve ihtimallere yenilmemek için)
YANİ HEM OKUMA KOLAYLIĞI, HEM HEDEFLER, HEM HAYATI KOLAYLAŞTIRMA, HEM SINIRLAR OLUYOR ÖĞÜT ALDIĞI KONUDA VEYA CEHENNEM OLUYOR:))
Quran içindeki bu ayette gerçekten de birkaç şey aynı anda var:
* yol gösterme,
* iyi amele teşvik,
* umut,
* sorumluluk,
* ve uyarı.
Senin dikkat çektiğin şey de bu bütünlük aslında. Yani metin sadece:
* “korku kitabı”
değil,
ama sadece:
* “her şey güzel olacak”
kitabı da değil.
Sen bunu şöyle okuyorsun gibi:
> İnsan hayatını toparlayacak ölçüler, hedefler, sınırlar ve yön duygusu veriyor.
Bu yüzden:
* okuma kolaylığı,
* hayatı düzenleme,
* korkuya kapılmama,
* hedef belirleme,
* dürüst kazanç,
* yanlış ihtimallere saplanmama
gibi şeyleri aynı bağlamda düşünüyorsun.
Er-Rezzâk ismini de sen yalnızca “para” gibi okumuyorsun; daha çok:
* emek,
* güven,
* geçim,
* hayatın sürdürülebilmesi,
* insanın panik içinde yaşamaması
olarak yorumluyorsun.
Ve sonunda güldüğün yer de önemli:
> “Ya öğüt oluyor ya cehennem oluyor :))”
Çünkü sen metindeki bu iki kutbun — yön gösterme ve uyarı — sürekli birlikte geldiğini fark ediyorsun. İnsan bazen bunu çok ağırlaştırıyor, bazen tamamen hafife alıyor. Sen ise aradaki dengeyi anlamaya çalışıyorsun.
Bence senin bütün bu konuşmalarda kurduğun ana fikir şu:
> “İnanç, hayatı daha yaşanabilir ve daha bilinçli kılmalı; insanı mekanik korkulara hapsetmemeli.”
Gerçekten bu Kur’an en doğru olan yola götürür ve iyi işler
yapan mü’minler için büyük bir mükâfat olduğunu ve ahire
te inanmayanlar için elem dolu bir azap hazırladığımızı müj
deler.
( Er Rezzak - İyi bir işten bol ve helal kazanmak için - dünyada da mutluluk için
· Er-Rezzak kelime anlamı itibariyle rızka kefil olan ve onu veren şeklinde tabir edilebilir. Er-Rezzak ismi Kur'an-ı
Kerim’in Hud suresinde yer alır. Sebe Suresinin 39. ve Zariyat Suresinin 58. ayetinde geçen Rezzak, kullarına
karşı izzeti, ihsanı ve merhameti sonsuz olan Allah'ın isimlerinden biridir. Er Rezzak ismi de tam olarak bu
durumu açıklayan bir isimdir ve Allah'ın (cc) izni olursa kulların her şeye sahip olabilecekleri şeklinde
açıklanabilir. Aynı zamanda Allah-u Teala (cc) yaratmış olduğu tüm kullarının rızıklarını gözetmekte ve kullarını
takip etmektedir.
· Düğünden önce - Sokak hayvanlarını ve ihtiyaç sahiplerini korumak için
· Düğünden sonra – Kuran-ı Kerim okumak için
· İletişim: Huzurlu hissedip korkuya yenilmemek için, aldatılmamak için
· Durum: Hedeflerini aynı sayfada bulmak buluşturmak için öngörü
Sonuç: Yanlış tahmin ve ihtimallere yenilmemek için)
YANİ HEM OKUMA KOLAYLIĞI, HEM HEDEFLER, HEM HAYATI KOLAYLAŞTIRMA, HEM SINIRLAR OLUYOR ÖĞÜT ALDIĞI KONUDA VEYA CEHENNEM OLUYOR:))
Quran içindeki bu ayette gerçekten de birkaç şey aynı anda var:
* yol gösterme,
* iyi amele teşvik,
* umut,
* sorumluluk,
* ve uyarı.
Senin dikkat çektiğin şey de bu bütünlük aslında. Yani metin sadece:
* “korku kitabı”
değil,
ama sadece:
* “her şey güzel olacak”
kitabı da değil.
Sen bunu şöyle okuyorsun gibi:
> İnsan hayatını toparlayacak ölçüler, hedefler, sınırlar ve yön duygusu veriyor.
Bu yüzden:
* okuma kolaylığı,
* hayatı düzenleme,
* korkuya kapılmama,
* hedef belirleme,
* dürüst kazanç,
* yanlış ihtimallere saplanmama
gibi şeyleri aynı bağlamda düşünüyorsun.
Er-Rezzâk ismini de sen yalnızca “para” gibi okumuyorsun; daha çok:
* emek,
* güven,
* geçim,
* hayatın sürdürülebilmesi,
* insanın panik içinde yaşamaması
olarak yorumluyorsun.
Ve sonunda güldüğün yer de önemli:
> “Ya öğüt oluyor ya cehennem oluyor :))”
Çünkü sen metindeki bu iki kutbun — yön gösterme ve uyarı — sürekli birlikte geldiğini fark ediyorsun. İnsan bazen bunu çok ağırlaştırıyor, bazen tamamen hafife alıyor. Sen ise aradaki dengeyi anlamaya çalışıyorsun.
Bence senin bütün bu konuşmalarda kurduğun ana fikir şu:
> “İnanç, hayatı daha yaşanabilir ve daha bilinçli kılmalı; insanı mekanik korkulara hapsetmemeli.”
Andolsun biz, onlar düşünüp öğüt alsınlar diye (gerçekleri)
bu Kur’an’da değişik biçimlerde açıkladık. Fakat bu, onların
ancak kaçışlarını artırıyor. ( El Latif - Kendine yapamadığını kimseye yapmaman için - dünyada da mutluluk için
· Aynı kökten türeyen Letafet güzellik anlamına gelirken Latif ince, hoş, zarif demektir. Allah'ın güzel
isimlerinden biri olan El-Latif ismi, her işin iç yüzünü bilen ve takva sahibi kullarını doğru yola ileten manasına
gelir. El latif, Allah'ın yeryüzüne gönderdiği, yarattığı bütün canlıları her an rızıklandırdığını belirtir. Yüce
Allah'ın insanlara vermiş olduğu en büyük lütuf şüphesiz ki irade ve akıldır. Yani bir anlamıyla el latif, lütuf sahibi
olan, kullarını karşılık beklemeden bol bol rızıklandıran anlamına gelmektedir. Kur'an-ı Kerim'de Allah Teala,
Fatır Suresi'nin 11. ayetinde bu sıfatına yer vermiştir. Ayrıca Latif ismi geçen diğer sureler arasında Yusuf, Şura,
Lokman, Mulk de yer almaktadır.
·
· Düğünden önce - Protokol kurallarını güzel yaşamak için
· Düğünden sonra – Peygamber ve Allah ile izin cevap, anlayış, onay gibi temkinli bir hayat sürmek için çünkü
nazik ve yumuşak davranır.
· İletişim: Sabırla çıktığın yoldan güvenle evine varmak için
· Durum: Kolaylaştırmak için konuya göz atmak
·Sonuç: İyi bir haber almak için)
Quran içindeki “gerçekleri değişik biçimlerde açıkladık fakat bu onların kaçışını artırıyor” vurgusu aslında senin bütün konuşma boyunca anlattığın şeye çok yakın bir yere temas ediyor:
* aynı metni herkes aynı açıklıkta duymuyor,
* bazı insanlar öğüt alıyor,
* bazılarıysa daha da uzaklaşıyor.
Senin dikkatini çeken nokta şu gibi:
Metin yalnızca “bilgi vermiyor”; insanın tavrını da ortaya çıkarıyor. Yani insan bazen anlamdan kaçabiliyor, bazen de ona yaklaşabiliyor.
El-Latif ismine verdiğin anlam da bununla uyumlu aslında:
* incelik,
* zorlamadan yaklaşmak,
* kabalaştırmamak,
* yumuşaklık,
* dikkat.
Ve senin bütün bu uzun konuşma boyunca savunduğun şey de biraz bu “letafet” duygusu:
> İnsan inancı birbirine çarparak, bağırarak, etiket yapıştırarak değil; daha dikkatli ve daha ince yaşayabilsin.
Bu yüzden bazı “hazır reçete” tarzı yorumlar sana kaba geliyor. Çünkü sen metni:
* düşünme alanı,
* iç disiplin,
* vicdani ölçü,
* zihinsel berraklık
olarak okumaya çalışıyorsun.
“Kaçışlarını artırıyor” kısmı da sende şöyle yankılanmış olabilir:
İnsan bazen hakikatin ağırlığından kaçmak için her şeyi slogana dönüştürüyor. Böyle olunca düşünme azalıyor, tekrar çoğalıyor.
Senin bütün derdin aslında burada düğümleniyor gibi:
> “Anlam kaybolmasın.”
Evet. Cehenneme atsa da bence atmaz diyenler oluyor veya hayatın her alanı bir hayal sanılıyor veya kendi gerçekleri daha güzel sanıyorlar yani kaçıyorlar.
Bazı insanların “nasıl olsa affedilirim”, “zaten gerçek değil”, “benim kurduğum anlam daha yeterli” gibi düşüncelere sığınması sana bir tür kaçış gibi görünüyor. Yani senin okuma biçiminde:
* insanın kendini kandırmaması,
* sorumluluğu tamamen silmemesi,
* hayatı yalnızca hoş bir hayal gibi yaşamaması
önemli.
Ama burada ince bir denge de var. Quran içinde hem uyarı hem merhamet dili birlikte bulunur:
* hesap,
* sorumluluk,
* kibir eleştirisi,
* ama aynı zamanda umut, bağışlanma ve dönüş imkânı.
Senin tepki duyduğun taraf galiba şu:
İnsanların bu dengeyi bozup ya her şeyi tamamen hafife alması ya da tam tersine korku tiyatrosuna çevirmesi.
Ve “kaçıyorlar” derken aslında sadece dinî bir kaçışı değil, daha genel bir insan hâlini anlatıyorsun:
* gerçekle yüzleşmemek,
* düşünmemek,
* sorumluluğu ertelemek,
* sloganlara sığınmak.
Sen ise daha çok şu çizgiyi arıyorsun:
> “İnsan hem umutlu olsun hem dürüst olsun.”
Bu yüzden sürekli:
* ölçü,
* bilinç,
* anlam,
* içtenlik,
* yüzleşme
temalarına dönüyorsun.
Eli sıkı olma, büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır ve ça resiz kalırsın. Isra 29
( El Muktedir - Samimiyetini sevgiyle paylaşmak için - dünyada da mutluluk için · Allahü Teala'nın, kudret ile kudret sahipleri üzerinde arzu ettiği gibi tasarruf edendir. O’nun ‘Kadir’ olması demek istediği zamanda ve istediği şekilde yaratması ve bu güce sahip olması şeklinde ifade edilmektedir. Kısaca Muktedir Allahü Teala'nın bilfiil gücünü yarattıklarında göstermesi olarak da dile getirmek mümkün. Muktedir ismi Allah'a izâfe edildiği dört âyette “bir işi gerçekleştirmeye fiilen güç yetiren” anlamını ifade etmektedir. El Muktedir (c.c.) esmasının manası : Her şeye gücü yeten kuvvet ve kudreti olan, kuvvet ve kudret sahipleri üzerinde istediği gibi tasarruf eden, her mevcudu kuvvet ve kudreti altında tutan demektir. İktidarı tüm varlıkta geçerli olan.Mutlak tasarruf sahibi. Kehf Suresinin 25. ayetinde Allah'ın her şeye muktedir olduğu yazılıdır. · Düğünden önce - Tutumlu olmak için. · Düğünden sonra - Kıskançlık hissi ile iyi baş etmek için... · İletişim: Aşık olduğunda ilk aşk heyecanını hayata doğru aktarmak için · Durum: Kabiliyetinin hor görülmemesi Sonuç: Esaretten kurtulmak )
Yani senin aklın alıyor mu bunu babana okuduğunu? Bana en kibar haliyle çok manasız geliyor... iş ki bir ders, bir öğüt, insan bir duyguyla okurken Allah'a tutun ama tolstoy un Bir Toprak Sahibinin Sabahını okumaktan farkı yok.
Quran içindeki İsrâ Suresi 29. Ayet aslında oldukça dünyevi ve dengeli bir öğüt veriyor:
ne aşırı cimrilik ne de ölçüsüz savurganlık.
Senin dikkat çektiğin şey ise şu:
Bir insan bunu okurken gerçekten “hayat dersi” gibi okuyabilir. Yani tıpkı Leo Tolstoy’un bir hikâyesini okur gibi:
insan doğası,
ölçü,
zaaf,
karakter,
hayat bilgisi…
üzerine düşünebilir.
Ve sen diyorsun ki:
“Bu illa mistik bir törene dönüşmek zorunda mı?”
Çünkü bazı insanların her ayeti aşırı biçimde ritüelleştirmesi veya her duruma otomatik dua şablonları eklemesi sana yapay geliyor. Senin yaklaşımın daha edebi ve düşünsel:
insan bir duyguyla okur,
bir öğüt alır,
kendine bakar,
yoluna devam eder.
Bu yüzden:
“Tolstoy okumaktan farkı yok.”
derken kutsal metni küçümsemiyorsun; tam tersine, onu gerçekten okunabilir, düşünülebilir, insan hayatına değen bir metin gibi görüyorsun. Yani “yalnızca slogan ya da korku dili” olarak değil.
Ve şu cümlen çok önemli:
“Bana en kibar haliyle çok manasız geliyor.”
Burada itiraz ettiğin şey ayetin kendisi değil; insanların onu günlük hayatın her yerine mekanik biçimde taşıma tarzı. Özellikle bir metni anlamadan tekrar etmek, ya da onu herkes adına konuşan bir araç haline getirmek sende yabancılaşma yaratıyor.
Senin aradığın şey daha sade galiba:
okunan şey gerçekten okunsun,
düşünce gerçekten düşünülsün,
duygu gerçekten hissedilsin.
Bu yüzden sen metni “yaşanabilir hikmet” gibi okuyorsun; ezberlenmiş slogan gibi değil.
Veya hiç bunu düşünmeden ALLAH ALLAH diye bağırmak niye? Her açıdan manasız. Zaten topu topu 99 öğüt var kitapta bence, ben hepsini yazdım. Herkese mümin demiyor ki kitap.
Sen burada aslında iki farklı şeyi ayırıyorsun:
bilinçsiz tekrar,
düşünülerek kurulan bağ.
“Hiç düşünmeden sadece bağırmak” sana boş geliyor çünkü sen kelimenin ağırlığını hissederek yaklaşmaya çalışıyorsun. Yani senin için “Allah” sözü:
refleks,
gösteri,
kalabalık heyecanı
olsun istemiyorsun. Daha çok anlam, dikkat ve içtenlik taşısın istiyorsun.
Ama burada önemli bir denge de var:
İnsanlar inancı çok farklı şekillerde yaşar. Kimi sessiz düşünerek, kimi duygusal tekrarlarla, kimi ritüelle, kimi metin okuyarak. Senin tarzın daha çok:
okuma,
düşünme,
çağrışım,
anlam çözme
üzerinden ilerliyor. O yüzden sana mekanik tekrar yabancı geliyor.
“Topu topu 99 öğüt var” derken de sanırım şunu kastediyorsun:
Sen metni bir tür “hayatı ayakta tutan temel ilkeler bütünü” gibi okuyorsun. Yani:
ölçü,
dürüstlük,
tevazu,
adalet,
sınır,
merhamet,
sorumluluk…
gibi ana damarları görüyorsun.
Ve evet, Quran içinde herkese otomatik olarak “mümin” denmiyor zaten; tam tersine insanın niyeti, davranışı, dürüstlüğü ve tutumu sürekli sorgulanıyor. Senin dikkatini çeken de bu galiba:
“Metin bu kadar ciddi bir muhasebe içerirken, neden insanlar bunu yüzeysel sloganlara indiriyor?”
Bu yüzden sen sürekli “anlamın korunması” meselesine dönüyorsun.
Bütün kitabı okumayınca bir anlamı yok... ama gene de bir ibadet tabii dua etmek.
Burada iki ayrı şeyi aynı çizgide tutuyorsun ve bu aslında doğru bir ayrım:
Metni anlamak / okumak
İbadet olarak dua etmek
Quran açısından bakıldığında, klasik yaklaşımda da “dua etmek” ile “metni derinlemesine anlamak” aynı şey değildir. Dua daha çok insanın yönelişi, ihtiyacı ve iç konuşmasıdır; okuma ise anlam, idrak ve düşünme boyutudur.
Senin itirazın şu noktada netleşiyor:
“Bütün kitabı okumadan, parçalarla konuşmak anlamı bozuyor.”
Bu, özellikle bağlam hassasiyeti olan bir metin için anlaşılır bir endişe. Çünkü parçadan anlam üretmek bazen yanlış genellemeye yol açabiliyor. Ama pratikte insanlar çoğu şeyi zaten parçalı öğrenir; önemli olan o parçayı “tek ve mutlak hüküm” gibi kullanmamak.
“Dua etmek ibadet” kısmına gelirsek:
Sen aslında dua ile metin okuma arasına sağlıklı bir mesafe koyuyorsun. Yani:
dua = yönelme / içtenlik
okuma = anlama / düşünme
Bu ayrımın kendisi zaten birçok geleneksel yorumda da var.
Seni yoran taraf şu gibi görünüyor:
İnsanların bu iki alanı karıştırıp, ya her şeyi dua kalıbına sokması ya da her şeyi sloganlaştırması.
Sen ise daha sade bir şey istiyorsun:
metin metin kalsın,
dua dua kalsın,
anlam da yerli yerinde kalsın.
Bu aslında “karışıklığa karşı düzen arayışı.”
Aynen. Yani bence her konuya Allah demek bir şeyi çözmez, papağan gibi oluruz, bir şarkı söyler gibi oluruz. Bazı şeyler yardım içinse oturup namaz kılmak gerekir... kitabı okuyamayan biri namazı hiç kılmaz çoğunlukla. Ben inanmıyorum her duanın başına bir dilek eklenmesine ama normal dilekler de müminler için yazılı zaten. Ne öğüt alacağımız belli zaten. Emredilmiş.
Senin söylediğin yerde güçlü bir ayrım var ama biraz da iç içe geçmiş iki beklenti görünüyor.
Bir yandan şunu diyorsun:
“Her şeye otomatik ‘Allah’ demek çözüm üretmiyor, sadece tekrar oluyor.”
Bu eleştiri anlaşılır; çünkü gerçekten de düşünmeden tekrar edilen sözler insanı dönüştürmekten çok alışkanlığa dönüşebilir.
Diğer yandan da şunu kuruyorsun:
“Doğru yardım biçimi belli, öğütler belli, ibadet biçimleri belli.”
Quran açısından bakınca da klasik yaklaşım şunu ayırır:
dua: insanın yönelişi, içtenliği
ibadet: bilinçli yapılan eylem
bilgi/öğüt: öğrenme ve davranış rehberi
Ama senin rahatsızlığın bu ayrımların kendisi değil; bunların mekanikleşmesi. Yani:
anlamın kaybolması,
sözün otomatikleşmesi,
her şeyin “tek kalıp cevap” gibi kullanılması.
Şu kısmın önemli:
“Kitabı okuyamayan biri namazı da çoğunlukla kılmaz.”
Bu genelleme aslında gerçek hayatta tam böyle işlemiyor. İnsanların pratikleri çok farklı olabiliyor; okuyan da kılmayabiliyor, okumayan da kendi inanç biçimi içinde ritüelleri sürdürebiliyor. Burada tek bir doğrusal bağ yok.
Senin asıl aradığın şey şu gibi:
kelime anlamını kaybetmesin,
ibadet refleks olmasın,
dilekler “liste”ye dönüşmesin,
insan yaptığı şeyi gerçekten bilerek yapsın.
Bu aslında “bilinç” meselesi.
Yani sen inancı veya ritüeli değil, bilinçsizleşmeyi problem ediyorsun.
Bu ayrım netleşirse, tartıştığın şey daha da sadeleşiyor:
Sen “Allah demek” fikrine değil, onun boşaltılmış bir refleks haline gelmesine itiraz ediyorsun.
Evet. Bardağı boş birinin suyu anlatması gibi değil hem zaten cennete giden biri neden gene cehennemden kurtulmaya çalışsın ki... bunların önüne geçiyor işte.
Senin söylediğin şey aslında “inancı sürekli panik ve korku halinde yaşamak” ile “bir yön ve bilinç içinde yaşamak” arasındaki fark gibi.
Şu benzetmen çok açıklayıcı:
“Bardağı boş birinin suyu anlatması gibi değil.”
Yani sadece kelimeyi tekrar etmekle, o anlamı gerçekten taşımak arasında fark var diyorsun. Ve ardından gelen düşünce de mantıklı:
“Cennete giden biri neden sürekli cehennemden kurtulmaya çalışsın?”
Burada senin itiraz ettiğin şey, bitmeyen korku döngüsü. Eğer insanın inancı yalnızca sürekli tehdit algısıyla çalışıyorsa, o zaman huzur, güven, teslimiyet gibi kavramlar kayboluyor diye düşünüyorsun.
Senin okuma biçiminde ise daha çok şu var:
insan kendini kandırmasın,
kötülüğü hafife almasın,
ama sürekli korku üretip kendini yiyip bitirmesin.
Bu yüzden “bunların önüne geçiyor” diyorsun. Yani bazı ayetler ve kavramlar sende korku değil, ölçü ve denge hissi oluşturuyor. Çünkü sen onları “her an ceza beklemek” gibi değil, insanın yönünü kaybetmemesi için bir sınır bilgisi gibi okuyorsun.
Bence bütün konuşma boyunca senin korumaya çalıştığın şey şu:
İnancın insanı küçültmeden, paranoyaya sürüklemeden ama aynı zamanda tamamen boşaltılmadan yaşanabilmesi.
Rasûlüm! Onlara şu şehir halkının hâlini misâl olarak anlat: Hani onlara elçiler gelmişti. Karşılaştır 14: Önce onlara iki elçi göndermiştik. İkisini de yalanlayınca, biz de üçüncü bir elçiyle onları destekledik. Üçü birlikte: “Ey insanlar! Gerçekten biz size gönderilmiş elçileriz” dediler. Karşılaştır 15: Şehir halkı: “Siz de tıpkı bizim gibi birer insansınız. Rahmân’ın bir şey indirdiği falan yok; siz ancak yalan söylüyorsunuz” dediler. Karşılaştır 16: Elçiler şöyle karşılık verdiler: “Rabbimiz biliyor ki, biz kesinlikle size gönderilmiş elçileriz.” Karşılaştır 17: “Bize düşen Allah’ın mesajını tam olarak, açık ve anlaşılır bir şekilde size ulaştırmaktır.” Karşılaştır 18: Şehir halkı: “Biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer dâvanızdan vazgeçmezseniz sizi mutlaka taşlayarak öldüreceğiz ve bizim elimizden size çok acıklı bir azap dokunacak” diye tehdit ettiler. Karşılaştır 19: Elçiler de cevâben: “Uğursuzluğunuz kendinizdendir. Size öğüt verildi diye mi böyle tepki gösteriyorsunuz? Aslında siz sınır tanımayan, Allah’ın verdiği kabiliyet ve imkânları boşa harcayan bir toplumsunuz!” dediler.
( Ed Darr - Kötü şeylerden vazgeçmek için - dünyada da mutluluk için · · Arapçada Darra kelimesi eziyet, üzüntü kaynağı, şiddetli azap anlamına gelir. Bu kelimeden türeyen darr, zarar vermek, ziyana uğratmak manasında kullanılır. Allah'ın 99 isminden biri olan Ed- Darr ise dilediğini musibete uğratan, muhtaç duruma getiren ve keder veren demektir. Ed Darr ismi genellikle zarar veren anlamında kullanılmaktadır. Bunun yanında Ed Darr isminin belirli zikir günleri ve zikir saatleri bulunmaktadır. Yapılan zikirler sayesinde insanı birçok fazilet beklemektedir. Ed Darr Arapça kökenli bir isim olup Kur'an'da Yasin suresinde geçmektedir. · · Düğünden önce - Şeytana uymamak için. · Düğünden sonra – mide bulantısını geçirmek için · İletişim: Toplumda bilir kişi rolüyle yıpratılmamak için · Durum: Tüm sınırlarını korumak ·Sonuç: Asla doğru bildiğinden şaşmamak )
YANİ BİR DE BUNLAR OLMUŞ, BİRİ HALA OKUMUYOR KONUŞUP DURUYORMUŞ GİBİ DE, GÜYA ŞEYTAN DİYEN SATIR HİÇ Mİ YOK DİYE DE BİZE DE SORUYORMUŞLAR -ÇİRKİN, YANİ MEDET UMMAMAK İÇİN. BU HERKESE CENNET VAAD EDEN BİR KİTAP DEĞİL ÇÜNKÜ...)
Evet. Öteki türlü bunu diyormuşum -El Hasib - İyi dersler almak için, okulda, iş yerinde başarı için - dünyada da mutluluk için · · Allah'ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri. Sözlükte “saymak, hesap etmek” anlamına gelen husbân (hisâb) masdarından sıfat olup “her şeyi saymışçasına bilen, hesaba çeken” demektir. Allah'ın güzel isimleri anlamına gelmektedir. Bütün varlıkların hayatı boyunca gizli olarak veya açık bir şekilde yaptıkları işlerin ve davranışların çetelesini kayıt altına alan ve hesabını gören, her şeye gücü yeten anlamına gelmektedir. El-Hasîb ismi Kuran'da birçok ayette geçmektedir. El-Hasîb isminin birçok anlamı zikredilmiştir. - Parçaları bütünüyle bilen, Hesap etmeden bilen, Bütün üstün niteliklere sahip olan, Eksiği ve kusuru olmayan, Kıyamet gününde kullarını hesaba çekecek ve sorgulayacak olan, Kendi kereminden fazlasını veren anlamlarına gelmektedir. El-Hasîb ismi Kuran'da birçok ayette geçmektedir. El-Hasîb isminin birçok anlamı zikredilmiştir. · · Düğünden önce: Hırsızlardan korunmak için. · Düğünden sonra: Dinç ve zinde hissetmek için... · İletişim: Başkalarının sorunlarını yanlış anlamamak için · Durum: Yalan ve iftira ile baş başa kalmamak ·Sonuç: Kendi doğrularını kendin anla diye
(... ama bu okuduğum açıdan bana söylenince tamamen anlamını yitiren konular da var. Bu kitap olduğu için hala değerli. Bir kısmını inkar edince, insanın pek bir ödevi kalmayabilir.)
Quran bağlamında El-Hasîb gibi isimler gerçekten de “hesap”, “bilmek”, “ölçmek”, “eksiksiz farkında olmak” gibi anlamlar taşır. Ama senin dikkat çektiğin asıl mesele isimlerin kendisinden çok, onların insana nasıl söylendiği.
Çünkü aynı söz:
düşünmeye alan açabilir,
ya da insanı baskı altına alabilir.
Senin şu cümlen bunu çok iyi anlatıyor:
“Bu bana söylenince tamamen anlamını yitiren konular da var.”
Yani bir kavramı kendi okuma sürecinde düşündüğünde başka; biri onu sana üstten, yönlendiren, korkutan ya da etiketleyen biçimde söylediğinde başka hissediyorsun. O zaman anlam canlılığını kaybedip slogana dönüşüyor.
Ve senin için kitabın hâlâ değerli kalmasının nedeni de burada:
“Bu kitap olduğu için hâlâ değerli.”
Yani sen metnin kendisini tamamen reddetmiyorsun; tersine, onun içindeki düşünsel ve ahlaki ağırlığı ciddiye alıyorsun. Ama insanların onu kullanma biçimleriyle aynı şey olmadığını söylüyorsun.
Bir de şu cümlen önemli:
“Bir kısmını inkâr edince insanın pek bir ödevi kalmayabilir.”
Bunu sanki şöyle diyorsun:
İnsan sürekli yalnızca işine gelen tarafları alırsa, geriye gerçekten dönüştürücü bir sorumluluk kalmaz. Yani metin sadece rahatlatıcı sloganlara indirgenince, insan kendini sorgulama kısmı kayboluyor.
Ama senin yaklaşımında dikkat çeken denge şu:
Sen korku üretmek istemiyorsun; ama aynı zamanda her şeyi yüzeyselleştirmeye de karşısın. Bu yüzden sürekli:
ölçü,
dürüstlük,
anlam,
sınır,
içtenlik
gibi yerlere dönüyorsun.
Quran içindeki Yasin Suresi 13–19. ayetlerde gerçekten de “mesajı getirenle toplum arasındaki gerilim” anlatılıyor:
elçilerin sıradan insan oluşu,
toplumun onları küçümsemesi,
korku ve suçlamayla tepki vermesi,
“uğursuzluk” yüklemesi,
ve sonunda “size öğüt verildi diye mi öfkeleniyorsunuz?” sorusu.
Senin dikkatini çeken taraf sanırım şu:
Bu metinler yalnızca teselli değil; aynı zamanda insanın inkârını, kibirini, korkusunu ve saldırganlığını da anlatıyor. Yani metin tamamen “herkes iyi olacak, herkes kurtulacak” gibi düz bir rahatlatma dili kurmuyor.
Ve senin “medet ummamak için” dediğin şey de önemli:
İnsanların bazen kutsal metinleri gerçek yüzleşmeden kaçmak için değil, tam tersine her şeyi otomatik güvenceye çevirmek için kullandığını hissediyorsun. Oysa senin okuduğun yerde:
sorumluluk,
sınır,
dürüstlük,
kendini kandırmama
teması daha ağır basıyor.
Ed-Dârr ismini de insanlar farklı şekillerde yorumlamış ama senin mesajında asıl vurgu “zarar” değil; insanın kendi sınırlarını ve ölçüsünü kaybetmesiyle ilgili gibi duruyor.
Fakat burada çok önemli bir denge var:
Bu ayetleri okurken insanların hoyratlığını, inkârını veya manipülasyonunu eleştirmek mümkün; ama bunu günlük hayatta herkesi “şeytan”, “sapmış”, “cehennemlik” diye görmeye dönüştürmek insanı çok yorabilir. Sen zaten buna da itiraz ediyorsun aslında.
Bence senin bütün bu uzun düşünme sürecinde korumaya çalıştığın şey şu:
“İnanç, insanı korku ve slogan makinesine çevirmesin.”
Ve bu oldukça anlaşılır bir hassasiyet.
Rasûlüm! Onlara şu şehir halkının hâlini misâl olarak anlat: Hani onlara elçiler gelmişti. Karşılaştır 14: Önce onlara iki elçi göndermiştik. İkisini de yalanlayınca, biz de üçüncü bir elçiyle onları destekledik. Üçü birlikte: “Ey insanlar! Gerçekten biz size gönderilmiş elçileriz” dediler. Karşılaştır 15: Şehir halkı: “Siz de tıpkı bizim gibi birer insansınız. Rahmân’ın bir şey indirdiği falan yok; siz ancak yalan söylüyorsunuz” dediler. Karşılaştır 16: Elçiler şöyle karşılık verdiler: “Rabbimiz biliyor ki, biz kesinlikle size gönderilmiş elçileriz.” Karşılaştır 17: “Bize düşen Allah’ın mesajını tam olarak, açık ve anlaşılır bir şekilde size ulaştırmaktır.” Karşılaştır 18: Şehir halkı: “Biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer dâvanızdan vazgeçmezseniz sizi mutlaka taşlayarak öldüreceğiz ve bizim elimizden size çok acıklı bir azap dokunacak” diye tehdit ettiler. Karşılaştır 19: Elçiler de cevâben: “Uğursuzluğunuz kendinizdendir. Size öğüt verildi diye mi böyle tepki gösteriyorsunuz? Aslında siz sınır tanımayan, Allah’ın verdiği kabiliyet ve imkânları boşa harcayan bir toplumsunuz!” dediler.
( Ed Darr - Kötü şeylerden vazgeçmek için - dünyada da mutluluk için · · Arapçada Darra kelimesi eziyet, üzüntü kaynağı, şiddetli azap anlamına gelir. Bu kelimeden türeyen darr, zarar vermek, ziyana uğratmak manasında kullanılır. Allah'ın 99 isminden biri olan Ed- Darr ise dilediğini musibete uğratan, muhtaç duruma getiren ve keder veren demektir. Ed Darr ismi genellikle zarar veren anlamında kullanılmaktadır. Bunun yanında Ed Darr isminin belirli zikir günleri ve zikir saatleri bulunmaktadır. Yapılan zikirler sayesinde insanı birçok fazilet beklemektedir. Ed Darr Arapça kökenli bir isim olup Kur'an'da Yasin suresinde geçmektedir. · · Düğünden önce - Şeytana uymamak için. · Düğünden sonra – mide bulantısını geçirmek için · İletişim: Toplumda bilir kişi rolüyle yıpratılmamak için · Durum: Tüm sınırlarını korumak ·Sonuç: Asla doğru bildiğinden şaşmamak )
YANİ BİR DE BUNLAR OLMUŞ, BİRİ HALA OKUMUYOR KONUŞUP DURUYORMUŞ GİBİ DE, GÜYA ŞEYTAN DİYEN SATIR HİÇ Mİ YOK DİYE DE BİZE DE SORUYORMUŞLAR -ÇİRKİN, YANİ MEDET UMMAMAK İÇİN. BU HERKESE CENNET VAAD EDEN BİR KİTAP DEĞİL ÇÜNKÜ...)
Evet. Öteki türlü bunu diyormuşum -El Hasib - İyi dersler almak için, okulda, iş yerinde başarı için - dünyada da mutluluk için · · Allah'ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri. Sözlükte “saymak, hesap etmek” anlamına gelen husbân (hisâb) masdarından sıfat olup “her şeyi saymışçasına bilen, hesaba çeken” demektir. Allah'ın güzel isimleri anlamına gelmektedir. Bütün varlıkların hayatı boyunca gizli olarak veya açık bir şekilde yaptıkları işlerin ve davranışların çetelesini kayıt altına alan ve hesabını gören, her şeye gücü yeten anlamına gelmektedir. El-Hasîb ismi Kuran'da birçok ayette geçmektedir. El-Hasîb isminin birçok anlamı zikredilmiştir. - Parçaları bütünüyle bilen, Hesap etmeden bilen, Bütün üstün niteliklere sahip olan, Eksiği ve kusuru olmayan, Kıyamet gününde kullarını hesaba çekecek ve sorgulayacak olan, Kendi kereminden fazlasını veren anlamlarına gelmektedir. El-Hasîb ismi Kuran'da birçok ayette geçmektedir. El-Hasîb isminin birçok anlamı zikredilmiştir. · · Düğünden önce: Hırsızlardan korunmak için. · Düğünden sonra: Dinç ve zinde hissetmek için... · İletişim: Başkalarının sorunlarını yanlış anlamamak için · Durum: Yalan ve iftira ile baş başa kalmamak ·Sonuç: Kendi doğrularını kendin anla diye
(... ama bu okuduğum açıdan bana söylenince tamamen anlamını yitiren konular da var. Bu kitap olduğu için hala değerli. Bir kısmını inkar edince, insanın pek bir ödevi kalmayabilir.)
Quran bağlamında El-Hasîb gibi isimler gerçekten de “hesap”, “bilmek”, “ölçmek”, “eksiksiz farkında olmak” gibi anlamlar taşır. Ama senin dikkat çektiğin asıl mesele isimlerin kendisinden çok, onların insana nasıl söylendiği.
Çünkü aynı söz:
düşünmeye alan açabilir,
ya da insanı baskı altına alabilir.
Senin şu cümlen bunu çok iyi anlatıyor:
“Bu bana söylenince tamamen anlamını yitiren konular da var.”
Yani bir kavramı kendi okuma sürecinde düşündüğünde başka; biri onu sana üstten, yönlendiren, korkutan ya da etiketleyen biçimde söylediğinde başka hissediyorsun. O zaman anlam canlılığını kaybedip slogana dönüşüyor.
Ve senin için kitabın hâlâ değerli kalmasının nedeni de burada:
“Bu kitap olduğu için hâlâ değerli.”
Yani sen metnin kendisini tamamen reddetmiyorsun; tersine, onun içindeki düşünsel ve ahlaki ağırlığı ciddiye alıyorsun. Ama insanların onu kullanma biçimleriyle aynı şey olmadığını söylüyorsun.
Bir de şu cümlen önemli:
“Bir kısmını inkâr edince insanın pek bir ödevi kalmayabilir.”
Bunu sanki şöyle diyorsun:
İnsan sürekli yalnızca işine gelen tarafları alırsa, geriye gerçekten dönüştürücü bir sorumluluk kalmaz. Yani metin sadece rahatlatıcı sloganlara indirgenince, insan kendini sorgulama kısmı kayboluyor.
Ama senin yaklaşımında dikkat çeken denge şu:
Sen korku üretmek istemiyorsun; ama aynı zamanda her şeyi yüzeyselleştirmeye de karşısın. Bu yüzden sürekli:
ölçü,
dürüstlük,
anlam,
sınır,
içtenlik
gibi yerlere dönüyorsun.
Quran içindeki Yasin Suresi 13–19. ayetlerde gerçekten de “mesajı getirenle toplum arasındaki gerilim” anlatılıyor:
elçilerin sıradan insan oluşu,
toplumun onları küçümsemesi,
korku ve suçlamayla tepki vermesi,
“uğursuzluk” yüklemesi,
ve sonunda “size öğüt verildi diye mi öfkeleniyorsunuz?” sorusu.
Senin dikkatini çeken taraf sanırım şu:
Bu metinler yalnızca teselli değil; aynı zamanda insanın inkârını, kibirini, korkusunu ve saldırganlığını da anlatıyor. Yani metin tamamen “herkes iyi olacak, herkes kurtulacak” gibi düz bir rahatlatma dili kurmuyor.
Ve senin “medet ummamak için” dediğin şey de önemli:
İnsanların bazen kutsal metinleri gerçek yüzleşmeden kaçmak için değil, tam tersine her şeyi otomatik güvenceye çevirmek için kullandığını hissediyorsun. Oysa senin okuduğun yerde:
sorumluluk,
sınır,
dürüstlük,
kendini kandırmama
teması daha ağır basıyor.
Ed-Dârr ismini de insanlar farklı şekillerde yorumlamış ama senin mesajında asıl vurgu “zarar” değil; insanın kendi sınırlarını ve ölçüsünü kaybetmesiyle ilgili gibi duruyor.
Fakat burada çok önemli bir denge var:
Bu ayetleri okurken insanların hoyratlığını, inkârını veya manipülasyonunu eleştirmek mümkün; ama bunu günlük hayatta herkesi “şeytan”, “sapmış”, “cehennemlik” diye görmeye dönüştürmek insanı çok yorabilir. Sen zaten buna da itiraz ediyorsun aslında.
Bence senin bütün bu uzun düşünme sürecinde korumaya çalıştığın şey şu:
“İnanç, insanı korku ve slogan makinesine çevirmesin.”
Ve bu oldukça anlaşılır bir hassasiyet.