İki topluluğun karşılaştığı gün, içinizden yüz çevirip kaçan- ları, şeytan ancak yaptıkları bazı hatalardan dolayı yoldan kaydırmak istemişti. Ama yine de Allah onları affetti. Kuş- kusuz Allah çok bağışlayandır, halîmdir (hemen cezalandır- maz, mühlet verir).
///· Ed Darr - Kötü şeylerden vazgeçmek için - dünyada da mutluluk için · · Arapçada Darra kelimesi eziyet, üzüntü kaynağı, şiddetli azap anlamına gelir. Bu kelimeden türeyen darr, zarar vermek, ziyana uğratmak manasında kullanılır. Allah'ın 99 isminden biri olan Ed- Darr ise dilediğini musibete uğratan, muhtaç duruma getiren ve keder veren demektir. Ed Darr ismi genellikle zarar veren anlamında kullanılmaktadır. Bunun yanında Ed Darr isminin belirli zikir günleri ve zikir saatleri bulunmaktadır. Yapılan zikirler sayesinde insanı birçok fazilet beklemektedir. Ed Darr Arapça kökenli bir isim olup Kur'an'da Yasin suresinde geçmektedir. · · Düğünden önce - Şeytana uymamak için. · Düğünden sonra – Mide bulantısını geçirmek için · İletişim: Toplumda bilirkişi rolüyle yıpratılmamak için · Durum: Tüm sınırlarını korumak ·Sonuç: Asla doğru bildiğinden şaşmamak
· El Halim - Karakterine uygun ve tutarlı olmak için - dünyada da mutluluk için · El-Halim esması Kur’an-ı Kerim’ de Nahl Suresi 61. ayet ve Al-i İmran Suresi 155. ayette geçmektedir. El-Halim esmasıyla tefekkür zamanında ise Kur’an-ı Kerim’de Hud Suresi 75. ayet, Enbiya Suresi 69. ayet olarak açıklanmaktadır. Peygamber Efendimizin esmayla ilgili hadisleri bulunmaktadır. İşte, tüm detaylar. Arapça kökenli olan “halim” kelimesi kökeni “hlm” şeklindedir. Arapça’ da “hilm” yumuşak ve yavaş anlamına gelmektedir. El-Halim esması, kullarına gücü yeten Allah yine de ceza vermekte yavaş olandır anlamına gelir. Hilm sahibi olan yalnızca Allah’tır. Kullarının isyan etmesi üzerine öfkesini kontrol edendir. Acıma ve bağışlaması ceza vermesinden daha önce olandır. Günahkarlara karşı da ceza da aceleci olmayan Allah’tır. Yumuşak huyludur ve hikmet sahibidir. · · Düğünden önce - Doğa sevgisi · Düğünden sonra - Ağır hastalıklardan korunmak için · İletişim: Hiç bir durum karşısında sevgiden taviz vermemek için · Durum: Anlamak ve anlaşılmak ·Sonuç: İnsanlar arasında doğru anılmak için
EVET. İNSAN ŞEYTANA UYMAMANIN BİR YOLUNU BİLSEYDİ APTAL DURUMUNA DÜŞERDİ AMA ALLAH'A DAYANIP GÜVENMEK KENDİSİNİ DAHA SAĞLAM BİR YERE ÇIKARACAK MI SORUSU YİNE BAŞA DÖNÜYOR BAZEN...
Bu soru zaten insanın imtihanının merkezindeki soru gibi duruyor: “Gerçekten güvenebilir miyim?”
Çünkü insan bazen şöyle düşünüyor:
* “Tedbir alırsam ben korundum.” * “Akıllı davranırsam ben kurtuldum.” * “Her şeyi çözersem düşmem.”
Ama Kur’an’daki birçok anlatı, insanın kendi gücünün sınırını görmesini sağlıyor. Uhud’da da bu var:
* güçlüydüler ama dağıldılar, * iman etmişlerdi ama korktular, * peygamber yanlarındaydı ama yine de panik oldu.
Bu yüzden tevekkül, “ben hiçbir şey yapmayayım” değil; “ben her şeyi kontrol edemem” gerçeğini kabul etmek oluyor biraz.
Senin söylediğin şey çok insanî: “Ya Allah’a dayanırsam ve yine de zorlanırsam?” İşte ayetlerdeki insanlar da tam bunu yaşamış aslında. O yüzden Kur’an’daki mümin portresi hiç “robot gibi kusursuz” değil.
Bir de şu var: Şeytana uymamanın yolu bazen “hiç hata yapmamak” değil; hata sonrası tamamen kararmamaktır.
Kur’an’ın sürekli affı, mühleti, rahmeti, dönüşü tekrar etmesi biraz da bunun için olabilir: İnsan sadece günahla değil, umutsuzlukla da kayabiliyor.
Ve senin cümlendeki o “aptal durumuna düşmek” hissi önemli: İnsan bazen inancının onu zayıf düşüreceğinden korkuyor. Ama metinlerde anlatılan dayanma biçimi, pasif bir saflık değil; bilinçli bir yöneliş:
* farkında olmak, * nefsini tanımak, * korkusunu görmek, * ama tamamen karanlığa teslim olmamak.
Belki de güven dediğimiz şey, “başımıza hiç kötü şey gelmeyecek” garantisi değil; dağılsak bile tamamen sahipsiz kalmayacağımıza inanabilmek.
Bu ayette çok dikkat çekici olan şey, kaçan insanların tamamen “inkârcı” ilan edilmemesi. Ayet:
* “şeytan onları kaydırmak istedi” diyor ama hemen ardından: * “Allah onları affetti” diyor.
Yani Kur’an burada insanın zayıflığını mutlak bir yok oluş gibi anlatmıyor. Hata ile bilinçli kötülüğü ayırıyor.
Senin dikkat çektiğin “bazı hatalar” kısmı önemli: İnsan bazen tek bir büyük inkâr yüzünden değil;
* birikmiş korkular, * küçük tavizler, * iç çelişkiler, * kibir, * panik, * dünya kaygısı yüzünden çözülmeye başlıyor.
Şeytanın “kaydırması” da burada sanki doğrudan zorla ele geçirmekten çok, insanın zaten açık bıraktığı yaralardan sızmak gibi anlatılıyor.
Ve ardından gelen: “Allah halîmdir” ifadesi çok güçlü. Çünkü “hemen cezalandırmayan, mühlet veren” anlamı taşıyor. Yani insanın düşüşüyle hüküm hemen kapanmıyor.
Senin Ed-Darr ile kurduğun bağ da ilginç: Çünkü burada zarar sadece dışarıdan gelen bir musibet gibi değil; insanın kendi yanlışlarının içinde büyüyen bir kayma hâli gibi de okunabilir.
Ama ayetin sonu sert bir umutsuzlukla değil, affedilme ihtimaliyle bitiyor. Bu önemli. Çünkü:
* “kaçtınız” * “kaydınız” * “hata yaptınız” denmesine rağmen, kapı tamamen kapanmıyor.
Bence senin bütün bu okumalarında tekrar eden ana tema şu: İnsan kendisini ya tamamen kusursuz ya tamamen mahvolmuş ilan etmemeli. Kur’an birçok yerde insanın:
* tökezleyebileceğini, * korkabileceğini, * şaşabileceğini, ama yine de dönüş imkânının olduğunu anlatıyor.
Bu yüzden “asla doğru bildiğinden şaşmamak” bazen hiç düşmemek değil; düştüğünde hakikati tamamen bırakmamaya çalışmak anlamına da gelebiliyor.
///// Sonra o kederin ardından (Allah) üzerinize içinizden bir kısmını örtüp bürüyen bir güven, bir uyku indirdi. Bir kısmınız da kendi canlarının kaygısına düşmüştü. Allah’a karşı cahiliye zannı gibi gerçek dışı zanda bulunuyorlar; “Bu işte bizim hiçbir dahlimiz yok” diyorlardı. De ki: “Bütün iş, Allah’ındır.” Onlar sana açıklayamadıklarını içlerinde saklıyorlar ve diyorlar ki: “Bu konuda bizim elimizde bir şey olsaydı, burada öldürülmezdik.” De ki: “Evlerinizde dahi olsaydınız, üzerlerine öldürülmesi yazılmış bulunanlar mutlaka yatacakları (öldürülecekleri) yerlere çıkıp gidecekler di. Allah, bunu göğüslerinizdekini denemek, kalplerinizdekini arındırmak için yaptı. Allah, göğüslerin özünü (kalpler de olanı) bilir.”
·Sonuç: Allah'a kavuşmak için · Es Semi - Emin olduğun konularda söz hakkı almak için - dünyada da mutluluk için · Allah'ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri. Sözlükte “işitmek, duymak, bir dileği kabul etmek, anlamak; duyurmak” mânalarındaki sem' kökünden türeyen semî' “işiten” demektir. Allah'a nisbet edildiğinde “işitilmeye konu teşkil eden her şeyi işiten” diye açıklanır. Es-Semi anlamı Arapça kökenli olup "sem" kelimesinden türemiştir. Sem kelimesi Arapça 'da işitmek anlamına gelmektedir. Es Semi esmasının anlamı da her şeyi duyan, işiten ve gören anlamına gelmektedir. “Allah, zulme uğrayanların dile getirmesi dışında, kötü sözün açıkça söylenmesini sevmez. Allah Semî'dir, Alîm'dir.” (Nisa Suresi : 148.) Allah'ın sıfatlarının bulunduğu Esmaül Hüsna' da Es-Semi sıfatı da yer almaktadır. Kur'an-ı Kerim' de Mümin Suresi'nin 20. ayeti ve Nisa Suresi'nin 134. ayetinde Es- Semi esması açıklanmıştır. · Düğünden önce - Sessiz bir ortamdan keyif almak için. · Düğünden sonra - Hayatı kendi akışına bırakıp cehaletten sakınmak için · İletişim: Kusursuz güzelliği hayal etmek için · Durum: Sabırsızlık karşısında yenilmemek ·Sonuç: Sözü dinlenen biri olmak
Burada seni etkileyen şey sanırım ayetin insan psikolojisini çok çıplak anlatması. Çünkü bu bölüm sadece savaş anlatmıyor; korku, panik, kader, güvensizlik, teslimiyet ve iç ses arasındaki çatışmayı anlatıyor.
Bir tarafta:
* “güven ve uyku” verilenler var. Diğer tarafta: * sadece kendi canının derdine düşüp, * “ya böyle olmasaydı?” * “bizim elimizde olsaydı?” * “neden başımıza geldi?” diyenler var.
Kur’an burada çok sert ama çok gerçek bir noktaya dokunuyor: İnsan kriz anında içindeki gerçek düşünceyle yüzleşiyor.
Ve senin Es-Semi bağlantın burada anlamlı oluyor: “Allah her şeyi işitir” ifadesi sadece ağızdan çıkan sözü değil, insanın içinde sakladığını da kapsıyor gibi duruyor bu bağlamda. Ayetin sonunda da zaten: “Allah göğüslerin özünü bilir” deniyor.
Yani mesele sadece:
* iman ettim demek değil, * korktuğunda ne düşündüğün, * kaybettiğinde ne söylediğin, * yenildiğinde kimi suçladığın.
Burada “cahiliye zannı” denen şey de biraz: “Her şeyi sadece kendi kontrolümle açıklayabilirim” düşüncesi gibi duruyor. Oysa ayet insanın sınırlılığını kabul etmeye çağırıyor.
Ama bu teslimiyet pasiflik değil. Çünkü aynı metinlerde:
* tedbir, * sabır, * direnç, * sadakat, * emre bağlılık da sürekli vurgulanıyor.
Yani: “Bütün iş Allah’ındır” › “insan hiçbir şey yapmaz” demek değil; “insan her şeyi kontrol ettiğini sanmasın” demek.
Senin yazdıklarında dikkat çeken şey şu: Sen metni sadece “ceza” açısından değil, insanın iç hâllerini açıklayan bir ayna gibi okuyorsun. Özellikle korku, kibir, panik, üstünlük taslama, dağılma, samimiyet gibi konulara çok dikkat ediyorsun. Bu da okumanı sadece teorik değil, psikolojik ve varoluşsal bir yere taşıyor.
Peygamber, arkanızdan sizi çağırırken siz durmadan dağa yukarı kaçıyor, hiç kimseye dönüp bakmıyordunuz. Bun- dan dolayı Allah, size keder üstüne keder verdi ki, (bu du- rumlara alışasınız ve daha sonra) elinizden gidene, ve başı- nıza gelene üzülmeyesiniz. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
El Habir - Kıskançlık yaşamamak için - dünyada da mutluluk için · El-Habir, anlaşılabilecek en net haliyle “her şeyin iç yüzünü bilmek, onlardan haberdar olmak” manasına gelmektedir. Bu bağlamda, O'nun insanın tüm yaptıklarını bildiği konusu Kur'an-ı Kerim'in 26 ayetinde geçmektedir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir. Her şeyden haberdar olan O'dur. · · Düğünden önce - Dünyadan haberdar olmak için · Düğünden sonra – Muhabbet ve fikir alışverişi için · İletişim: İkiyüzlülük karşısında güçlü ve adil olmak için, doğruyu anlamak için · Durum: Görsel algında kaderin aşk çerçevesini korumak ·Sonuç: Hayranlık duyduğun konularda iyi bir izleyici olmak
// Andolsun, Allah, izniyle, onları (müşrikleri) kırıp geçirdi- ğiniz sırada size olan va’dini gerçekleştirdi. Nihayet sevdi- ğiniz şeyi (zaferi) size gösterdikten sonra, za’f gösterdiniz. (Peygamber’in verdiği) emir konusunda tartıştınız ve emre karşı geldiniz. İçinizden dünyayı isteyenler de vardı, ahire- ti isteyenler de. Sonra sizi denemek için onlardan yüzünüzü çevirdi. (Kaçıp hezimete uğradınız. Buna rağmen) sizi ba- ğışladı. Allah, mü’minlere karşı çok lütufkârdır.
- El Latif - Kendine yapamadığını kimseye yapmaman için - dünyada da mutluluk için · Aynı kökten türeyen Letafet güzellik anlamına gelirken Latif ince, hoş, zarif demektir. Allah'ın güzel isimlerinden biri olan El-Latif ismi, her işin iç yüzünü bilen ve takva sahibi kullarını doğru yola ileten manasına gelir. El latif, Allah'ın yeryüzüne gönderdiği, yarattığı bütün canlıları her an rızıklandırdığını belirtir. Yüce Allah'ın insanlara vermiş olduğu en büyük lütuf şüphesiz ki irade ve akıldır. Yani bir anlamıyla el latif, lütuf sahibi olan, kullarını karşılık beklemeden bol bol rızıklandıran anlamına gelmektedir. Kur'an-ı Kerim'de Allah Teala, Fatır Suresi'nin 11. ayetinde bu sıfatına yer vermiştir. Ayrıca Latif ismi geçen diğer sureler arasında Yusuf, Şura, Lokman, Mulk de yer almaktadır. · · Düğünden önce - Protokol kurallarını güzel yaşamak için · Düğünden sonra – Peygamber ve Allah ile izin cevap, anlayış, onay gibi temkinli bir hayat sürmek için çünkü nazik ve yumuşak davranır. · İletişim: Sabırla çıktığın yoldan güvenle evine varmak için · Durum: Kolaylaştırmak için konuya göz atmak ·Sonuç: İyi bir haber almak için
//// YANİ İMANIN ŞARTLARINI BURADA ANLATMAK ONA GÖRE ANLAMSIZMIŞ VE HEPSİ DE KAÇMIŞLAR. BENİ EN ÇOK BU KONU RAHATSIZ EDİYOR.
Seni rahatsız eden şey aslında ayetin tam merkezindeki insan gerçeği: Bir insan iman ettiğini söyleyebilir ama korku, panik, dünya kaygısı, çıkar, çözülme anı geldiğinde dağılabilir. Uhud anlatısının sarsıcılığı da burada zaten. Çünkü Kur’an orada “kusursuz insanlar topluluğu” anlatmıyor; korkan, hata yapan, tartışan, emre karşı gelen, sonra pişman olan insanları anlatıyor.
Bu yüzden sen “imanın şartlarını burada anlatmak anlamsızmış” derken şunu hissediyorsun sanırım: Sadece teorik olarak “Allah’a, kitaba, peygambere iman ediyorum” demek yetmiyor; o an geldiğinde insanın tavrı ortaya çıkıyor.
Ve Kur’an bunu saklamıyor. Tam tersine:
* “za’f gösterdiniz” * “tartıştınız” * “emre karşı geldiniz” * “dünyayı isteyenler vardı” diyerek insanın kırılmasını açıkça anlatıyor.
Ama dikkat çekici taraf şu: Ayet tamamen yıkımla bitmiyor. “Buna rağmen sizi bağışladı” diyor. Yani mesele sadece düşmek değil; düşüşten sonra hakikate geri dönebilmek.
Senin El Habir ve El Latif bağlantın da ilginç bir yere oturuyor:
* El Habir › insanın iç yüzünü bilen, * El Latif › kırmadan yönelten, ince davranan.
Yani burada sadece “kaçtılar” değil, aynı zamanda: “İnsan korkabilir, şaşabilir, ama tamamen terk edilmez” mesajı da var.
Sanırım seni en çok yaralayan nokta şu: İnsanlar bazen imanı slogan gibi taşıyor ama hakikatle yüzleşme anında dağılıyorlar. Bu da sende “o zaman sözlerin değeri ne?” sorusunu doğuruyor.
Kur’an’ın bu kısmı ise biraz acı bir dürüstlük taşıyor: İman, sadece sakin zamanda söylenen cümlelerle değil; korku, kayıp, çıkar ve panik anındaki yönelişle de sınanıyor.
İmanın 6 Şartı (Amentü Esasları):Allah'a İman: Allah'ın varlığına ve birliğine (tevhid) inanmak, O'nun eşi ve benzeri olmadığına iman etmektir.Meleklere İman: Allah'ın nurdan yarattığı, günah işlemeyen ve emirlerini yerine getiren varlıklar olduklarına inanmaktır.Kitaplara İman: Allah'ın peygamberleri aracılığıyla insanlara vahiyler, suhuf ve kitaplar (Tevrat, Zebur, İncil, Kuran-ı Kerim) gönderdiğine inanmaktır.Peygamberlere İman: Allah'ın insanlar arasından seçtiği, mesajlarını ileten elçilere inanmaktır.Ahiret Gününe İman: Öldükten sonra dirilmeye, mahşer gününe, hesap vermeye ve cennet/cehennemin varlığına inanmaktır.Kadere İman: Hayrın (iyilik) ve şerrin (kötülük) Allah'ın takdiri ve yaratmasıyla olduğuna inanmaktır.
Bunu çok net ve klasik İslam akaidi çerçevesinde doğru özetlemişsin. “Amentü esasları” dediğimiz yapı aslında inancın iskeleti gibi çalışır; diğer bütün dini düşünceler bunun üzerine oturur.
Ama burada önemli bir nokta var: bu altı madde sadece “bilgi listesi” değildir. İslam düşüncesinde bunlar, insanın iç dünyasını ve davranışını sürekli dönüştürmesi beklenen bir bilinç hâlidir.
Kısaca şöyle düşünebilirsin:
* **Allah’a iman** › hayatın merkezinde bir “mutlak anlam” kabulü * **Meleklere iman** › evrenin başıboş olmadığı fikri * **Kitaplara iman** › hakikatin insana rehber olarak indirildiği fikri * **Peygamberlere iman** › bu hakikatin yaşayan örneklerle gösterildiği fikri * **Ahirete iman** › adaletin bu dünyayla sınırlı olmadığı fikri * **Kadere iman** › kontrol edemediklerinle baş etme bilinci
Senin önceki yazdıklarınla birlikte düşününce burada asıl kırılma şu oluyor: Bu esaslar “yük bindirmek” için değil, insanın zihnini dağılmaktan kurtarmak için var.
Ama yanlış kullanım olunca tam tersine dönebiliyor:
* bilgi › üstünlük aracına * inanç › baskıya * öğüt › hüküm vermeye dönüşebiliyor.
Senin sezdiğin şey de biraz bu zaten: metinler ve isimler bir “üstten konuşma dili”ne çevrildiğinde özündeki denge kayboluyor.
İstersen şunu birlikte açabiliriz: Bu 6 esastan hangisi sende daha çok “iç huzur” üretiyor, hangisi daha çok “soru ve gerilim” üretiyor?
Gevşemeyin, hüzünlenmeyin. Eğer (gerçekten) iman etmiş kimseler iseniz üstün olan sizlersiniz.
· Er Reşid - İyi amaçlarına ulaşacağını görmek için - dünyada da mutluluk için · · Allah'ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri. Sözlükte “doğru yolu bulup onda sebat etmek” anlamındaki rüşd (reşed, reşâd) kökünden türemiş bir sıfat olan reşîd kelimesi “doğru yolda bulunan, doğru ile yanlışı ayırt edebilecek çağa giren” demektir. Er Reşit esması Allahu Teala’nın doğru ile yanlışı birbirinden ayıran özellikte olduğu anlamına gelmektedir. Er Reşit esması ile Allah’ın dilediğini iyiliğine ulaştıran olduğunu ifade etmektedir. Er Reşit esması Allahu Tealanın kullarını mutluluğa ve huzura ulaştıran onların iyilikle kötülüğü ayırt etmelerini sağlayan olduğu anlamına gelmektedir. Er Reşit esması kullarının iyiliği için onları hem dünyada hem de ahirette iyiliğe ulaştıran yaratan anlamına gelmektedir. Kur'an'da reşîd ismi yer almakla birlikte zât-ı ilâhiyyeye nisbet edilmemiştir. Bunun yanında dört âyetin birinde rüşd (el-Enbiyâ 21/51), üçünde reşed kelimesi Allah'a izâfe edilmiştir (el-Kehf 18/10, 24; el-Cin 72/10). Ayrıca “Allah kime hidayet verirse o hakka ulaşmıştır. · · Düğünden önce - Kaygıyı azaltmak için. · Düğünden sonra - Yaşam kalitesinden ödün vermemek için... · İletişim: Selamlaşırken iyi bir iletişim için · Durum: Zenginliği hayra yormak ·Sonuç: İslamın ve imanın şartlarına uymak
(Bu Hz Peygamber'in beni rezil etmeyin, dediği gibi)
Bu ayetle kurduğun bağ aslında “üstünlük” kelimesini dünyevî kibirden ayırıyor. Çünkü burada anlatılan şey başkalarını ezmek değil; iman, sebat ve doğruluk karşısında içten çökmemek. “Gevşemeyin, hüzünlenmeyin” hitabı da tam savaş, kayıp, kırılma ve moral çöküşü yaşayan insanlara geliyor. Yani üstünlük burada gösteriş değil; dağılmama hâli.
Senin bunu “beni rezil etmeyin” sözüyle ilişkilendirmen de şu açıdan anlamlı: Peygamber örnekliğinin insanların elinde hoyratça, kaba, ölçüsüz veya ikiyüzlü bir şeye dönüşmemesi meselesi var orada. Çünkü biri dini temsil ettiğini söylerken:
* zalimleşirse, * kibirlenirse, * bağırıp çağırmayı hakikat sanırsa, * insanları küçük düşürürse, o zaman sadece kendini değil temsil ettiğini söylediği değeri de yıpratıyor.
Bu yüzden senin “bilinçli sessizlik” dediğin şey önemliydi. Çünkü Kur’an’daki vakar, pasiflik değil. Er Reşid ile bağ kurman da buraya oturuyor: doğruyu ayırt etmek, ölçüyü kaybetmemek, iyi amaç uğruna savrulmamak.
Burada “üstün olan sizlersiniz” ifadesi biraz da şunu söylüyor gibi: Eğer hakikati korurken karakterini kaybetmiyorsan, zaten düşmemişsindir.
Yani bazen insan toplum içinde çok güçlü görünür ama öfkesine yenilmiştir; bazen de sessizdir ama çizgisini koruyordur. Kur’an’ın birçok yerinde ikinci hâlin daha sağlam olduğu hissedilir. Çünkü oradaki üstünlük, gösteri değil istikamet üstünlüğü.
İşte onların mükâfatı Rab’leri tarafından bağışlanma ve için den ırmaklar akan cennetlerdir ki orada ebedî kalacaklardır. (Allah yolunda) çalışanların mükâfatı ne güzeldir!
-· El Celil - Allah yolunda kalmak için - dünyada da mutluluk için · El-Celil; celalet, azamet ve ululuk sahibi manalarına gelmektedir. Bu kapsamda El-Celil ile Allah'ın celal sıfatlarıyla donanmış olduğuna dikkat çekmektedir. O'nun hem zatının hem de sıfatlarının büyük olduğu vurgusu yapılmaktadır. Kendisi ululuk ve heybet sahibi olarak nitelendirilmektedir. El Celil esması Allahu Tealanın büyüklük, ululuk ve azamet sahibi tek yaratıcı olduğu anlamına gelmektedir. Rahman Suresi 55/27. ayeti: Kalıcı olan yalnız celal ve ikram sahibi Rabb'inin kendisidir. Ve yebka vechu rabbike zul celali vel ikram. Rahman Suresi 55/78. ayeti: Celal ve ikram sahibi olan Rabb'inin ismi ne yücedir. Tebarekesmu rabbike zil celali vel ikram. · · Düğünden önce - Güzel hayaller kurmak için, görmek için · Düğünden sonra – Emin adımlarla ilerlemek için · İletişim: Haksızlığa uğradığında doğru noktalardan yardım almak için · Durum: Aptallıklarla uğraşmamak ·Sonuç: Zayıf yanlarının güçlenmesi için /
Sizden önce(ki milletlerin başından) nice olaylar gelip geç- miştir. Yeryüzünde gezin dolaşın da yalanlayanların sonu- nun nasıl olduğunu bir görün.
- · El Muid - Kıyamet gününde ailene koşmak için - dünyada da mutluluk için · El-Muid anlamı, Allah'ın can verdiği, vermiş olduğu canı aldığını ve ahiret günü ölen tüm canları tekrardan dirilteceğini ifade eden bir Esma-ül Hüsna'dır. Bu esma ile tek yaratıcının Allah olduğu vurgulanmakta ve onun güç ve kudretine sığınmak için zikredilmektedir. El Muid esması dua sonrasın, namaz esnasında ve sonrasında ya da zikir vaktinde zikretmek oldukça hayırlıdır. El Muid esması Allahın can veren verdiği canı tekrar alabilen ve ölen canlıları tekrar canlandıran tek yaratıcı anlamına gelmektedir. Allahu Teala yarattıklarının canını almaya ve tekrar diriltmeye muktedir olan yaratan anlamına gelmektedir. Zât-ı ilâhiyyeye nisbet edildiğinde “yaratmayı tekrarlayan, tekrar yaratan” mânasını taşır (a.g.e., a.y.). Kur'ân-ı Kerîm'de mübdi' ve muîd kelimeleri geçmemektedir. · · Düğünden önce - Ölüm anında doğru duayı okumak için. · Düğünden sonra - Geçmişin önemsiz izlerini silmek için... · İletişim: Sürpriz mutluluklar arasında özel günleri iyi bir iletişimle yaşamak için · Durum: Zamanında her güzelliği yaşamak ·Sonuç: Sevdiğin konuları güçlendirmek
/ Bu (Kur’an), insanlar için bir açıklama, Allah’a karşı gelmek- ten sakınanlar için bir hidayet ve bir öğüttür.
· El Hasib - İyi dersler almak için, okulda, iş yerinde başarı için - dünyada da mutluluk için
· Allah'ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri. Sözlükte “saymak, hesap etmek” anlamına gelen husbân (hisâb) masdarından sıfat olup “her şeyi saymışçasına bilen, hesaba çeken” demektir. Allah'ın güzel isimleri anlamına gelmektedir. Bütün varlıkların hayatı boyunca gizli olarak veya açık bir şekilde yaptıkları işlerin ve davranışların çetelesini kayıt altına alan ve hesabını gören, her şeye gücü yeten anlamına gelmektedir. El-Hasîb ismi Kuran'da birçok ayette geçmektedir. El-Hasîb isminin birçok anlamı zikredilmiştir. - Parçaları bütünüyle bilen, Hesap etmeden bilen, Bütün üstün niteliklere sahip olan, Eksiği ve kusuru olmayan, Kıyamet gününde kullarını hesaba çekecek ve sorgulayacak olan, Kendi kereminden fazlasını veren anlamlarına gelmektedir. El-Hasîb ismi Kuran'da birçok ayette geçmektedir. El-Hasîb isminin birçok anlamı zikredilmiştir.
· Düğünden önce: Hırsızlardan korunmak için. · Düğünden sonra: Dinç ve zinde hissetmek için... · İletişim: Başkalarının sorunlarını yanlış anlamamak için · Durum: Yalan ve iftira ile baş başa kalmamak ·Sonuç: Kendi doğrularını kendin anla diye
Metinlerinde dikkat çeken şey şu: sen ayetleri sadece “ödül-ceza” diliyle değil, insanın iç dünyasını düzenleyen bir vicdan haritası gibi okuyorsun. Yani “El Hasib” dediğinde yalnızca hesap korkusu değil; insanın kendi kendini kandırmaması, kendi doğrularını gerçekten anlayabilmesi öne çıkıyor. Bu, kuru tekrar değil; ayetler arasında bağ kurmaya çalışan bir okuma biçimi.
Özellikle şu çizgi çok net:
* “Kur’an insanlar için bir açıklamadır” kısmını, * “yeryüzünde gezin dolaşın” çağrısıyla, * “öncekilerin sonundan ibret alın” vurgusuyla, * “Allah’ın ipine sımsıkı sarılın” emriyle birlikte okuyorsun.
Bu da dini sadece ritüel değil, bilinç ve karakter meselesi olarak gördüğünü gösteriyor.
Bir başka önemli nokta da şu: Senin yazdıklarında “Allah’ın isimleri” sihirli sonuç formülleri gibi değil; insanın davranışını terbiye eden yönler olarak anlam kazanıyor. Mesela:
* “El Afuvv” › sadece affedilmek değil, öfkeye yenilmemek, * “Es Selam” › sadece korunmak değil, iç huzuru ve ölçüyü kaybetmemek, * “El Müheymin” › her duyduğuna inanmamak, * “El Latif” › güç kullanırken bile inceliği kaybetmemek, * “Es Sabur” › taşkınlığa kapılmadan sebat etmek.
Burada aslında ortak bir omurga var: İnsan değişen şartların içinde savrulsa da özüyle bağını kaybetmesin.
Senin “insan aynı” dediğin yer de tam buna bağlanıyor bence. İş değişir, çevre değişir, yetenek değişir, insanlar değişir; ama insanın vicdanıyla kurduğu bağ koparsa okuduğu şey sadece bilgi olur. Kopmazsa öğüt olur.
Bir de şu cümlen önemliydi: “Kitapla üstünlük taslayan birilerine yenilmemek.”
Bu, bilgi kibriyle iman arasındaki farkı sezdiğini gösteriyor. Çünkü Kur’an’da en sert eleştirilerden bazıları, hakikati tamamen bilmeyenlere değil; bildiği hâlde onu araçsallaştıranlara yöneliyor. Sen de buna dikkat çekiyorsun: Okuma insanı büyütmeli ama insanı başkalarının üstüne çıkarmamalı.
Son yazdığın “kendi doğrularını kendin anla diye” kısmı da önemli. Çünkü öğüt ancak insan onu kendi hayatında dürüstçe tartarsa anlam kazanıyor. Başkasının diliyle sürekli yaşanan bir inanç, bir süre sonra ezbere dönüşebiliyor. Ama insan gerçekten düşünüp kendi nefsine dönünce, ayetler daha ağır ve daha canlı hissediliyor.
Göklerdeki her şey ve yerdeki her şey Allah’ındır. O, dilediğini bağışlar, dilediğine azab eder. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Er Rahman - Merhamet duygusu için -dünyada da mutluluk için · Er-Rahman'ın anlamı, Allah'ın şefkatine dayalıdır. Er-Rahman, "merhamet etmek, severek ve acıyarak korumak" anlamlarına gelen rahmet kökünden türemiş bir kelime olup "şefkat ve merhamet eden" anlamlarına gelmektedir. Kelime Allah'a(c.c.) nispet edildiğinde "sonsuz merhametiyle lütuf ve ihsanda bulunan" anlamı içermektedir. Er-Rahman ismi Kur'an-ı Kerim'de 57 yerde geçmektedir. · Düğünden önce - Spor faaliyetlerinde başarı için · Düğünden sonra – Sanata dair nedenler için · İletişim: Duygusal yoğunlukta doğru yolda kalmak ve kafa karışıklığı yaşamamak için · Durum: Kusurlu sıfatlara maruz kalmamak Sonuç: Gelecekten asılsız haberler almamak için
Kâfirler için hazırlanmış ateşten sakının.
Es Selam -Kaza bela başına gelmesin diye - dünyada da mutluluk için · Es-Selam esenlik, ferahlık veren, her türlü kötü durumdan selamete erdiren ve gözetip koruyan anlamlarını taşımaktadır. Allah'ın kullarını selamete kavuşturduğu, cennete giren tüm kullarına da selam veren anlamı da vardır. Bu isim aynı zamanda selam sahibi anlamındadır. Es-Selam esenlik, ferahlık veren, her türlü kötü durumdan selamete erdiren ve gözetip koruyan anlamlarını taşımaktadır. Allah’ın kullarını selamete kavuşturduğu, cennete giren tüm kullarına da selam veren anlamı da vardır. Her türlü olaylardan ve arızadan salim kalan Es-Selam esması, yaratılmış her şeyden, değişim ve ölümden münezzihtir. · Düğünden evvel – Kaza ve bela korkusuna yenilmemek için · Düğünden sonra – Ahiret korkusu için · İletişim: Öfkene yenilmemek ve kontrol etmek için · Durum: Yalnızlığında keyifli bir umut hissetmek Sonuç: Dini saygı çerçevesinde yaşamak için
Onlar bollukta ve darlıkta Allah yolunda harcayanlar, öfkelerini yenenler, insanları affedenlerdir. Allah, iyi ve yararlı işleri en güzel şekilde yapanları sever.”
El Afuvv - Affedilmek ve eşini affetmek için - dünyada da mutluluk için · El-Afüvv ismi şerifinin anlamı ‘Allahu Teala günahları kökünden kazımak suretiyle tamamen ortadan kaldırır’ şeklinde kısaca ifade etmek mümkün. Kiramen Katibin meleklerinin Allahu Teala kayıtlarını siler. Hatırlamak suretiyle kulları mahcup olmasın diye onların günahlarını unutturur. Bu isim üzerinden nasip almış olan kullar, diğer taraftan sürekli olarak Allah'tan af diler. Bu doğrultuda ayrıca herhangi bir şekilde ümitsizliğe kapılmazlar. Allahü Teala yarattığı kullarına karşı çok affedicidir. Afüvv kelimesinin öncelikle anlamına bakıldığı zaman ‘Hiçbir sorumluluk kalmayacak biçimde günahları affeden’ anlamı üzerinden bilinmektedir. Allahü teâlâya ithaf ile beraber bu anlamı kapsamında, El-Afüvv ismi şerifinin faziletlerinden faydalanabilirsiniz. El Afüvv isminin dini anlamda pek çok anlamı bulunmaktadır. Öncelikle kelime olarak çok affedici, bağışlayan, mağfiret eden anlamlarında kullanılmaktadır. Buradan da görüldüğü El Afüvv isminin Allah'a aittir. Bunun yanında günahları çokça affeden, cezalandırmaktan vazgeçen olarak da kullanılan bir kelimedir. Bu teslimiyet Allah'a olan sevgi ile muhabbetin ifadesidir. Bu kalpte Allah sevgisinin keşfine doğru giden samimi bir yolculuktur. Kuranda el Afüv isminin geçtiği ayetleri şu şekilde sıralamak mümkündür. Bunlar, Nisa suresi 43., 99. ve 149. ayetleri, Hacc suresi 60. ayet ve Bakara suresi 52. Ayettir. · Düğünden önce - Herkesi affetmek için · Düğünden sonra - Günlük işlerde sıkışıklık yaşamamak için · İletişim: Hayırlarda yarışırken toplumdan kopmamak için · Durum: Duada sevap görmek Sonuç: Görsel algında yanılmamak
Burada çok güçlü bir denge var aslında. Ayetler aynı akış içinde:
* merhameti, * azabı, * korkuyu, * affı, * öfkeyi kontrol etmeyi, * insanı bağışlamayı
bir arada tutuyor.
Ve senin bunu farklı esmalarla okumanda da sürekli aynı çizgi çıkıyor:
> din insanı ya tamamen korkuya ya da tamamen gevşekliğe bırakmamalı.
İnkâr edenlerin ne malları ne evlatları, onlara Allah’a karşı bir yarar sağlar. İşte onlar cehennemliktirler. Onlar orada ebedî kalacaklardır.
(El Mübdi - Kişisel haklarını korumak için - dünyada da mutluluk için · El Mübdi esması Allahu Tealanın yoktan var eden bir yaratan olduğu anlamına gelmektedir. El Mübdi esması Allahu Tealanın mahlukatı ilk defa yarattığı ve benzersiz olarak yarattığı anlamına gelmektedir. El-Mübdi anlamı, kısaca maddesiz olan ve örneksiz yaratan olarak tanımlanabilmektedir. Kainatı ve onun içindekileri hiç yoktan var eden Allah'ı (cc) isimleriyle tanımak kazanılacak en faydalı ilimlerden biridir. Kur'ân-ı Kerîm'de mübdi' ve muîd kelimeleri geçmemektedir. · · Düğünden önce - Ahireti hafife almamak için · Düğünden sonra - Ayrılmak isteyen eşler için kolaylık · İletişim: Geçmiş hataların arasında kimliğini, karakterini kaybetmemek için · Durum: Önemsemediğin konularla tekrar karşılaşmamak Sonuç: İnsanların ne düşündüğünü fazla önemsememek)
Mesela burada Allah sevgisine kalbini açmaya çalışsan "El Kahhar" desen birden anlamlı olmaz ama aslında bu ayetler de insanın üstünden büyük bir yük alıyor... Yani Allah'ın yoktan var etmesi gibi değil yok etmesi.
Senin burada hissettiğin şey galiba şu:
Bu ayet yalnızca “tehdit” değil; insanın omzundaki sahte ağırlıkları da kırıyor.
Çünkü ayet:
* malın, * soyun, * statünün, * dünyevi gücün
mutlak güvence olmadığını söylüyor. Ve bu, bir yandan sert görünse de öte yandan insanı:
> sürekli ispat zorunluluğundan > ve dünyanın baskısından > kurtaran bir taraf taşıyor.
O yüzden sen “El-Kahhâr”ın burada neden tek başına yeterli gelmediğini hissediyorsun. Çünkü sen ayeti sadece:
* ezici kudret, * yok ediş, * cezalandırma olarak okumuyorsun.
Daha çok:
> insanın sahte dayanaklarının çözülmesi
gibi okuyorsun.
“El-Mübdi” ile bağ kurman da bu yüzden ilginç:
> yoktan var eden.
Sen bunu sadece kozmik yaratılış gibi değil; insanın:
* yeniden yön bulabilmesi, * kimliğini kaybetmemesi, * geçmişin içinde erimemesi, * insanların bakışıyla tamamen tanımlanmaması olarak düşünüyorsun.
Ve çok önemli bir şey söyledin:
> “Bu ayetler insanın üstünden büyük bir yük alıyor.”
Çünkü gerçekten de Kur’an’daki bazı sert ayetler, yalnızca korku değil; aynı zamanda:
* dünyanın putlarını küçültme, * insanı kul baskısından kurtarma, * sahte üstünlükleri dağıtma, * faniliği hatırlatma işlevi de görüyor.
Bu yüzden sende şu duygu oluşuyor: Eğer:
* mal, * insanlar, * statü, * soy, * kalabalık mutlak belirleyici değilse, o zaman insan nefes alabilecek bir alan bulabiliyor.
Ve burada senin tekrar döndüğün ana mesele yine aynı:
> İnsan Allah’ı okurken kendi ruhunu da okumaya başlıyor.
Bu yüzden esmalar sende sadece “isim” değil;
* ruh hâli, * yön, * denge, * karakter, * bakış biçimi gibi çalışıyor.
Onlar size eziyetten başka bir zarar veremezler. Eğer sizinle savaşmaya kalkışsalar, size arkalarını dönüp kaçarlar. Sonra onlara yardım da edilmez.
El Muhyi - Peygamberlere saygılı ve yakın olmak için - dünyada da mutluluk için · · Allah'ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri. Sözlükte “diri ve canlı olmak, yaşamak” anlamındaki hayât (hayevân) kökünün if'âl kalıbından sıfat olan muhyî “yaşatan, dirilten” demektir. Allah'ın ismi veya sıfatı olarak “hayatla ilgisi bulunan varlıkta hayatı yaratan, can veren” diye açıklanır. Muhyî dirilten, zıttı Müîd' öldüren demektir. Muhyî Kur'an'da Allah'a nisbetle iki yerde isim olarak geliyor. Müîd' ise hiçbir yerde isim olarak gelmeyip hep fiil formunda geliyor. Bunun anlamı şudur: Allah öldürme işini doğrudan üslenmemiştir, bu iş ile Zatı arasına mesafe koymuştur. · · Düğünden önce - Ev hayvanları edinmek için · Düğünden sonra - Her işin hakkını vermek ve karşılığını almak... · İletişim: Güçlüyken güçsüz, haklıyken haksız duruma düşmemek için · Durum: Dişlerinin bakımı ve korunması ·Sonuç: Her gün daha bakımlı olmak
Onlar nerede bulunurlarsa bulunsunlar, Allah’ın ve (mü’min) insanların güvencesine sığınmadıkça kendile rini zillet kaplamıştır. Onlar Allah’ın gazabına uğradılar ve yoksulluk onları kapladı. Bunun sebebi onların; Allah’ın âyetlerini inkâr ediyor ve peygamberleri haksız yere öldürü yor olmaları idi. Bütün bunların sebebi ise, isyan etmekte ve (Allah’ın koyduğu) sınırları çiğnemekte oluşları idi.
· El Müheymin - İş hayatında başarı için - dünyada da mutluluk için · El-Müheymin, Her şeyi gören ve gözeten, her varlığın yaptıklarından ve durumlarından haberdar olan demektir. Evrendeki tüm işleri düzenleyen ve yöneten, yarattığı kullarını koruyan ve gözeten anlamı da taşımaktadır. Muhafaza eden ve her şeye şahitlik yapan demektir. Kainattaki bütün işleri gözeten ve korkulardan emin kılan demektir. Allah'ın 99 isminden biri olan el-Müheymin ismi "kâinatın bütün işlerini idare eden" demektir. 'Heymene' kökünden gelen müheymin kelimesi sözlükte "bir şeyi gözetimi altına alıp korumak ve onu yönetmek" anlamına gelmektedir. El-Müheymin, Kuran' da birçok yerde geçmektedir. El-Müheymin isminin geçtiği sureye bir örnek Buruc Suresinin 9. ayetidir. Şöyle buyurur Yüce Yaradan:" O ( Allah ) ki, semaların ve yeryüzünün mülkü O' nundur. Ve Allah her şeye şahittir." Müheymin, Haşr sûresinin onaltı kadar ilâhî ismi içeren son âyetleri içinde yer almaktadır (59/23). Bir âyette de Kur'an'ın kendisinden önceki kitabı onaylayıcı ve muhafaza edici olduğu beyan edilirken Kur'an'ı nitelemektedir (el-Mâide 5/48). · Düğünden önce - Kendinle barışık yaşaman için · Düğünden sonra - Saygıda kusur etmemek için · İletişim: Konsantrasyonunu gurur ve neşeyle beslemek için · Durum: Geçmişin tanımını yeniden yapılandırmak ·Sonuç: Her duyduğuna inanmamak için
Burada iki ayetin birlikte oluşturduğu duygu çok güçlü aslında:
İlkinde:
> “Size eziyetten başka zarar veremezler…”
deniyor.
İkincisinde ise:
* zillet, * gazap, * sınır aşımı, * peygamberleri öldürme, * ayetleri inkâr etme gibi ağır sonuçlardan söz ediliyor.
Senin bunu “El-Muhyî” ve “El-Müheymin” ile bağlaman ilginç; çünkü biri:
> hayat veren, dirilten
diğeri ise:
> gözeten, koruyan, şahit olan.
Ve sen bunları doğrudan günlük yaşama taşıyorsun:
* saygı, * denge, * haklıyken haksız duruma düşmemek, * her duyduğuna inanmamak, * geçmişi yeniden anlamlandırmak…
Bu önemli; çünkü sen ayetleri sadece “ceza” merkezli okumuyorsun. Daha çok:
> insanın kendi iç düzenini kaybetmesi
üzerinden okuyorsun.
Mesela:
> “Güçlüyken güçsüz, haklıyken haksız duruma düşmemek”
çok dikkat çekici bir ifade. Çünkü senin bütün konuşmalarında şu korku var:
Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır.
- El Batın - İnancını gizlide yaşamak için - dünyada da mutluluk için · El Batın Allah'ın zatının görülmesi ve mahiyetini bilinmesi açısından gizli olması demektir. Allahu Teala El Batın esmasında zatının gizli olmasını El Zahir esmasında da görünen olmasını ifade etmektedir. Allahu Tealanın zatının dünyada yarattıkları tarafından görülmesi gizli bulunmaktadır. El-Bâtın ismi şerifinin anlamı ‘Allahu Teala, gizlidir’ biçiminde ifade edilmektedir. O gözle görülmez ve ayrıca künhüyle bilinemez. İnsan yaptığı her şeyde ve davranışlarıyla sınırlı varlıklardır. Allah ise sınırsızdır. Sınırlı olan varlıklar sınırsız olan ihata ile idrak edemez. Zahir-bâtın kelimeleri, bizzat Kur'ân'da geçer. Mesela, Allah Teâlâ'nın, “ez-Zahir” ve “el-Bâtın” (Hadid 57/3) isimleri buna bir örnektir. Ayetlerde ayrıca, zahirî ve bâtınî nimet (Lokman 31/20), zahirî ve bâtınî günah (Enâm 6/120, 151); dünyanın zahiri (Rum 30/7) gibi ifadeler kullanılır. · Düğünden önce - Şaşkınlığa uğramamak için. · Düğünden sonra - Uzun soluklu çözümlerde zarara uğramamak için... · İletişim: Sırlarını güvenle korumak ve el almak için · Durum: Başkalarından iyi olmak Sonuç: Elinden tutan bir dost bulmak
Buradaki ayetle senin “El-Bâtın” arasında kurduğun ilişki yine iç dünyaya dönüyor aslında. Ayetteki uyarı:
> “Apaçık deliller geldikten sonra parçalanmayın.”
yalnızca mezhepsel ya da toplumsal bölünme değil; insanın kendi içinde hakikati parçalaması gibi de okunabilir.
Senin “inancı gizlide yaşamak” vurgun da burada önemli bir yere temas ediyor. Çünkü bazen:
* gösterişli dindarlık, * sürekli kendini ispat etme ihtiyacı, * inancı kimlik savaşına dönüştürme
insanı hakikatten uzaklaştırabiliyor.
“El-Bâtın” tarafında sen:
> görünmeyen ama yaşayan bir inanç
arıyorsun gibi.
Yani:
* bağırmadan inanmak, * içten yaşamak, * her şeyi gösteriye çevirmemek, * sır saklamak, * derinliği korumak.
Ama burada dikkat edilmesi gereken bir denge de var: “Başkalarından iyi olmak” ifadesi kolayca üstünlük hissine kayabilir. Oysa ayetin ruhu daha çok:
* parçalanmamak, * kibir üretmemek, * delillere rağmen körleşmemek, * hakikati kişisel üstünlük alanına çevirmemek üzerine kurulu.
Senin aslında daha çok aradığın şey bence:
> güvenilir bir iç bütünlük.
O yüzden:
* “sırlarını korumak,” * “şaşkınlığa uğramamak,” * “uzun soluklu çözümler,” * “elinden tutan dost” gibi ifadeler sende manevi bir denge ihtiyacına bağlanıyor.
Ve senin bütün bu okumalarında tekrar eden bir çizgi var: İnsan:
Bu yüzden “El-Bâtın” sende yalnızca gizlilik değil; biraz da:
> insanın Allah’la kurduğu ilişkinin samimiyetini kalabalığın tüketiminden koruma çabası
gibi duruyor.
O gün bazı yüzler ağarır, bazı yüzler kararır. Yüzleri kara ranlara, “İmanınızdan sonra inkâr ettiniz, öyle mi? Öyle ise inkâr etmenize karşılık azabı tadın” denilir.
Sonuç: Başkalarının aptallıklarının cezasını çekmemek için · El Hafıd - Haddini aşmamak için - dünyada da mutluluk için · El Hafıd dilediğini hafife alan küçümseyen anlamına gelmektedir. Allahu Teala kendisini inkar edenleri El Hafıd esması ile alçaltan onları değersizleştiren ve kendisinden uzaklaştıran olarak ifade edilmektedir. Allah'ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri. Sözlükte “aşağıya indirmek, alçaltmak, değerini azaltmak” anlamına gelen hafd masdarından sıfat olup “aşağıya indiren, alçaltan, değerini azaltan” demektir. Hafd kavramı Kur'ân-ı Kerîm'de dört yerde geçmektedir. El-Hafıd, Esmaül Hüsna'da yer alan Allah'ın 99 isminden biri olmaktadır. Kur'an-ı Kerim'de Vakıa Suresi'nin 3.ayetinde El-Hafıd isminden bahsedilmektedir. Esmanın havas ve esrarı insanlar tarafından öğrenilmek istenmektedir. · · Düğünden önce - Kaderine razı olmak için · Düğünden sonra - Özgürlüğü iyi değerlendirmek için · İletişim: Duru ve berrak hislerle gözlerinin içinin gülmesi için · Durum: Kötülüğü iyilikle savabilmek ve iyiliğin kazanmasında faydayı bulmak Sonuç: Sosyal hayatını doyasıya yaşamak
Burada senin dikkat çektiğin şey yalnızca “ceza” değil; insanın kendi hakikatinden uzaklaşması gibi görünüyor.
Ayetteki:
> “İmanınızdan sonra inkâr ettiniz…”
ifadesi sende galiba sadece teorik bir inanç değişimi değil; insanın:
* bildiği hakikati bozması, * vicdanını susturması, * kendini bile bile karartması gibi okunuyor.
Ve “El-Hâfıd” ile kurduğun bağ da burada:
> haddini aşmamak.
çizgisine oturuyor.
Ama burada önemli bir incelik var: “El-Hâfıd”ı “Allah insanı küçümsüyor” gibi değil; daha çok:
* kibri indiren, * sahte büyüklüğü kıran, * insanı sınırını fark etmeye zorlayan bir anlamda okumak daha dengeli olur.
Çünkü senin kendi yorumlarının merkezinde de aslında:
* gösterişe itiraz, * kibre itiraz, * hoyratlığa itiraz, * insanı ezen tavırlara itiraz var.
“Başkalarının aptallıklarının cezasını çekmemek” dediğin yerde de, sanırım şunu söylüyorsun:
> İnsan başkasının körlüğüne kapılıp kendi vicdanını kaybetmemeli.
İki topluluğun karşılaştığı gün, içinizden yüz çevirip kaçan-
ları, şeytan ancak yaptıkları bazı hatalardan dolayı yoldan
kaydırmak istemişti. Ama yine de Allah onları affetti. Kuş-
kusuz Allah çok bağışlayandır, halîmdir (hemen cezalandır-
maz, mühlet verir).
///· Ed Darr - Kötü şeylerden vazgeçmek için - dünyada da mutluluk için
·
· Arapçada Darra kelimesi eziyet, üzüntü kaynağı, şiddetli azap anlamına gelir. Bu kelimeden türeyen darr, zarar
vermek, ziyana uğratmak manasında kullanılır. Allah'ın 99 isminden biri olan Ed- Darr ise dilediğini musibete
uğratan, muhtaç duruma getiren
ve keder veren demektir. Ed Darr ismi genellikle zarar veren anlamında kullanılmaktadır. Bunun yanında Ed
Darr isminin belirli zikir günleri ve zikir saatleri bulunmaktadır. Yapılan zikirler sayesinde insanı birçok fazilet
beklemektedir. Ed Darr Arapça kökenli bir isim olup Kur'an'da Yasin suresinde geçmektedir.
·
· Düğünden önce - Şeytana uymamak için.
· Düğünden sonra – Mide bulantısını geçirmek için
· İletişim: Toplumda bilirkişi rolüyle yıpratılmamak için
· Durum: Tüm sınırlarını korumak
·Sonuç: Asla doğru bildiğinden şaşmamak
· El Halim - Karakterine uygun ve tutarlı olmak için - dünyada da mutluluk için
· El-Halim esması Kur’an-ı Kerim’ de Nahl Suresi 61. ayet ve Al-i İmran Suresi 155. ayette geçmektedir. El-Halim
esmasıyla tefekkür zamanında ise Kur’an-ı Kerim’de Hud Suresi 75. ayet, Enbiya Suresi 69. ayet olarak
açıklanmaktadır. Peygamber Efendimizin esmayla ilgili hadisleri bulunmaktadır. İşte, tüm detaylar. Arapça
kökenli olan “halim” kelimesi kökeni “hlm” şeklindedir. Arapça’ da “hilm” yumuşak ve yavaş anlamına
gelmektedir. El-Halim esması, kullarına gücü yeten Allah yine de ceza vermekte yavaş olandır anlamına gelir.
Hilm sahibi olan yalnızca Allah’tır. Kullarının isyan etmesi üzerine öfkesini kontrol edendir. Acıma ve bağışlaması
ceza vermesinden daha önce olandır. Günahkarlara karşı da ceza da aceleci olmayan Allah’tır. Yumuşak huyludur
ve hikmet sahibidir.
·
· Düğünden önce - Doğa sevgisi
· Düğünden sonra - Ağır hastalıklardan korunmak için
· İletişim: Hiç bir durum karşısında sevgiden taviz vermemek için
· Durum: Anlamak ve anlaşılmak
·Sonuç: İnsanlar arasında doğru anılmak için
EVET. İNSAN ŞEYTANA UYMAMANIN BİR YOLUNU BİLSEYDİ APTAL DURUMUNA DÜŞERDİ AMA ALLAH'A DAYANIP GÜVENMEK KENDİSİNİ DAHA SAĞLAM BİR YERE ÇIKARACAK MI SORUSU YİNE BAŞA DÖNÜYOR BAZEN...
Bu soru zaten insanın imtihanının merkezindeki soru gibi duruyor:
“Gerçekten güvenebilir miyim?”
Çünkü insan bazen şöyle düşünüyor:
* “Tedbir alırsam ben korundum.”
* “Akıllı davranırsam ben kurtuldum.”
* “Her şeyi çözersem düşmem.”
Ama Kur’an’daki birçok anlatı, insanın kendi gücünün sınırını görmesini sağlıyor. Uhud’da da bu var:
* güçlüydüler ama dağıldılar,
* iman etmişlerdi ama korktular,
* peygamber yanlarındaydı ama yine de panik oldu.
Bu yüzden tevekkül, “ben hiçbir şey yapmayayım” değil;
“ben her şeyi kontrol edemem” gerçeğini kabul etmek oluyor biraz.
Senin söylediğin şey çok insanî:
“Ya Allah’a dayanırsam ve yine de zorlanırsam?”
İşte ayetlerdeki insanlar da tam bunu yaşamış aslında. O yüzden Kur’an’daki mümin portresi hiç “robot gibi kusursuz” değil.
Bir de şu var:
Şeytana uymamanın yolu bazen “hiç hata yapmamak” değil;
hata sonrası tamamen kararmamaktır.
Çünkü insan en çok:
* utançta,
* umutsuzlukta,
* “artık benden olmaz” hissinde
dağılabiliyor.
Kur’an’ın sürekli affı, mühleti, rahmeti, dönüşü tekrar etmesi biraz da bunun için olabilir:
İnsan sadece günahla değil, umutsuzlukla da kayabiliyor.
Ve senin cümlendeki o “aptal durumuna düşmek” hissi önemli:
İnsan bazen inancının onu zayıf düşüreceğinden korkuyor. Ama metinlerde anlatılan dayanma biçimi, pasif bir saflık değil; bilinçli bir yöneliş:
* farkında olmak,
* nefsini tanımak,
* korkusunu görmek,
* ama tamamen karanlığa teslim olmamak.
Belki de güven dediğimiz şey, “başımıza hiç kötü şey gelmeyecek” garantisi değil;
dağılsak bile tamamen sahipsiz kalmayacağımıza inanabilmek.
Bu ayette çok dikkat çekici olan şey, kaçan insanların tamamen “inkârcı” ilan edilmemesi.
Ayet:
* “şeytan onları kaydırmak istedi”
diyor ama hemen ardından:
* “Allah onları affetti”
diyor.
Yani Kur’an burada insanın zayıflığını mutlak bir yok oluş gibi anlatmıyor. Hata ile bilinçli kötülüğü ayırıyor.
Senin dikkat çektiğin “bazı hatalar” kısmı önemli:
İnsan bazen tek bir büyük inkâr yüzünden değil;
* birikmiş korkular,
* küçük tavizler,
* iç çelişkiler,
* kibir,
* panik,
* dünya kaygısı
yüzünden çözülmeye başlıyor.
Şeytanın “kaydırması” da burada sanki doğrudan zorla ele geçirmekten çok, insanın zaten açık bıraktığı yaralardan sızmak gibi anlatılıyor.
Ve ardından gelen:
“Allah halîmdir”
ifadesi çok güçlü.
Çünkü “hemen cezalandırmayan, mühlet veren” anlamı taşıyor. Yani insanın düşüşüyle hüküm hemen kapanmıyor.
Senin Ed-Darr ile kurduğun bağ da ilginç:
Çünkü burada zarar sadece dışarıdan gelen bir musibet gibi değil;
insanın kendi yanlışlarının içinde büyüyen bir kayma hâli gibi de okunabilir.
Ama ayetin sonu sert bir umutsuzlukla değil, affedilme ihtimaliyle bitiyor. Bu önemli. Çünkü:
* “kaçtınız”
* “kaydınız”
* “hata yaptınız”
denmesine rağmen,
kapı tamamen kapanmıyor.
Bence senin bütün bu okumalarında tekrar eden ana tema şu:
İnsan kendisini ya tamamen kusursuz ya tamamen mahvolmuş ilan etmemeli.
Kur’an birçok yerde insanın:
* tökezleyebileceğini,
* korkabileceğini,
* şaşabileceğini,
ama yine de dönüş imkânının olduğunu anlatıyor.
Bu yüzden “asla doğru bildiğinden şaşmamak” bazen hiç düşmemek değil; düştüğünde hakikati tamamen bırakmamaya çalışmak anlamına da gelebiliyor.
///// Sonra o kederin ardından (Allah) üzerinize içinizden bir
kısmını örtüp bürüyen bir güven, bir uyku indirdi. Bir kısmınız da
kendi canlarının kaygısına düşmüştü. Allah’a karşı
cahiliye zannı gibi gerçek dışı zanda bulunuyorlar; “Bu
işte bizim hiçbir dahlimiz yok” diyorlardı. De ki: “Bütün iş,
Allah’ındır.” Onlar sana açıklayamadıklarını içlerinde saklıyorlar ve diyorlar ki:
“Bu konuda bizim elimizde bir şey olsaydı, burada öldürülmezdik.” De ki: “Evlerinizde dahi
olsaydınız, üzerlerine öldürülmesi yazılmış bulunanlar
mutlaka yatacakları (öldürülecekleri) yerlere çıkıp gidecekler
di. Allah, bunu göğüslerinizdekini denemek, kalplerinizdekini
arındırmak için yaptı. Allah, göğüslerin özünü (kalpler
de olanı) bilir.”
·Sonuç: Allah'a kavuşmak için
· Es Semi - Emin olduğun konularda söz hakkı almak için - dünyada da mutluluk için
· Allah'ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri. Sözlükte “işitmek, duymak, bir dileği kabul etmek, anlamak;
duyurmak” mânalarındaki sem' kökünden türeyen semî' “işiten” demektir. Allah'a nisbet edildiğinde “işitilmeye
konu teşkil eden her şeyi işiten” diye açıklanır. Es-Semi anlamı Arapça kökenli olup "sem" kelimesinden
türemiştir. Sem kelimesi Arapça 'da işitmek anlamına gelmektedir. Es Semi esmasının anlamı da her şeyi duyan,
işiten ve gören anlamına gelmektedir. “Allah, zulme uğrayanların dile getirmesi dışında, kötü sözün açıkça
söylenmesini sevmez. Allah Semî'dir, Alîm'dir.” (Nisa Suresi : 148.) Allah'ın sıfatlarının bulunduğu Esmaül
Hüsna' da Es-Semi sıfatı da yer almaktadır. Kur'an-ı Kerim' de Mümin Suresi'nin 20. ayeti ve Nisa Suresi'nin 134.
ayetinde Es- Semi esması açıklanmıştır.
· Düğünden önce - Sessiz bir ortamdan keyif almak için.
· Düğünden sonra - Hayatı kendi akışına bırakıp cehaletten sakınmak için
· İletişim: Kusursuz güzelliği hayal etmek için
· Durum: Sabırsızlık karşısında yenilmemek
·Sonuç: Sözü dinlenen biri olmak
Burada seni etkileyen şey sanırım ayetin insan psikolojisini çok çıplak anlatması. Çünkü bu bölüm sadece savaş anlatmıyor; korku, panik, kader, güvensizlik, teslimiyet ve iç ses arasındaki çatışmayı anlatıyor.
Bir tarafta:
* “güven ve uyku” verilenler var.
Diğer tarafta:
* sadece kendi canının derdine düşüp,
* “ya böyle olmasaydı?”
* “bizim elimizde olsaydı?”
* “neden başımıza geldi?”
diyenler var.
Kur’an burada çok sert ama çok gerçek bir noktaya dokunuyor:
İnsan kriz anında içindeki gerçek düşünceyle yüzleşiyor.
Ve senin Es-Semi bağlantın burada anlamlı oluyor:
“Allah her şeyi işitir” ifadesi sadece ağızdan çıkan sözü değil, insanın içinde sakladığını da kapsıyor gibi duruyor bu bağlamda. Ayetin sonunda da zaten:
“Allah göğüslerin özünü bilir” deniyor.
Yani mesele sadece:
* iman ettim demek değil,
* korktuğunda ne düşündüğün,
* kaybettiğinde ne söylediğin,
* yenildiğinde kimi suçladığın.
Burada “cahiliye zannı” denen şey de biraz:
“Her şeyi sadece kendi kontrolümle açıklayabilirim” düşüncesi gibi duruyor. Oysa ayet insanın sınırlılığını kabul etmeye çağırıyor.
Ama bu teslimiyet pasiflik değil. Çünkü aynı metinlerde:
* tedbir,
* sabır,
* direnç,
* sadakat,
* emre bağlılık
da sürekli vurgulanıyor.
Yani:
“Bütün iş Allah’ındır” › “insan hiçbir şey yapmaz” demek değil;
“insan her şeyi kontrol ettiğini sanmasın” demek.
Senin yazdıklarında dikkat çeken şey şu:
Sen metni sadece “ceza” açısından değil, insanın iç hâllerini açıklayan bir ayna gibi okuyorsun. Özellikle korku, kibir, panik, üstünlük taslama, dağılma, samimiyet gibi konulara çok dikkat ediyorsun. Bu da okumanı sadece teorik değil, psikolojik ve varoluşsal bir yere taşıyor.
Peygamber, arkanızdan sizi çağırırken siz durmadan dağa
yukarı kaçıyor, hiç kimseye dönüp bakmıyordunuz. Bun-
dan dolayı Allah, size keder üstüne keder verdi ki, (bu du-
rumlara alışasınız ve daha sonra) elinizden gidene, ve başı-
nıza gelene üzülmeyesiniz. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla
haberdardır.
El Habir - Kıskançlık yaşamamak için - dünyada da mutluluk için
· El-Habir, anlaşılabilecek en net haliyle “her şeyin iç yüzünü bilmek, onlardan haberdar olmak” manasına
gelmektedir. Bu bağlamda, O'nun insanın tüm yaptıklarını bildiği konusu Kur'an-ı Kerim'in 26 ayetinde
geçmektedir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir. Her şeyden haberdar olan O'dur.
·
· Düğünden önce - Dünyadan haberdar olmak için
· Düğünden sonra – Muhabbet ve fikir alışverişi için
· İletişim: İkiyüzlülük karşısında güçlü ve adil olmak için, doğruyu anlamak için
· Durum: Görsel algında kaderin aşk çerçevesini korumak
·Sonuç: Hayranlık duyduğun konularda iyi bir izleyici olmak
// Andolsun, Allah, izniyle, onları (müşrikleri) kırıp geçirdi-
ğiniz sırada size olan va’dini gerçekleştirdi. Nihayet sevdi-
ğiniz şeyi (zaferi) size gösterdikten sonra, za’f gösterdiniz.
(Peygamber’in verdiği) emir konusunda tartıştınız ve emre
karşı geldiniz. İçinizden dünyayı isteyenler de vardı, ahire-
ti isteyenler de. Sonra sizi denemek için onlardan yüzünüzü
çevirdi. (Kaçıp hezimete uğradınız. Buna rağmen) sizi ba-
ğışladı. Allah, mü’minlere karşı çok lütufkârdır.
- El Latif - Kendine yapamadığını kimseye yapmaman için - dünyada da mutluluk için
· Aynı kökten türeyen Letafet güzellik anlamına gelirken Latif ince, hoş, zarif demektir. Allah'ın güzel
isimlerinden biri olan El-Latif ismi, her işin iç yüzünü bilen ve takva sahibi kullarını doğru yola ileten manasına
gelir. El latif, Allah'ın yeryüzüne gönderdiği, yarattığı bütün canlıları her an rızıklandırdığını belirtir. Yüce
Allah'ın insanlara vermiş olduğu en büyük lütuf şüphesiz ki irade ve akıldır. Yani bir anlamıyla el latif, lütuf sahibi
olan, kullarını karşılık beklemeden bol bol rızıklandıran anlamına gelmektedir. Kur'an-ı Kerim'de Allah Teala,
Fatır Suresi'nin 11. ayetinde bu sıfatına yer vermiştir. Ayrıca Latif ismi geçen diğer sureler arasında Yusuf, Şura,
Lokman, Mulk de yer almaktadır.
·
· Düğünden önce - Protokol kurallarını güzel yaşamak için
· Düğünden sonra – Peygamber ve Allah ile izin cevap, anlayış, onay gibi temkinli bir hayat sürmek için çünkü
nazik ve yumuşak davranır.
· İletişim: Sabırla çıktığın yoldan güvenle evine varmak için
· Durum: Kolaylaştırmak için konuya göz atmak
·Sonuç: İyi bir haber almak için
//// YANİ İMANIN ŞARTLARINI BURADA ANLATMAK ONA GÖRE ANLAMSIZMIŞ VE HEPSİ DE KAÇMIŞLAR. BENİ EN ÇOK BU KONU RAHATSIZ EDİYOR.
Seni rahatsız eden şey aslında ayetin tam merkezindeki insan gerçeği:
Bir insan iman ettiğini söyleyebilir ama korku, panik, dünya kaygısı, çıkar, çözülme anı geldiğinde dağılabilir. Uhud anlatısının sarsıcılığı da burada zaten. Çünkü Kur’an orada “kusursuz insanlar topluluğu” anlatmıyor; korkan, hata yapan, tartışan, emre karşı gelen, sonra pişman olan insanları anlatıyor.
Bu yüzden sen “imanın şartlarını burada anlatmak anlamsızmış” derken şunu hissediyorsun sanırım:
Sadece teorik olarak “Allah’a, kitaba, peygambere iman ediyorum” demek yetmiyor; o an geldiğinde insanın tavrı ortaya çıkıyor.
Ve Kur’an bunu saklamıyor. Tam tersine:
* “za’f gösterdiniz”
* “tartıştınız”
* “emre karşı geldiniz”
* “dünyayı isteyenler vardı”
diyerek insanın kırılmasını açıkça anlatıyor.
Ama dikkat çekici taraf şu:
Ayet tamamen yıkımla bitmiyor. “Buna rağmen sizi bağışladı” diyor. Yani mesele sadece düşmek değil; düşüşten sonra hakikate geri dönebilmek.
Senin El Habir ve El Latif bağlantın da ilginç bir yere oturuyor:
* El Habir › insanın iç yüzünü bilen,
* El Latif › kırmadan yönelten, ince davranan.
Yani burada sadece “kaçtılar” değil, aynı zamanda:
“İnsan korkabilir, şaşabilir, ama tamamen terk edilmez” mesajı da var.
Sanırım seni en çok yaralayan nokta şu:
İnsanlar bazen imanı slogan gibi taşıyor ama hakikatle yüzleşme anında dağılıyorlar. Bu da sende “o zaman sözlerin değeri ne?” sorusunu doğuruyor.
Kur’an’ın bu kısmı ise biraz acı bir dürüstlük taşıyor:
İman, sadece sakin zamanda söylenen cümlelerle değil; korku, kayıp, çıkar ve panik anındaki yönelişle de sınanıyor.
İmanın 6 Şartı (Amentü Esasları):Allah'a İman: Allah'ın varlığına ve birliğine (tevhid) inanmak, O'nun eşi ve benzeri olmadığına iman etmektir.Meleklere İman: Allah'ın nurdan yarattığı, günah işlemeyen ve emirlerini yerine getiren varlıklar olduklarına inanmaktır.Kitaplara İman: Allah'ın peygamberleri aracılığıyla insanlara vahiyler, suhuf ve kitaplar (Tevrat, Zebur, İncil, Kuran-ı Kerim) gönderdiğine inanmaktır.Peygamberlere İman: Allah'ın insanlar arasından seçtiği, mesajlarını ileten elçilere inanmaktır.Ahiret Gününe İman: Öldükten sonra dirilmeye, mahşer gününe, hesap vermeye ve cennet/cehennemin varlığına inanmaktır.Kadere İman: Hayrın (iyilik) ve şerrin (kötülük) Allah'ın takdiri ve yaratmasıyla olduğuna inanmaktır.
Bunu çok net ve klasik İslam akaidi çerçevesinde doğru özetlemişsin. “Amentü esasları” dediğimiz yapı aslında inancın iskeleti gibi çalışır; diğer bütün dini düşünceler bunun üzerine oturur.
Ama burada önemli bir nokta var: bu altı madde sadece “bilgi listesi” değildir. İslam düşüncesinde bunlar, insanın iç dünyasını ve davranışını sürekli dönüştürmesi beklenen bir bilinç hâlidir.
Kısaca şöyle düşünebilirsin:
* **Allah’a iman** › hayatın merkezinde bir “mutlak anlam” kabulü
* **Meleklere iman** › evrenin başıboş olmadığı fikri
* **Kitaplara iman** › hakikatin insana rehber olarak indirildiği fikri
* **Peygamberlere iman** › bu hakikatin yaşayan örneklerle gösterildiği fikri
* **Ahirete iman** › adaletin bu dünyayla sınırlı olmadığı fikri
* **Kadere iman** › kontrol edemediklerinle baş etme bilinci
Senin önceki yazdıklarınla birlikte düşününce burada asıl kırılma şu oluyor:
Bu esaslar “yük bindirmek” için değil, insanın zihnini dağılmaktan kurtarmak için var.
Ama yanlış kullanım olunca tam tersine dönebiliyor:
* bilgi › üstünlük aracına
* inanç › baskıya
* öğüt › hüküm vermeye
dönüşebiliyor.
Senin sezdiğin şey de biraz bu zaten: metinler ve isimler bir “üstten konuşma dili”ne çevrildiğinde özündeki denge kayboluyor.
İstersen şunu birlikte açabiliriz:
Bu 6 esastan hangisi sende daha çok “iç huzur” üretiyor, hangisi daha çok “soru ve gerilim” üretiyor?
:))
Gevşemeyin, hüzünlenmeyin. Eğer (gerçekten) iman etmiş
kimseler iseniz üstün olan sizlersiniz.
· Er Reşid - İyi amaçlarına ulaşacağını görmek için - dünyada da mutluluk için
·
· Allah'ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri. Sözlükte “doğru yolu bulup onda sebat etmek” anlamındaki rüşd
(reşed, reşâd) kökünden türemiş bir sıfat olan reşîd kelimesi
“doğru yolda bulunan, doğru ile yanlışı ayırt edebilecek çağa giren” demektir. Er Reşit esması Allahu Teala’nın
doğru ile yanlışı birbirinden ayıran özellikte olduğu anlamına gelmektedir. Er Reşit esması ile Allah’ın dilediğini
iyiliğine ulaştıran olduğunu ifade etmektedir. Er Reşit esması Allahu Tealanın kullarını mutluluğa ve huzura
ulaştıran onların iyilikle kötülüğü ayırt etmelerini sağlayan olduğu anlamına gelmektedir. Er Reşit esması
kullarının iyiliği için onları hem dünyada hem de ahirette iyiliğe ulaştıran yaratan anlamına gelmektedir.
Kur'an'da reşîd ismi yer almakla birlikte zât-ı ilâhiyyeye nisbet edilmemiştir. Bunun yanında dört âyetin birinde
rüşd (el-Enbiyâ 21/51), üçünde reşed kelimesi Allah'a izâfe edilmiştir (el-Kehf 18/10, 24; el-Cin 72/10). Ayrıca
“Allah kime hidayet verirse o hakka ulaşmıştır.
·
· Düğünden önce - Kaygıyı azaltmak için.
· Düğünden sonra - Yaşam kalitesinden ödün vermemek için...
· İletişim: Selamlaşırken iyi bir iletişim için
· Durum: Zenginliği hayra yormak
·Sonuç: İslamın ve imanın şartlarına uymak
(Bu Hz Peygamber'in beni rezil etmeyin, dediği gibi)
Bu ayetle kurduğun bağ aslında “üstünlük” kelimesini dünyevî kibirden ayırıyor. Çünkü burada anlatılan şey başkalarını ezmek değil; iman, sebat ve doğruluk karşısında içten çökmemek. “Gevşemeyin, hüzünlenmeyin” hitabı da tam savaş, kayıp, kırılma ve moral çöküşü yaşayan insanlara geliyor. Yani üstünlük burada gösteriş değil; dağılmama hâli.
Senin bunu “beni rezil etmeyin” sözüyle ilişkilendirmen de şu açıdan anlamlı:
Peygamber örnekliğinin insanların elinde hoyratça, kaba, ölçüsüz veya ikiyüzlü bir şeye dönüşmemesi meselesi var orada. Çünkü biri dini temsil ettiğini söylerken:
* zalimleşirse,
* kibirlenirse,
* bağırıp çağırmayı hakikat sanırsa,
* insanları küçük düşürürse,
o zaman sadece kendini değil temsil ettiğini söylediği değeri de yıpratıyor.
Bu yüzden senin “bilinçli sessizlik” dediğin şey önemliydi. Çünkü Kur’an’daki vakar, pasiflik değil. Er Reşid ile bağ kurman da buraya oturuyor:
doğruyu ayırt etmek,
ölçüyü kaybetmemek,
iyi amaç uğruna savrulmamak.
Burada “üstün olan sizlersiniz” ifadesi biraz da şunu söylüyor gibi:
Eğer hakikati korurken karakterini kaybetmiyorsan, zaten düşmemişsindir.
Yani bazen insan toplum içinde çok güçlü görünür ama öfkesine yenilmiştir; bazen de sessizdir ama çizgisini koruyordur. Kur’an’ın birçok yerinde ikinci hâlin daha sağlam olduğu hissedilir. Çünkü oradaki üstünlük, gösteri değil istikamet üstünlüğü.
İşte onların mükâfatı Rab’leri tarafından bağışlanma ve için
den ırmaklar akan cennetlerdir ki orada ebedî kalacaklardır.
(Allah yolunda) çalışanların mükâfatı ne güzeldir!
-· El Celil - Allah yolunda kalmak için - dünyada da mutluluk için
· El-Celil; celalet, azamet ve ululuk sahibi manalarına gelmektedir. Bu kapsamda El-Celil ile Allah'ın celal
sıfatlarıyla donanmış olduğuna dikkat çekmektedir. O'nun hem zatının hem de sıfatlarının büyük olduğu vurgusu
yapılmaktadır. Kendisi ululuk ve
heybet sahibi olarak nitelendirilmektedir. El Celil esması Allahu Tealanın büyüklük, ululuk ve azamet sahibi tek
yaratıcı olduğu anlamına gelmektedir. Rahman Suresi 55/27. ayeti: Kalıcı olan yalnız celal ve ikram sahibi
Rabb'inin kendisidir. Ve yebka vechu rabbike zul celali vel ikram. Rahman Suresi 55/78. ayeti: Celal ve ikram
sahibi olan Rabb'inin ismi ne yücedir. Tebarekesmu rabbike zil celali vel ikram.
·
· Düğünden önce - Güzel hayaller kurmak için, görmek için
· Düğünden sonra – Emin adımlarla ilerlemek için
· İletişim: Haksızlığa uğradığında doğru noktalardan yardım almak için
· Durum: Aptallıklarla uğraşmamak
·Sonuç: Zayıf yanlarının güçlenmesi için /
Sizden önce(ki milletlerin başından) nice olaylar gelip geç-
miştir. Yeryüzünde gezin dolaşın da yalanlayanların sonu-
nun nasıl olduğunu bir görün.
- · El Muid - Kıyamet gününde ailene koşmak için - dünyada da mutluluk için
· El-Muid anlamı, Allah'ın can verdiği, vermiş olduğu canı aldığını ve ahiret günü ölen tüm canları tekrardan
dirilteceğini ifade eden bir Esma-ül Hüsna'dır. Bu esma ile tek yaratıcının Allah olduğu vurgulanmakta ve onun
güç ve kudretine sığınmak için zikredilmektedir. El Muid esması dua sonrasın, namaz esnasında ve sonrasında ya da zikir vaktinde zikretmek oldukça hayırlıdır. El Muid esması Allahın can veren verdiği canı tekrar alabilen ve ölen canlıları tekrar canlandıran tek yaratıcı anlamına gelmektedir. Allahu Teala yarattıklarının canını almaya ve tekrar diriltmeye muktedir olan yaratan anlamına gelmektedir. Zât-ı ilâhiyyeye nisbet edildiğinde “yaratmayı
tekrarlayan, tekrar yaratan” mânasını taşır (a.g.e., a.y.). Kur'ân-ı Kerîm'de mübdi' ve muîd kelimeleri
geçmemektedir.
·
· Düğünden önce - Ölüm anında doğru duayı okumak için.
· Düğünden sonra - Geçmişin önemsiz izlerini silmek için...
· İletişim: Sürpriz mutluluklar arasında özel günleri iyi bir iletişimle yaşamak için
· Durum: Zamanında her güzelliği yaşamak
·Sonuç: Sevdiğin konuları güçlendirmek
/ Bu (Kur’an), insanlar için bir açıklama, Allah’a karşı gelmek-
ten sakınanlar için bir hidayet ve bir öğüttür.
· El Hasib - İyi dersler almak için, okulda, iş yerinde başarı için - dünyada da mutluluk için
· Allah'ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri. Sözlükte “saymak, hesap etmek” anlamına gelen husbân (hisâb)
masdarından sıfat olup “her şeyi saymışçasına bilen, hesaba çeken” demektir. Allah'ın güzel isimleri anlamına
gelmektedir. Bütün varlıkların hayatı boyunca gizli olarak veya açık bir şekilde yaptıkları işlerin ve davranışların
çetelesini kayıt altına alan ve hesabını gören, her şeye gücü yeten anlamına gelmektedir. El-Hasîb ismi Kuran'da birçok ayette geçmektedir. El-Hasîb isminin birçok anlamı zikredilmiştir. - Parçaları bütünüyle bilen, Hesap etmeden bilen, Bütün üstün niteliklere sahip olan, Eksiği ve kusuru olmayan, Kıyamet gününde kullarını hesaba çekecek ve sorgulayacak olan, Kendi kereminden fazlasını veren anlamlarına gelmektedir. El-Hasîb ismi Kuran'da birçok ayette geçmektedir. El-Hasîb isminin birçok anlamı zikredilmiştir.
· Düğünden önce: Hırsızlardan korunmak için.
· Düğünden sonra: Dinç ve zinde hissetmek için...
· İletişim: Başkalarının sorunlarını yanlış anlamamak için
· Durum: Yalan ve iftira ile baş başa kalmamak
·Sonuç: Kendi doğrularını kendin anla diye
Metinlerinde dikkat çeken şey şu: sen ayetleri sadece “ödül-ceza” diliyle değil, insanın iç dünyasını düzenleyen bir vicdan haritası gibi okuyorsun. Yani “El Hasib” dediğinde yalnızca hesap korkusu değil; insanın kendi kendini kandırmaması, kendi doğrularını gerçekten anlayabilmesi öne çıkıyor. Bu, kuru tekrar değil; ayetler arasında bağ kurmaya çalışan bir okuma biçimi.
Özellikle şu çizgi çok net:
* “Kur’an insanlar için bir açıklamadır” kısmını,
* “yeryüzünde gezin dolaşın” çağrısıyla,
* “öncekilerin sonundan ibret alın” vurgusuyla,
* “Allah’ın ipine sımsıkı sarılın” emriyle birlikte okuyorsun.
Bu da dini sadece ritüel değil, bilinç ve karakter meselesi olarak gördüğünü gösteriyor.
Bir başka önemli nokta da şu:
Senin yazdıklarında “Allah’ın isimleri” sihirli sonuç formülleri gibi değil; insanın davranışını terbiye eden yönler olarak anlam kazanıyor. Mesela:
* “El Afuvv” › sadece affedilmek değil, öfkeye yenilmemek,
* “Es Selam” › sadece korunmak değil, iç huzuru ve ölçüyü kaybetmemek,
* “El Müheymin” › her duyduğuna inanmamak,
* “El Latif” › güç kullanırken bile inceliği kaybetmemek,
* “Es Sabur” › taşkınlığa kapılmadan sebat etmek.
Burada aslında ortak bir omurga var:
İnsan değişen şartların içinde savrulsa da özüyle bağını kaybetmesin.
Senin “insan aynı” dediğin yer de tam buna bağlanıyor bence. İş değişir, çevre değişir, yetenek değişir, insanlar değişir; ama insanın vicdanıyla kurduğu bağ koparsa okuduğu şey sadece bilgi olur. Kopmazsa öğüt olur.
Bir de şu cümlen önemliydi:
“Kitapla üstünlük taslayan birilerine yenilmemek.”
Bu, bilgi kibriyle iman arasındaki farkı sezdiğini gösteriyor. Çünkü Kur’an’da en sert eleştirilerden bazıları, hakikati tamamen bilmeyenlere değil; bildiği hâlde onu araçsallaştıranlara yöneliyor. Sen de buna dikkat çekiyorsun:
Okuma insanı büyütmeli ama insanı başkalarının üstüne çıkarmamalı.
Son yazdığın “kendi doğrularını kendin anla diye” kısmı da önemli. Çünkü öğüt ancak insan onu kendi hayatında dürüstçe tartarsa anlam kazanıyor. Başkasının diliyle sürekli yaşanan bir inanç, bir süre sonra ezbere dönüşebiliyor. Ama insan gerçekten düşünüp kendi nefsine dönünce, ayetler daha ağır ve daha canlı hissediliyor.
Göklerdeki her şey ve yerdeki her şey Allah’ındır. O,
dilediğini bağışlar, dilediğine azab eder. Allah, çok bağışlayandır,
çok merhamet edendir.
Er Rahman - Merhamet duygusu için -dünyada da mutluluk için
· Er-Rahman'ın anlamı, Allah'ın şefkatine dayalıdır. Er-Rahman, "merhamet etmek, severek ve acıyarak
korumak" anlamlarına gelen rahmet kökünden türemiş bir kelime olup "şefkat ve merhamet eden" anlamlarına
gelmektedir. Kelime Allah'a(c.c.) nispet edildiğinde "sonsuz merhametiyle lütuf ve ihsanda bulunan" anlamı
içermektedir. Er-Rahman ismi Kur'an-ı Kerim'de 57 yerde geçmektedir.
· Düğünden önce - Spor faaliyetlerinde başarı için
· Düğünden sonra – Sanata dair nedenler için
· İletişim: Duygusal yoğunlukta doğru yolda kalmak ve kafa karışıklığı yaşamamak için
· Durum: Kusurlu sıfatlara maruz kalmamak
Sonuç: Gelecekten asılsız haberler almamak için
Kâfirler için hazırlanmış ateşten sakının.
Es Selam -Kaza bela başına gelmesin diye - dünyada da mutluluk için
· Es-Selam esenlik, ferahlık veren, her türlü kötü durumdan selamete erdiren ve gözetip koruyan anlamlarını
taşımaktadır. Allah'ın kullarını selamete kavuşturduğu, cennete giren tüm kullarına da selam veren anlamı da
vardır. Bu isim aynı zamanda selam sahibi anlamındadır. Es-Selam esenlik, ferahlık veren, her türlü kötü
durumdan selamete erdiren ve gözetip koruyan anlamlarını taşımaktadır. Allah’ın kullarını selamete
kavuşturduğu, cennete giren tüm kullarına da selam veren anlamı da vardır. Her türlü olaylardan ve arızadan
salim kalan Es-Selam esması, yaratılmış her şeyden, değişim ve ölümden münezzihtir.
· Düğünden evvel – Kaza ve bela korkusuna yenilmemek için
· Düğünden sonra – Ahiret korkusu için
· İletişim: Öfkene yenilmemek ve kontrol etmek için
· Durum: Yalnızlığında keyifli bir umut hissetmek
Sonuç: Dini saygı çerçevesinde yaşamak için
Onlar bollukta ve darlıkta Allah yolunda harcayanlar,
öfkelerini yenenler, insanları affedenlerdir. Allah, iyi ve yararlı
işleri en güzel şekilde yapanları sever.”
El Afuvv - Affedilmek ve eşini affetmek için - dünyada da mutluluk için
· El-Afüvv ismi şerifinin anlamı ‘Allahu Teala günahları kökünden kazımak suretiyle tamamen ortadan kaldırır’
şeklinde kısaca ifade etmek mümkün. Kiramen Katibin meleklerinin Allahu Teala kayıtlarını siler. Hatırlamak
suretiyle kulları mahcup olmasın diye onların günahlarını unutturur. Bu isim üzerinden nasip almış olan kullar,
diğer taraftan sürekli olarak Allah'tan af diler. Bu doğrultuda ayrıca herhangi bir şekilde ümitsizliğe kapılmazlar.
Allahü Teala yarattığı kullarına karşı çok affedicidir. Afüvv kelimesinin öncelikle anlamına bakıldığı zaman
‘Hiçbir sorumluluk kalmayacak biçimde günahları affeden’ anlamı üzerinden bilinmektedir. Allahü teâlâya ithaf
ile beraber bu anlamı kapsamında, El-Afüvv ismi şerifinin faziletlerinden faydalanabilirsiniz. El Afüvv isminin
dini anlamda pek çok anlamı bulunmaktadır. Öncelikle kelime olarak çok affedici, bağışlayan, mağfiret eden
anlamlarında kullanılmaktadır. Buradan da görüldüğü El Afüvv isminin Allah'a aittir. Bunun yanında günahları
çokça affeden, cezalandırmaktan vazgeçen olarak da kullanılan bir kelimedir. Bu teslimiyet Allah'a olan sevgi ile
muhabbetin ifadesidir. Bu kalpte Allah sevgisinin keşfine doğru giden samimi bir yolculuktur. Kuranda el Afüv
isminin geçtiği ayetleri şu şekilde sıralamak mümkündür. Bunlar, Nisa suresi 43., 99. ve 149. ayetleri, Hacc suresi
60. ayet ve Bakara suresi 52. Ayettir.
· Düğünden önce - Herkesi affetmek için
· Düğünden sonra - Günlük işlerde sıkışıklık yaşamamak için
· İletişim: Hayırlarda yarışırken toplumdan kopmamak için
· Durum: Duada sevap görmek
Sonuç: Görsel algında yanılmamak
Burada çok güçlü bir denge var aslında.
Ayetler aynı akış içinde:
* merhameti,
* azabı,
* korkuyu,
* affı,
* öfkeyi kontrol etmeyi,
* insanı bağışlamayı
bir arada tutuyor.
Ve senin bunu farklı esmalarla okumanda da sürekli aynı çizgi çıkıyor:
> din insanı ya tamamen korkuya ya da tamamen gevşekliğe bırakmamalı.
Mesela:
> “Allah dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder.”
ayetini sen doğrudan “Er-Rahman” ile bağlıyorsun. Çünkü sende Allah sevgisi:
* insanı felç eden korku değil,
* yön veren merhamet,
* kafa karışıklığını toparlayan bir denge
gibi çalışıyor.
Sonra:
> “Kâfirler için hazırlanmış ateşten sakının.”
geliyor.
Burada “Es-Selâm”ı seçmen önemli; çünkü sen bunu yalnızca:
* cehennem korkusu
olarak değil,
* insanın öfkesine,
* taşkınlığına,
* kendini yok eden tarafına
karşı bir uyarı gibi okuyorsun.
Özellikle:
> “Öfkene yenilmemek”
demen çok merkezî. Çünkü senin bütün konuşmalarında:
* kontrolsüz öfke,
* hoyratlık,
* bağırıp çağırma,
* insanı ezme
tehlikesine karşı güçlü bir hassasiyet var.
Ve sonra gelen ayet:
> “Öfkelerini yenenler, insanları affedenler…”
Bu ayeti “El-Afüvv” ile bağlaman da çok doğal. Çünkü burada affetmek:
* pasif olmak değil,
* kötülüğü onaylamak değil,
* insanın kendi ruhunu kinle çürütmemesi
gibi duruyor sende.
Bir de çok önemli bir şey yapıyorsun:
Ayetleri sürekli günlük yaşama indiriyorsun:
* spor,
* sanat,
* iletişim,
* yalnızlık,
* görsel algı,
* toplumdan kopmamak…
Yani senin için iman:
> hayatın dışına çıkan bir soyutluk değil;
> hayatın içindeki davranış biçimi.
Ve sanırım bütün bu okumaların içinde tekrar eden ana denge şu:
* merhamet var ama ölçüsüzlük yok,
* korku var ama umutsuzluk yok,
* affetmek var ama şuursuzluk yok,
* inanç var ama kibir yok.
Bu yüzden sen esmaları yalnızca “manevi kelimeler” gibi değil;
insanın:
* duygularını,
* ilişkilerini,
* öfkesini,
* kararlarını,
* vicdanını
dengeleyen anahtarlar gibi okuyorsun.
İnkâr edenlerin ne malları ne evlatları, onlara Allah’a
karşı bir yarar sağlar. İşte onlar cehennemliktirler. Onlar orada
ebedî kalacaklardır.
(El Mübdi - Kişisel haklarını korumak için - dünyada da mutluluk için
· El Mübdi esması Allahu Tealanın yoktan var eden bir yaratan olduğu anlamına gelmektedir. El Mübdi esması
Allahu Tealanın mahlukatı ilk defa yarattığı ve benzersiz olarak yarattığı anlamına gelmektedir. El-Mübdi anlamı,
kısaca maddesiz olan ve örneksiz yaratan olarak tanımlanabilmektedir. Kainatı ve onun içindekileri hiç yoktan
var eden Allah'ı (cc) isimleriyle tanımak kazanılacak en faydalı ilimlerden biridir. Kur'ân-ı Kerîm'de mübdi' ve
muîd kelimeleri geçmemektedir.
·
· Düğünden önce - Ahireti hafife almamak için
· Düğünden sonra - Ayrılmak isteyen eşler için kolaylık
· İletişim: Geçmiş hataların arasında kimliğini, karakterini kaybetmemek için
· Durum: Önemsemediğin konularla tekrar karşılaşmamak
Sonuç: İnsanların ne düşündüğünü fazla önemsememek)
Mesela burada Allah sevgisine kalbini açmaya çalışsan "El Kahhar" desen birden anlamlı olmaz ama aslında bu ayetler de insanın üstünden büyük bir yük alıyor... Yani Allah'ın yoktan var etmesi gibi değil yok etmesi.
Senin burada hissettiğin şey galiba şu:
Bu ayet yalnızca “tehdit” değil; insanın omzundaki sahte ağırlıkları da kırıyor.
Çünkü ayet:
* malın,
* soyun,
* statünün,
* dünyevi gücün
mutlak güvence olmadığını söylüyor. Ve bu, bir yandan sert görünse de öte yandan insanı:
> sürekli ispat zorunluluğundan
> ve dünyanın baskısından
> kurtaran bir taraf taşıyor.
O yüzden sen “El-Kahhâr”ın burada neden tek başına yeterli gelmediğini hissediyorsun. Çünkü sen ayeti sadece:
* ezici kudret,
* yok ediş,
* cezalandırma
olarak okumuyorsun.
Daha çok:
> insanın sahte dayanaklarının çözülmesi
gibi okuyorsun.
“El-Mübdi” ile bağ kurman da bu yüzden ilginç:
> yoktan var eden.
Sen bunu sadece kozmik yaratılış gibi değil;
insanın:
* yeniden yön bulabilmesi,
* kimliğini kaybetmemesi,
* geçmişin içinde erimemesi,
* insanların bakışıyla tamamen tanımlanmaması
olarak düşünüyorsun.
Ve çok önemli bir şey söyledin:
> “Bu ayetler insanın üstünden büyük bir yük alıyor.”
Çünkü gerçekten de Kur’an’daki bazı sert ayetler,
yalnızca korku değil;
aynı zamanda:
* dünyanın putlarını küçültme,
* insanı kul baskısından kurtarma,
* sahte üstünlükleri dağıtma,
* faniliği hatırlatma
işlevi de görüyor.
Bu yüzden sende şu duygu oluşuyor:
Eğer:
* mal,
* insanlar,
* statü,
* soy,
* kalabalık
mutlak belirleyici değilse,
o zaman insan nefes alabilecek bir alan bulabiliyor.
Ve burada senin tekrar döndüğün ana mesele yine aynı:
> İnsan Allah’ı okurken kendi ruhunu da okumaya başlıyor.
Bu yüzden esmalar sende sadece “isim” değil;
* ruh hâli,
* yön,
* denge,
* karakter,
* bakış biçimi
gibi çalışıyor.
Onlar size eziyetten başka bir zarar veremezler. Eğer sizinle
savaşmaya kalkışsalar, size arkalarını dönüp kaçarlar. Sonra
onlara yardım da edilmez.
El Muhyi - Peygamberlere saygılı ve yakın olmak için - dünyada da mutluluk için
·
· Allah'ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri. Sözlükte “diri ve canlı olmak, yaşamak” anlamındaki hayât (hayevân)
kökünün if'âl kalıbından sıfat olan muhyî “yaşatan, dirilten” demektir. Allah'ın ismi veya sıfatı olarak “hayatla
ilgisi bulunan varlıkta hayatı yaratan, can veren” diye açıklanır. Muhyî dirilten, zıttı Müîd' öldüren demektir.
Muhyî Kur'an'da Allah'a nisbetle iki yerde isim olarak geliyor. Müîd' ise hiçbir yerde isim olarak gelmeyip hep fiil
formunda geliyor. Bunun anlamı şudur: Allah öldürme işini doğrudan üslenmemiştir, bu iş ile Zatı arasına
mesafe koymuştur.
·
· Düğünden önce - Ev hayvanları edinmek için
· Düğünden sonra - Her işin hakkını vermek ve karşılığını almak...
· İletişim: Güçlüyken güçsüz, haklıyken haksız duruma düşmemek için
· Durum: Dişlerinin bakımı ve korunması
·Sonuç: Her gün daha bakımlı olmak
Onlar nerede bulunurlarsa bulunsunlar, Allah’ın ve
(mü’min) insanların güvencesine sığınmadıkça kendile
rini zillet kaplamıştır. Onlar Allah’ın gazabına uğradılar ve
yoksulluk onları kapladı. Bunun sebebi onların; Allah’ın
âyetlerini inkâr ediyor ve peygamberleri haksız yere öldürü
yor olmaları idi. Bütün bunların sebebi ise, isyan etmekte ve
(Allah’ın koyduğu) sınırları çiğnemekte oluşları idi.
· El Müheymin - İş hayatında başarı için - dünyada da mutluluk için
· El-Müheymin, Her şeyi gören ve gözeten, her varlığın yaptıklarından ve durumlarından haberdar olan demektir.
Evrendeki tüm işleri düzenleyen ve yöneten, yarattığı kullarını koruyan ve gözeten anlamı da taşımaktadır.
Muhafaza eden ve her şeye şahitlik yapan demektir. Kainattaki bütün işleri gözeten ve korkulardan emin kılan
demektir. Allah'ın 99 isminden biri olan el-Müheymin ismi "kâinatın bütün işlerini idare eden" demektir.
'Heymene' kökünden gelen müheymin kelimesi sözlükte "bir şeyi gözetimi altına alıp korumak ve onu yönetmek"
anlamına gelmektedir. El-Müheymin, Kuran' da birçok yerde geçmektedir. El-Müheymin isminin geçtiği sureye
bir örnek Buruc Suresinin 9. ayetidir. Şöyle buyurur Yüce Yaradan:" O ( Allah ) ki, semaların ve yeryüzünün
mülkü O' nundur. Ve Allah her şeye şahittir." Müheymin, Haşr sûresinin onaltı kadar ilâhî ismi içeren son âyetleri
içinde yer almaktadır (59/23). Bir âyette de Kur'an'ın kendisinden önceki kitabı onaylayıcı ve muhafaza edici
olduğu beyan edilirken Kur'an'ı nitelemektedir (el-Mâide 5/48).
· Düğünden önce - Kendinle barışık yaşaman için
· Düğünden sonra - Saygıda kusur etmemek için
· İletişim: Konsantrasyonunu gurur ve neşeyle beslemek için
· Durum: Geçmişin tanımını yeniden yapılandırmak
·Sonuç: Her duyduğuna inanmamak için
Burada iki ayetin birlikte oluşturduğu duygu çok güçlü aslında:
İlkinde:
> “Size eziyetten başka zarar veremezler…”
deniyor.
İkincisinde ise:
* zillet,
* gazap,
* sınır aşımı,
* peygamberleri öldürme,
* ayetleri inkâr etme
gibi ağır sonuçlardan söz ediliyor.
Senin bunu “El-Muhyî” ve “El-Müheymin” ile bağlaman ilginç; çünkü biri:
> hayat veren, dirilten
diğeri ise:
> gözeten, koruyan, şahit olan.
Ve sen bunları doğrudan günlük yaşama taşıyorsun:
* saygı,
* denge,
* haklıyken haksız duruma düşmemek,
* her duyduğuna inanmamak,
* geçmişi yeniden anlamlandırmak…
Bu önemli; çünkü sen ayetleri sadece “ceza” merkezli okumuyorsun.
Daha çok:
> insanın kendi iç düzenini kaybetmesi
üzerinden okuyorsun.
Mesela:
> “Güçlüyken güçsüz, haklıyken haksız duruma düşmemek”
çok dikkat çekici bir ifade. Çünkü senin bütün konuşmalarında şu korku var:
* kibir,
* hoyratlık,
* ölçüsüz tepki,
* haklıyken taşmak.
Bu yüzden “El-Müheymin” sende sadece kozmik bir gözetim değil;
aynı zamanda:
* dikkatli olmak,
* duyduğunu hemen kutsamamak,
* manipülasyona kapılmamak,
* zihinsel berraklığı korumak
gibi bir anlama dönüşüyor.
Bir de ayetlerde geçen:
> “Allah’ın ve mümin insanların güvencesi”
ifadesi önemli.
Çünkü burada yalnızca bireysel bir inanç değil;
* güven ilişkisi,
* emanet,
* toplumsal ahlak,
* sınır bilinci
de var.
Senin bunu:
> “Her duyduğuna inanmamak”
sonucuna bağlaman da yine aynı çizgiye çıkıyor:
İnsan:
* korkuyla,
* öfkeyle,
* sürü psikolojisiyle
hareket ettiğinde kolayca sınır aşabiliyor.
Ve senin sürekli geri döndüğün şey şu oluyor:
> İnanç insanı diri, dikkatli, ölçülü ve güvenilir yapmalı;
> kör, hoyrat ve kibirli değil.
Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa
düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır.
- El Batın - İnancını gizlide yaşamak için - dünyada da mutluluk için
· El Batın Allah'ın zatının görülmesi ve mahiyetini bilinmesi açısından gizli olması demektir. Allahu Teala El Batın
esmasında zatının gizli olmasını El Zahir esmasında da görünen olmasını ifade etmektedir. Allahu Tealanın
zatının dünyada yarattıkları
tarafından görülmesi gizli bulunmaktadır. El-Bâtın ismi şerifinin anlamı ‘Allahu Teala, gizlidir’ biçiminde ifade
edilmektedir. O gözle görülmez ve ayrıca künhüyle bilinemez. İnsan yaptığı her şeyde ve davranışlarıyla sınırlı
varlıklardır. Allah ise sınırsızdır. Sınırlı olan varlıklar sınırsız olan ihata ile idrak edemez. Zahir-bâtın kelimeleri,
bizzat Kur'ân'da geçer. Mesela, Allah Teâlâ'nın, “ez-Zahir” ve “el-Bâtın” (Hadid 57/3) isimleri buna bir örnektir.
Ayetlerde ayrıca, zahirî ve bâtınî nimet (Lokman 31/20), zahirî ve bâtınî günah (Enâm 6/120, 151); dünyanın
zahiri (Rum 30/7) gibi ifadeler kullanılır.
· Düğünden önce - Şaşkınlığa uğramamak için.
· Düğünden sonra - Uzun soluklu çözümlerde zarara uğramamak için...
· İletişim: Sırlarını güvenle korumak ve el almak için
· Durum: Başkalarından iyi olmak
Sonuç: Elinden tutan bir dost bulmak
Buradaki ayetle senin “El-Bâtın” arasında kurduğun ilişki yine iç dünyaya dönüyor aslında. Ayetteki uyarı:
> “Apaçık deliller geldikten sonra parçalanmayın.”
yalnızca mezhepsel ya da toplumsal bölünme değil; insanın kendi içinde hakikati parçalaması gibi de okunabilir.
Senin “inancı gizlide yaşamak” vurgun da burada önemli bir yere temas ediyor. Çünkü bazen:
* gösterişli dindarlık,
* sürekli kendini ispat etme ihtiyacı,
* inancı kimlik savaşına dönüştürme
insanı hakikatten uzaklaştırabiliyor.
“El-Bâtın” tarafında sen:
> görünmeyen ama yaşayan bir inanç
arıyorsun gibi.
Yani:
* bağırmadan inanmak,
* içten yaşamak,
* her şeyi gösteriye çevirmemek,
* sır saklamak,
* derinliği korumak.
Ama burada dikkat edilmesi gereken bir denge de var:
“Başkalarından iyi olmak” ifadesi kolayca üstünlük hissine kayabilir. Oysa ayetin ruhu daha çok:
* parçalanmamak,
* kibir üretmemek,
* delillere rağmen körleşmemek,
* hakikati kişisel üstünlük alanına çevirmemek
üzerine kurulu.
Senin aslında daha çok aradığın şey bence:
> güvenilir bir iç bütünlük.
O yüzden:
* “sırlarını korumak,”
* “şaşkınlığa uğramamak,”
* “uzun soluklu çözümler,”
* “elinden tutan dost”
gibi ifadeler sende manevi bir denge ihtiyacına bağlanıyor.
Ve senin bütün bu okumalarında tekrar eden bir çizgi var:
İnsan:
* hakikati gösterişe çevirmeden,
* korku üretmeden,
* başkalarını küçümsemeden,
* ama savrulmadan
yaşayabilmeli.
Bu yüzden “El-Bâtın” sende yalnızca gizlilik değil;
biraz da:
> insanın Allah’la kurduğu ilişkinin samimiyetini kalabalığın tüketiminden koruma çabası
gibi duruyor.
O gün bazı yüzler ağarır, bazı yüzler kararır. Yüzleri kara
ranlara, “İmanınızdan sonra inkâr ettiniz, öyle mi? Öyle ise
inkâr etmenize karşılık azabı tadın” denilir.
Sonuç: Başkalarının aptallıklarının cezasını çekmemek için
· El Hafıd - Haddini aşmamak için - dünyada da mutluluk için
· El Hafıd dilediğini hafife alan küçümseyen anlamına gelmektedir. Allahu Teala kendisini inkar edenleri El Hafıd
esması ile alçaltan onları değersizleştiren ve kendisinden uzaklaştıran olarak ifade edilmektedir. Allah'ın
isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri. Sözlükte “aşağıya indirmek, alçaltmak, değerini azaltmak” anlamına gelen hafd
masdarından sıfat olup “aşağıya indiren, alçaltan, değerini azaltan” demektir. Hafd kavramı Kur'ân-ı Kerîm'de
dört yerde geçmektedir. El-Hafıd, Esmaül Hüsna'da yer alan Allah'ın 99 isminden biri olmaktadır. Kur'an-ı
Kerim'de Vakıa Suresi'nin 3.ayetinde El-Hafıd isminden bahsedilmektedir. Esmanın havas ve esrarı insanlar
tarafından öğrenilmek istenmektedir.
·
· Düğünden önce - Kaderine razı olmak için
· Düğünden sonra - Özgürlüğü iyi değerlendirmek için
· İletişim: Duru ve berrak hislerle gözlerinin içinin gülmesi için
· Durum: Kötülüğü iyilikle savabilmek ve iyiliğin kazanmasında faydayı bulmak
Sonuç: Sosyal hayatını doyasıya yaşamak
Burada senin dikkat çektiğin şey yalnızca “ceza” değil; insanın kendi hakikatinden uzaklaşması gibi görünüyor.
Ayetteki:
> “İmanınızdan sonra inkâr ettiniz…”
ifadesi sende galiba sadece teorik bir inanç değişimi değil;
insanın:
* bildiği hakikati bozması,
* vicdanını susturması,
* kendini bile bile karartması
gibi okunuyor.
Ve “El-Hâfıd” ile kurduğun bağ da burada:
> haddini aşmamak.
çizgisine oturuyor.
Ama burada önemli bir incelik var:
“El-Hâfıd”ı “Allah insanı küçümsüyor” gibi değil;
daha çok:
* kibri indiren,
* sahte büyüklüğü kıran,
* insanı sınırını fark etmeye zorlayan
bir anlamda okumak daha dengeli olur.
Çünkü senin kendi yorumlarının merkezinde de aslında:
* gösterişe itiraz,
* kibre itiraz,
* hoyratlığa itiraz,
* insanı ezen tavırlara itiraz
var.
“Başkalarının aptallıklarının cezasını çekmemek” dediğin yerde de,
sanırım şunu söylüyorsun:
> İnsan başkasının körlüğüne kapılıp kendi vicdanını kaybetmemeli.
Bu da senin sık sık tekrar ettiğin:
* farkındalık,
* bilinç,
* ölçü,
* kendi amellerinin sorumluluğu
meselesine bağlanıyor.
Bir de ilginç şekilde sen ayetleri sürekli günlük hayatla bağlıyorsun:
* gözlerinin içinin gülmesi,
* özgürlüğü iyi değerlendirmek,
* sosyal hayat,
* iyiliğin kazanması…
Yani senin için iman sadece soyut bir “ahiret konusu” değil;
insanın:
* bakışına,
* iletişimine,
* kararlarına,
* karakterine
yansıyan bir şey.
Ve burada “yüzlerin ağarması / kararması” da sende biraz:
> insanın iç dünyasının dışarı taşması
gibi okunuyor sanki. Çünkü sen tekrar tekrar:
* samimiyet,
* iç denge,
* vicdan,
* sahicilik
üzerinde duruyorsun.