“Bağına girdiğinde ‘Mâşaallah! Kuvvet yalnız Allah’ındır’ deseydin ya!. Eğer benim malımı ve çocuklarımı kendinin kilerden daha az görüyorsan, belki Rabbim bana, senin bağından daha iyisini verir. Seninkinin üzerine de gökten bir afet indirir de bağ kupkuru ve yalçın bir toprak hâline geliverir.” 41. “Ya da suyu çekiliverir de (bırak bir daha bulmayı) artık onu arayamazsın bile.” 42. Derken bütün serveti helâk edildi. (Yıkılmış) çardakları üzerine çökmüş hâldeki bağına yaptığı harcamalar karşısında ellerini oğuşturuyor ve şöyle diyordu: “Keşke Rabbime hiçbir kimseyi ortak koşmasaydım..” 43. Onun, Allah’tan başka kendisine yardım edebilecek kimseleri yoktu. Kendi kendini kurtaracak güçte de değildi.
( El Mübdi - Kişisel haklarını korumak için - dünyada da mutluluk için · El Mübdi esması Allahu Tealanın yoktan var eden bir yaratan olduğu anlamına gelmektedir. El Mübdi esması Allahu Tealanın mahlukatı ilk defa yarattığı ve benzersiz olarak yarattığı anlamına gelmektedir. El-Mübdi anlamı, kısaca maddesiz olan ve örneksiz yaratan olarak tanımlanabilmektedir. Kainatı ve onun içindekileri hiç yoktan var eden Allah'ı (cc) isimleriyle tanımak kazanılacak en faydalı ilimlerden biridir. Kur'ân-ı Kerîm'de mübdi' ve muîd kelimeleri geçmemektedir. · · Düğünden önce - Ahireti hafife almamak için · Düğünden sonra - Ayrılmak isteyen eşler için kolaylık · İletişim: Geçmiş hataların arasında kimliğini, karakterini kaybetmemek için · Durum: Önemsemediğin konularla tekrar karşılaşmamak Sonuç: İnsanların ne düşündüğünü fazla önemsememek)
Quran içindeki bu kıssa aslında çok net bir “dünya algısı” çatışması kuruyor:
Bir tarafta:
* sahip olduklarıyla övünen, * gücünü kalıcı sanan, * kendini merkeze koyan bir insan
Diğer tarafta:
* “Mâşaallah, kuvvet yalnız Allah’ındır” diyerek ölçüyü hatırlayan bakış.
Sonra anlatı hızla değişiyor:
* güvenilen şeylerin (bağ, emek, servet) bir anda çözülebilirliği, * insanın kontrol sandığı şeylerin aslında kırılgan olması, * en sonunda da pişmanlık ve “keşke” duygusu.
Buradaki temel vurgu şu:
> İnsan, sahip olduklarını mutlak sanınca kırılganlaşır.
Senin bu metne yaklaşımın da ilginç şekilde “psikolojik” bir yerden:
* insanın kimliğini servete bağlamaması, * geçmiş hatalarda kaybolmaması, * başkalarının ne düşündüğüne aşırı bağlanmaması
gibi sonuçlara gidiyor.
El-Mübdi ismi de bu bağlamda sende “başlangıç” fikrini çağrıştırıyor gibi:
* bir şeylerin nereden geldiğini hatırlamak, * hayatı sabit bir güç gösterisi değil, sürekli bir oluş hâli olarak görmek.
Ama senin yorumlarında dikkat çeken bir çizgi daha var: Sen bu metni “korku üretimi” gibi değil, daha çok:
* kayıp bilinci, * ölçü hatırlatma, * aşırı güveni sarsma
gibi okuyorsun.
Bu yüzden kıssanın merkezinde senin zihninde şu kalıyor:
> “Kendini mutlak sanan şeyler dağılabilir.”
Ve bu, senin genel düşünce hattınla uyumlu: İnsan:
* ne tamamen güçlü, * ne tamamen kontrolsüz; ama sürekli dengede kalmaya çalışan bir varlık.
Demek sen, bu söze (Kur’an’a) inanmazlarsa, arkalarından üzülerek âdeta kendini tüketeceksin! İnsanların hangisinin daha güzel amel yaptığını deneyelim diye şüphesiz biz yeryüzündeki şeyleri ona bir zinet yaptık. Biz, elbette (zamanı gelince) yeryüzündeki her şeyi bir kuru toprak hâline getireceğiz.
( El Kebir - Dileklerin kabulü için - dünyada da mutluluk için · Allah'ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri. Sözlükte “büyük ve cüsseli, ulu ve yüce olmak” mânasındaki kiber masdarından türemiş bir sıfat olup “büyük ve gövdeli, ulu ve yüce” demektir. Kebîr, esmâ-i hüsnâdan biri olarak “zâtının ve sıfatlarının mahiyeti bilinemeyecek kadar ulu” şeklinde tanımlanır. Kebir, sözlükte büyük ve cüsseli, ulu ve yüce olmak anlamlarına gelir ve "kiber" kelimesinden türemiştir. El-Kebir ismi şerifi ise; "zatının ve sıfatlarının mahiyeti bilinmeyecek kadar ulu olan" anlamına gelmektedir. Kebîr, esmâ-i hüsnâdan biri olarak “zâtının ve sıfatlarının mahiyeti bilinemeyecek kadar ulu” şeklinde tanımlanır. Kur'ân-ı Kerîm'de kiber kavramı on dokuz âyette Allah'ın zâtına veya sıfatlarına nisbet edilmektedir. · · Düğünden önce - Doğru hesaplarla yol almak için · Düğünden sonra – Elindekinin değerini bilmek için · İletişim: Aileni ve eşini herkesten farklı duygularla özel bir hisle yaşamak için · Durum: Tacize uğramadan eve dönmek ·Sonuç: Sahici olmak için)
Quran içindeki bu pasajın duygusu gerçekten çok yoğun: Önce insanın kendini tüketircesine üzülmesi, sonra dünyanın bir “zinet” oluşu, ardından her şeyin bir gün kuru toprağa dönüşeceğinin söylenmesi…
Demek sen, bu söze (Kur’an’a) inanmazlarsa, arkalarından üzülerek âdeta kendini tüketeceksin! İnsanların hangisinin daha güzel amel yaptığını deneyelim diye şüphesiz biz yeryüzündeki şeyleri ona bir zinet yaptık. Biz, elbette (zamanı gelince) yeryüzündeki her şeyi bir kuru toprak hâline getireceğiz.
( El Kebir - Dileklerin kabulü için - dünyada da mutluluk için · Allah'ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri. Sözlükte “büyük ve cüsseli, ulu ve yüce olmak” mânasındaki kiber masdarından türemiş bir sıfat olup “büyük ve gövdeli, ulu ve yüce” demektir. Kebîr, esmâ-i hüsnâdan biri olarak “zâtının ve sıfatlarının mahiyeti bilinemeyecek kadar ulu” şeklinde tanımlanır. Kebir, sözlükte büyük ve cüsseli, ulu ve yüce olmak anlamlarına gelir ve "kiber" kelimesinden türemiştir. El-Kebir ismi şerifi ise; "zatının ve sıfatlarının mahiyeti bilinmeyecek kadar ulu olan" anlamına gelmektedir. Kebîr, esmâ-i hüsnâdan biri olarak “zâtının ve sıfatlarının mahiyeti bilinemeyecek kadar ulu” şeklinde tanımlanır. Kur'ân-ı Kerîm'de kiber kavramı on dokuz âyette Allah'ın zâtına veya sıfatlarına nisbet edilmektedir. · · Düğünden önce - Doğru hesaplarla yol almak için · Düğünden sonra – Elindekinin değerini bilmek için · İletişim: Aileni ve eşini herkesten farklı duygularla özel bir hisle yaşamak için · Durum: Tacize uğramadan eve dönmek ·Sonuç: Sahici olmak için)
Quran içindeki bu pasajın duygusu gerçekten çok yoğun: Önce insanın kendini tüketircesine üzülmesi, sonra dünyanın bir “zinet” oluşu, ardından her şeyin bir gün kuru toprağa dönüşeceğinin söylenmesi…
Onlar, gökleri ve yeri yaratan Allah’ın kendileri gibilerini yaratmaya kadir olduğunu görmediler mi? Allah onlar için, hakkında hiçbir şüphe bulunmayan bir ecel belirlemiştir. Fakat zalimler ancak inkârda direttiler.
(El Cebbar - Uyumlu ve kendi karakterine uygun yaşamak için - dünyada da mutluluk için · El-Cebbar Esmasının Anlamı Nedir? Azamet ve kudret sahibi anlamına gelen El-Cebbar, dileğini yapan ve yaptıran demektir. Kırılanları onaran, noksanlıkları tamamlayan, dilediklerini yaptırmak için muktedir olan Allah'tır anlamını taşır. El-Cebbar ismi Allah'ın sonsuz kudretinin ortaya konduğu isimlerden biridir. Bu yönüyle aciz olan insanın sığınması gereken tek yaratıcısı Allah'tır. Kur’an-ı Kerim’ de Haşr Suresi (59/ 23)’ nde Allah’ın Cebbar ismi de zikredilmiştir. Hadisi şeriflerde geçen El-Cebbar esmasının değeri öğrenerek anlaşılmaktadır. · Düğünden önce - İnsanlara hayır veya evet diyebilmek için · Düğünden sonra – İyi bir iş kurmak için · İletişim: Renkli rüya alemini kendine tanıtmak için · Durum: Sebepsiz yere umuda kapılmamak ·Sonuç: Akrabalarınla olan ilişkilerinde mutluluğu saygıda bulmak için )
Quran içindeki bu ayette iki şey yan yana geliyor:
* insanın yaratılışı ve sınırı, * zamanın sınırlılığı (“ecel”), * ve buna rağmen inkârda direnmek.
Senin dikkatini çeken tarafsa galiba şu: İnsan kendini çok merkezde gördüğünde denge kayıyor. O yüzden sen sürekli:
* ölçü, * karakter, * sınır, * uyum, * saygı
kelimelerine dönüyorsun.
El-Cebbâr ismi genelde insanlarda yalnızca “güç” çağrıştırıyor ama sen daha çok:
* kırılanı onarmak, * eksiği tamamlamak, * insanın dağılmasını toparlamak
tarafını okuyorsun gibi.
Özellikle şu yorumlar senin genel düşüncene çok uyuyor:
* “kendi karakterine uygun yaşamak,” * “sebepsiz yere umuda kapılmamak,” * “mutluluğu saygıda bulmak.”
Çünkü senin bütün konuşmalarında aslında bir iç denge arayışı var:
> ne kör korku, > ne sahte umut, > ne insanların birbirini ezmesi, > ne de duyguların tamamen küçümsenmesi.
Bir de “renkli rüya âlemi” ifadesini sen sembolik okuyorsun gibi hissediyorum. Yani bunu doğrudan doğaüstü iddia gibi değil;
Andolsun, biz bu Kur’an’da insanlara her türlü misali değişik şekillerde açıkladık. Yine de insanların çoğu ancak inkârda direttiler. (El Hafız - Yaşadığın dünyayı tanımak için - dünyada da mutluluk için · Hafiz, "koruyan, hiçbir şeyin kaybolmaması ve ihmal edilmemesi için gerekli tedbirleri alan" anlamına gelmektedir. El-Hafiz esması ise "kâinatta zerre kadar bir şey bile gözetiminden uzak olmayan ve tabiatı dengede tutan" demektir. El-Hafız, koruyup kollayan ve gözeten anlamını taşımaktadır. Tüm varlıklar kendi kaderlerine bağlıdır ve Allah ecel gelene kadar zeval olmadan koruyandır. Allah muhafaza edendir. Her şeyin koruyucusudur ve dengede tutandır. Melekler, Allah tarafından görevlendirilmiş koruyuculardır. Günahlardan ve kötülüklerden insanları korumaktadır. El-Hafız esması Kur'an-ı Kerim' de altı farklı yerde geçmektedir. Özellikle Saffat Suresi'nin 7. ayeti, Sebe Suresi'nin 21. ayeti ve Ra'd Suresi'nin 11.ayetinde yer alır. · · Düğünden önce - Internette teknolojide başarı için. · Düğünden sonra - Dinlenmiş hissetmek için... · İletişim: Geleceğini umutla planlarken çaresiz kalmamak için · Durum: Saygını pekiştirmek ·Sonuç: Zavallı insanların halini kötüye kullanmamak için)
Quran içindeki bu ayet yine senin çok üzerinde durduğun bir noktaya temas ediyor:
De ki: “Andolsun, insanlar ve cinler bu Kur’an’ın bir benzerini getirmek üzere toplansalar ve birbirlerine de destek olsalar, yine onun benzerini getiremezler.”
(El Hafıd - Haddini aşmamak için - dünyada da mutluluk için · El Hafıd dilediğini hafife alan küçümseyen anlamına gelmektedir. Allahu Teala kendisini inkar edenleri El Hafıd esması ile alçaltan onları değersizleştiren ve kendisinden uzaklaştıran olarak ifade edilmektedir. Allah'ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri. Sözlükte “aşağıya indirmek, alçaltmak, değerini azaltmak” anlamına gelen hafd masdarından sıfat olup “aşağıya indiren, alçaltan, değerini azaltan” demektir. Hafd kavramı Kur'ân-ı Kerîm'de dört yerde geçmektedir. El-Hafıd, Esmaül Hüsna'da yer alan Allah'ın 99 isminden biri olmaktadır. Kur'an-ı Kerim'de Vakıa Suresi'nin 3.ayetinde El-Hafıd isminden bahsedilmektedir. Esmanın havas ve esrarı insanlar tarafından öğrenilmek istenmektedir. · · Düğünden önce - Kaderine razı olmak için · Düğünden sonra - Özgürlüğü iyi değerlendirmek için · İletişim: Duru ve berrak hislerle gözlerinin içinin gülmesi için · Durum: Kötülüğü iyilikle savabilmek ve iyiliğin kazanmasında faydayı bulmak Sonuç: Sosyal hayatını doyasıya yaşamak)
Quran içindeki bu ayet tarih boyunca daha çok metnin “eşsizliği” ve etkisi üzerinden tartışılmış:
* dili, * ritmi, * yapısı, * çağrışımları, * insan üzerindeki etkisi…
Senin buna yaklaşımınsa daha çok deneyim tarafında gibi duruyor. Yani sen “benzerini getiremezler” kısmını sadece teknik bir meydan okuma gibi değil; insan zihnini, vicdanını, korkusunu, umudunu aynı anda bu kadar farklı katmanda harekete geçiren bir metin oluşuyla ilişkilendiriyorsun.
El-Hafıd tarafında da senin dikkatini çeken şey yine “ölçü”:
* haddini aşmamak, * kibirlenmemek, * insanın kendini mutlak görmemesi.
Ama ilginç olan şu: Sen bu kavramları korku üretmek için değil, zihinsel berraklık için kullanıyorsun. Mesela:
> “Duru ve berrak hislerle gözlerinin içinin gülmesi”
gibi yorumları öne çıkarıyorsun. Bu, senin inanç dilini daha çok:
* iç denge, * nezaket, * vicdan, * kendini koruma, * anlamı bozmama
üzerinden kurduğunu gösteriyor.
Ve bütün konuşmanın başından beri tekrar eden bir şey var: Senin derdin “üstünlük kurmak” değil; anlamın hoyratlaşmaması. Bu yüzden sürekli:
* sloganlaşmaya, * mekanik tekrar etmeye, * insanların birbirine hüküm kesmesine
tepki veriyorsun.
Belki de senin için “haddini aşmamak” en çok burada anlam kazanıyor:
> İnsan, kendi yorumunu mutlak hakikat gibi başkasının üzerine bindirmesin.
Sana ruh hakkında soru soruyorlar. De ki: “Ruh, Rabbimin bileceği bir şeydir. Size pek az ilim verilmiştir.”
( El Mucib - Hayırlı dualarda bulunmak için - dünyada da mutluluk için · El-Mucib, kendisine yalvaran ve yakaran, ellerini kendisine açıp niyazda bulunan kullarını geri çevirmeyen, dualarını kabul buyuran yüce Allah'tır. El-Mucib esması işte yüce Yaradan'ın bu özelliğini anlatır. El-Mucib, yani dua ve istekleri kabul eden anlamındadır. El-Mucib, Allah'ın güzel isimlerindendir. Kendisine yönelip, dua eden arzu ve istekte bulunan kullarına cevap veren O'dur. Bunlardan biri mücîb şeklinde olup Hud Suresi'nin 61. ayetinde geçer. Hz. Sâlih'in kendi kavmine hitabı sırasında, "Allah'tan bağışlanma isteyin ve O'na dönün, zira benim rabbim kullarına çok yakındır, dua ve isteklerini kabul edendir" buyurmuştur. · · Düğünden önce - Uzun ömür için · Düğünden sonra – Hayatta vakit yitirmemek için · İletişim: Aklını kurcalayan konularda Allah'a sığınmak için · Durum: Hassasiyetinle boğulmamak ·Sonuç: Sevginin sınırlarını zorlamamak )
Quran içindeki “Size pek az ilim verilmiştir” kısmı aslında çok önemli bir sınır çiziyor: İnsan her şeyi tam olarak bilemez.
Ve senin bütün konuşmalarında da buna benzer bir arayış var:
* her şeyi işaret saymamak, * zihni aşırı yorumla doldurmamak, * ama anlam aramaktan da tamamen vazgeçmemek.
El-Mucîb ismine dair paylaştığın yorumlarda “yakınlık” ve “cevap verme” fikri öne çıkıyor. Fakat sen bunu da mekanik bir dilek sistemi gibi değil, daha çok:
* insanın içini toparlaması, * zorlandığında yön bulması, * zihnini sakinleştirmesi
gibi okuyorsun.
Şu cümlen özellikle dikkat çekici:
> “Hassasiyetinle boğulmamak.”
Bu, bütün anlattıklarının merkezine çok uyuyor. Çünkü senin zihnin çağrışımlarla çok çalışan bir zihin:
İnsana nimet verdiğimizde yüz çevirip yan çizer. Kendisine şer dokununca da umutsuzluğa düşer. ( Ed Darr - Kötü şeylerden vazgeçmek için - dünyada da mutluluk için · · Arapçada Darra kelimesi eziyet, üzüntü kaynağı, şiddetli azap anlamına gelir. Bu kelimeden türeyen darr, zarar vermek, ziyana uğratmak manasında kullanılır. Allah'ın 99 isminden biri olan Ed- Darr ise dilediğini musibete uğratan, muhtaç duruma getiren ve keder veren demektir. Ed Darr ismi genellikle zarar veren anlamında kullanılmaktadır. Bunun yanında Ed Darr isminin belirli zikir günleri ve zikir saatleri bulunmaktadır. Yapılan zikirler sayesinde insanı birçok fazilet beklemektedir. Ed Darr Arapça kökenli bir isim olup Kur'an'da Yasin suresinde geçmektedir. · · Düğünden önce - Şeytana uymamak için. · Düğünden sonra – mide bulantısını geçirmek için · İletişim: Toplumda bilir kişi rolüyle yıpratılmamak için · Durum: Tüm sınırlarını korumak ·Sonuç: Asla doğru bildiğinden şaşmamak)
Quran içindeki bu ayet insanın psikolojisine dair çok tanıdık bir hâli anlatıyor aslında:
Senin bütün konuşma boyunca ilgilendiğin yer de tam burası: İnsanın uçlara savrulmadan yaşayabilmesi.
Çünkü sen sürekli şunu söylüyorsun:
* sadece korkuyla yaşamak doğru değil, * ama her şeyi hafife almak da doğru değil, * insan hem umutlu hem ölçülü olmalı.
Ed-Dârr ismini de sen doğrudan “kötülük” gibi değil; daha çok insanın sınırlarını, kırılganlığını ve hayatın sert taraflarını hatırlatan bir kavram gibi düşünüyorsun.
Ama burada yine önemli bir ayrım var: Ayetin kendisi insanın değişkenliğini anlatıyor; senin paylaştığın bazı ek yorumlarsa bunu günlük hayatın her detayına yaymaya çalışıyor. Senin rahatsız olduğun şey de zaten bazen bu “her şeye otomatik manevi açıklama” eklenmesi.
Oysa sen ayetleri daha çok şöyle okuyorsun:
> “İnsan kendini gözlemlesin.”
Yani:
* nimette kibirlenmesin, * zorlukta tamamen yıkılmasın, * kendi psikolojisini fark etsin.
Bu yüzden senin bütün yaklaşımın aslında “iç muhasebe”ye yakın; korku üretmeye değil.
Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar Allah’ı tespih ederler. Her şey O’nu hamd ile tespih eder. Ancak, siz onla rın tespihlerini anlamazsınız. O, halîm’dir (hemen cezalan dırmaz, mühlet verir), çok bağışlayandır.
El Halim - Karakterine uygun ve tutarlı olmak için - dünyada da mutluluk için · El-Halim esması Kur’an-ı Kerim’ de Nahl Suresi 61. ayet ve Al-i İmran Suresi 155. ayette geçmektedir. El-Halim esmasıyla tefekkür zamanında ise Kur’an-ı Kerim’de Hud Suresi 75. ayet, Enbiya Suresi 69. ayet olarak açıklanmaktadır. Peygamber Efendimizin esmayla ilgili hadisleri bulunmaktadır. İşte, tüm detaylar. Arapça kökenli olan “halim” kelimesi kökeni “hlm” şeklindedir. Arapça’ da “hilm” yumuşak ve yavaş anlamına gelmektedir. El-Halim esması, kullarına gücü yeten Allah yine de ceza vermekte yavaş olandır anlamına gelir. Hilm sahibi olan yalnızca Allah’tır. Kullarının isyan etmesi üzerine öfkesini kontrol edendir. Acıma ve bağışlaması ceza vermesinden daha önce olandır. Günahkarlara karşı da ceza da aceleci olmayan Allah’tır. Yumuşak huyludur ve hikmet sahibidir. · · Düğünden önce - Doğa sevgisi · Düğünden sonra - Ağır hastalıklardan korunmak için · İletişim: Hiç bir durum karşısında sevgiden taviz vermemek için · Durum: Anlamak ve anlaşılmak ·Sonuç: İnsanlar arasında doğru anılmak için
Quran içindeki bu ayet gerçekten çok şiirsel ve geniş bir duygu kuruyor:
gök,
yer,
bütün varlıklar,
görünmeyen bir düzen,
insanın anlamadığı bir tespih…
Ve ardından gelen:
“Siz onların tespihlerini anlamazsınız.”
cümlesi çok dikkat çekici. Çünkü burada insan bilgisinin sınırı kabul ediliyor. Senin bütün konuşmalarında da bu hassasiyet vardı zaten:
her şeyi kesin hükme bağlamamak,
insanın anlamadığı alanlar olduğunu kabul etmek,
ama bunu da gösteriye çevirmemek.
El-Halîm isminin sende yankılanan tarafı da sanırım şu:
acele etmemek,
hemen yargılamamak,
öfkeyle hareket etmemek,
mühlet vermek,
insanı tek hatasına indirgememek.
Bu yüzden “karakterine uygun ve tutarlı olmak” yorumuna yakın hissediyorsun galiba. Çünkü senin bütün derdin:
insanın iç dünyasıyla dili arasında bir tutarlılık olması.
Bir de burada doğa sevgisiyle bağ kurman ilginç ama anlaşılır: Eğer “her şey kendi hâliyle bir düzen içinde” hissi oluşuyorsa, insan biraz daha sakinleşebiliyor. Sen zaten sık sık:
ağaçlar,
ev,
sokak,
müzik,
şiir,
kitap,
sessizlik
gibi somut şeylere dönüyorsun. Çünkü oralarda daha az yapaylık hissediyorsun. Ve belki bu ayetin sende bıraktığı temel duygu şu:
Her şeyi zorla açıklamaya çalışmadan da bir anlam hissedilebilir.
Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar Allah’ı tespih ederler. Her şey O’nu hamd ile tespih eder. Ancak, siz onla rın tespihlerini anlamazsınız. O, halîm’dir (hemen cezalan dırmaz, mühlet verir), çok bağışlayandır.
El Halim - Karakterine uygun ve tutarlı olmak için - dünyada da mutluluk için · El-Halim esması Kur’an-ı Kerim’ de Nahl Suresi 61. ayet ve Al-i İmran Suresi 155. ayette geçmektedir. El-Halim esmasıyla tefekkür zamanında ise Kur’an-ı Kerim’de Hud Suresi 75. ayet, Enbiya Suresi 69. ayet olarak açıklanmaktadır. Peygamber Efendimizin esmayla ilgili hadisleri bulunmaktadır. İşte, tüm detaylar. Arapça kökenli olan “halim” kelimesi kökeni “hlm” şeklindedir. Arapça’ da “hilm” yumuşak ve yavaş anlamına gelmektedir. El-Halim esması, kullarına gücü yeten Allah yine de ceza vermekte yavaş olandır anlamına gelir. Hilm sahibi olan yalnızca Allah’tır. Kullarının isyan etmesi üzerine öfkesini kontrol edendir. Acıma ve bağışlaması ceza vermesinden daha önce olandır. Günahkarlara karşı da ceza da aceleci olmayan Allah’tır. Yumuşak huyludur ve hikmet sahibidir. · · Düğünden önce - Doğa sevgisi · Düğünden sonra - Ağır hastalıklardan korunmak için · İletişim: Hiç bir durum karşısında sevgiden taviz vermemek için · Durum: Anlamak ve anlaşılmak ·Sonuç: İnsanlar arasında doğru anılmak için
Quran içindeki bu ayet gerçekten çok şiirsel ve geniş bir duygu kuruyor:
gök,
yer,
bütün varlıklar,
görünmeyen bir düzen,
insanın anlamadığı bir tespih…
Ve ardından gelen:
“Siz onların tespihlerini anlamazsınız.”
cümlesi çok dikkat çekici. Çünkü burada insan bilgisinin sınırı kabul ediliyor. Senin bütün konuşmalarında da bu hassasiyet vardı zaten:
her şeyi kesin hükme bağlamamak,
insanın anlamadığı alanlar olduğunu kabul etmek,
ama bunu da gösteriye çevirmemek.
El-Halîm isminin sende yankılanan tarafı da sanırım şu:
acele etmemek,
hemen yargılamamak,
öfkeyle hareket etmemek,
mühlet vermek,
insanı tek hatasına indirgememek.
Bu yüzden “karakterine uygun ve tutarlı olmak” yorumuna yakın hissediyorsun galiba. Çünkü senin bütün derdin:
insanın iç dünyasıyla dili arasında bir tutarlılık olması.
Bir de burada doğa sevgisiyle bağ kurman ilginç ama anlaşılır: Eğer “her şey kendi hâliyle bir düzen içinde” hissi oluşuyorsa, insan biraz daha sakinleşebiliyor. Sen zaten sık sık:
ağaçlar,
ev,
sokak,
müzik,
şiir,
kitap,
sessizlik
gibi somut şeylere dönüyorsun. Çünkü oralarda daha az yapaylık hissediyorsun. Ve belki bu ayetin sende bıraktığı temel duygu şu:
Her şeyi zorla açıklamaya çalışmadan da bir anlam hissedilebilir.
“Bağına girdiğinde ‘Mâşaallah! Kuvvet yalnız Allah’ındır’
deseydin ya!. Eğer benim malımı ve çocuklarımı kendinin
kilerden daha az görüyorsan, belki Rabbim bana, senin bağından
daha iyisini verir. Seninkinin üzerine de gökten bir
afet indirir de bağ kupkuru ve yalçın bir toprak hâline geliverir.”
41. “Ya da suyu çekiliverir de (bırak bir daha bulmayı) artık onu
arayamazsın bile.”
42. Derken bütün serveti helâk edildi. (Yıkılmış) çardakları üzerine
çökmüş hâldeki bağına yaptığı harcamalar karşısında ellerini
oğuşturuyor ve şöyle diyordu: “Keşke Rabbime hiçbir
kimseyi ortak koşmasaydım..”
43. Onun, Allah’tan başka kendisine yardım edebilecek kimseleri
yoktu. Kendi kendini kurtaracak güçte de değildi.
( El Mübdi - Kişisel haklarını korumak için - dünyada da mutluluk için
· El Mübdi esması Allahu Tealanın yoktan var eden bir yaratan olduğu anlamına gelmektedir. El Mübdi esması
Allahu Tealanın mahlukatı ilk defa yarattığı ve benzersiz olarak yarattığı anlamına gelmektedir. El-Mübdi anlamı,
kısaca maddesiz olan ve örneksiz yaratan olarak tanımlanabilmektedir. Kainatı ve onun içindekileri hiç yoktan
var eden Allah'ı (cc) isimleriyle tanımak kazanılacak en faydalı ilimlerden biridir. Kur'ân-ı Kerîm'de mübdi' ve
muîd kelimeleri geçmemektedir.
·
· Düğünden önce - Ahireti hafife almamak için
· Düğünden sonra - Ayrılmak isteyen eşler için kolaylık
· İletişim: Geçmiş hataların arasında kimliğini, karakterini kaybetmemek için
· Durum: Önemsemediğin konularla tekrar karşılaşmamak
Sonuç: İnsanların ne düşündüğünü fazla önemsememek)
Quran içindeki bu kıssa aslında çok net bir “dünya algısı” çatışması kuruyor:
Bir tarafta:
* sahip olduklarıyla övünen,
* gücünü kalıcı sanan,
* kendini merkeze koyan bir insan
Diğer tarafta:
* “Mâşaallah, kuvvet yalnız Allah’ındır” diyerek ölçüyü hatırlayan bakış.
Sonra anlatı hızla değişiyor:
* güvenilen şeylerin (bağ, emek, servet) bir anda çözülebilirliği,
* insanın kontrol sandığı şeylerin aslında kırılgan olması,
* en sonunda da pişmanlık ve “keşke” duygusu.
Buradaki temel vurgu şu:
> İnsan, sahip olduklarını mutlak sanınca kırılganlaşır.
Senin bu metne yaklaşımın da ilginç şekilde “psikolojik” bir yerden:
* insanın kimliğini servete bağlamaması,
* geçmiş hatalarda kaybolmaması,
* başkalarının ne düşündüğüne aşırı bağlanmaması
gibi sonuçlara gidiyor.
El-Mübdi ismi de bu bağlamda sende “başlangıç” fikrini çağrıştırıyor gibi:
* bir şeylerin nereden geldiğini hatırlamak,
* hayatı sabit bir güç gösterisi değil, sürekli bir oluş hâli olarak görmek.
Ama senin yorumlarında dikkat çeken bir çizgi daha var:
Sen bu metni “korku üretimi” gibi değil, daha çok:
* kayıp bilinci,
* ölçü hatırlatma,
* aşırı güveni sarsma
gibi okuyorsun.
Bu yüzden kıssanın merkezinde senin zihninde şu kalıyor:
> “Kendini mutlak sanan şeyler dağılabilir.”
Ve bu, senin genel düşünce hattınla uyumlu:
İnsan:
* ne tamamen güçlü,
* ne tamamen kontrolsüz;
ama sürekli dengede kalmaya çalışan bir varlık.
Demek sen, bu söze (Kur’an’a) inanmazlarsa, arkalarından
üzülerek âdeta kendini tüketeceksin!
İnsanların hangisinin daha güzel amel yaptığını deneyelim
diye şüphesiz biz yeryüzündeki şeyleri ona bir zinet yaptık.
Biz, elbette (zamanı gelince) yeryüzündeki her şeyi bir kuru
toprak hâline getireceğiz.
( El Kebir - Dileklerin kabulü için - dünyada da mutluluk için
· Allah'ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri. Sözlükte “büyük ve cüsseli, ulu ve yüce olmak” mânasındaki kiber
masdarından türemiş bir sıfat olup “büyük ve gövdeli, ulu ve yüce” demektir. Kebîr, esmâ-i hüsnâdan biri olarak
“zâtının ve sıfatlarının mahiyeti bilinemeyecek kadar ulu” şeklinde tanımlanır. Kebir, sözlükte büyük ve cüsseli,
ulu ve yüce olmak anlamlarına gelir ve "kiber" kelimesinden türemiştir. El-Kebir ismi şerifi ise; "zatının ve
sıfatlarının mahiyeti bilinmeyecek kadar ulu olan" anlamına gelmektedir. Kebîr, esmâ-i hüsnâdan biri olarak
“zâtının ve sıfatlarının mahiyeti bilinemeyecek kadar ulu” şeklinde tanımlanır. Kur'ân-ı Kerîm'de kiber kavramı
on dokuz âyette Allah'ın zâtına veya sıfatlarına nisbet edilmektedir.
·
· Düğünden önce - Doğru hesaplarla yol almak için
· Düğünden sonra – Elindekinin değerini bilmek için
· İletişim: Aileni ve eşini herkesten farklı duygularla özel bir hisle yaşamak için
· Durum: Tacize uğramadan eve dönmek
·Sonuç: Sahici olmak için)
Quran içindeki bu pasajın duygusu gerçekten çok yoğun:
Önce insanın kendini tüketircesine üzülmesi,
sonra dünyanın bir “zinet” oluşu,
ardından her şeyin bir gün kuru toprağa dönüşeceğinin söylenmesi…
Birbirine çok uzak gibi duran:
* sevgi,
* kaygı,
* dünya,
* güzellik,
* geçicilik,
* yıkım
aynı akışta birleşiyor.
Senin buna bağlandığın yer bence özellikle şu:
> “Kendini tüketmek.”
Çünkü sen konuşmalarında sürekli insanların:
* birbirini korkutması,
* anlamı hoyratlaştırması,
* insan ruhunu yorması,
* hassasiyetleri sömürmesi
üzerinde duruyorsun. Buradaki ayet de sanki:
> “İnsan kendini parçalayacak kadar yüklenmesin”
> gibi bir merhamet tonu taşıyor sende.
El-Kebîr tarafında da sen “büyüklüğü” kibir gibi değil;
* insanın sınırını fark etmesi,
* dünyanın geçiciliğini anlaması,
* elindekinin kıymetini bilmesi
olarak okuyorsun.
Ve şu yorum çok dikkat çekici:
> “Sahici olmak için.”
Aslında bütün anlattıklarının özeti gibi bu. Çünkü sen:
* yapay korkulardan,
* ezber manevi laflardan,
* sloganlardan,
* insanların birbirine rol kesmesinden
yorulmuşsun.
Senin aradığın şey daha sade bir yer gibi:
* kitap okuyabilmek,
* düşünmek,
* sevmek,
* saygı duymak,
* kendi zihnini korumak,
* ama bunu gösteriye çevirmemek.
Bu yüzden bu ayetlerde hep “insanın iç dengesi”ni arıyorsun.
Demek sen, bu söze (Kur’an’a) inanmazlarsa, arkalarından
üzülerek âdeta kendini tüketeceksin!
İnsanların hangisinin daha güzel amel yaptığını deneyelim
diye şüphesiz biz yeryüzündeki şeyleri ona bir zinet yaptık.
Biz, elbette (zamanı gelince) yeryüzündeki her şeyi bir kuru
toprak hâline getireceğiz.
( El Kebir - Dileklerin kabulü için - dünyada da mutluluk için
· Allah'ın isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri. Sözlükte “büyük ve cüsseli, ulu ve yüce olmak” mânasındaki kiber
masdarından türemiş bir sıfat olup “büyük ve gövdeli, ulu ve yüce” demektir. Kebîr, esmâ-i hüsnâdan biri olarak
“zâtının ve sıfatlarının mahiyeti bilinemeyecek kadar ulu” şeklinde tanımlanır. Kebir, sözlükte büyük ve cüsseli,
ulu ve yüce olmak anlamlarına gelir ve "kiber" kelimesinden türemiştir. El-Kebir ismi şerifi ise; "zatının ve
sıfatlarının mahiyeti bilinmeyecek kadar ulu olan" anlamına gelmektedir. Kebîr, esmâ-i hüsnâdan biri olarak
“zâtının ve sıfatlarının mahiyeti bilinemeyecek kadar ulu” şeklinde tanımlanır. Kur'ân-ı Kerîm'de kiber kavramı
on dokuz âyette Allah'ın zâtına veya sıfatlarına nisbet edilmektedir.
·
· Düğünden önce - Doğru hesaplarla yol almak için
· Düğünden sonra – Elindekinin değerini bilmek için
· İletişim: Aileni ve eşini herkesten farklı duygularla özel bir hisle yaşamak için
· Durum: Tacize uğramadan eve dönmek
·Sonuç: Sahici olmak için)
Quran içindeki bu pasajın duygusu gerçekten çok yoğun:
Önce insanın kendini tüketircesine üzülmesi,
sonra dünyanın bir “zinet” oluşu,
ardından her şeyin bir gün kuru toprağa dönüşeceğinin söylenmesi…
Birbirine çok uzak gibi duran:
* sevgi,
* kaygı,
* dünya,
* güzellik,
* geçicilik,
* yıkım
aynı akışta birleşiyor.
Senin buna bağlandığın yer bence özellikle şu:
> “Kendini tüketmek.”
Çünkü sen konuşmalarında sürekli insanların:
* birbirini korkutması,
* anlamı hoyratlaştırması,
* insan ruhunu yorması,
* hassasiyetleri sömürmesi
üzerinde duruyorsun. Buradaki ayet de sanki:
> “İnsan kendini parçalayacak kadar yüklenmesin”
> gibi bir merhamet tonu taşıyor sende.
El-Kebîr tarafında da sen “büyüklüğü” kibir gibi değil;
* insanın sınırını fark etmesi,
* dünyanın geçiciliğini anlaması,
* elindekinin kıymetini bilmesi
olarak okuyorsun.
Ve şu yorum çok dikkat çekici:
> “Sahici olmak için.”
Aslında bütün anlattıklarının özeti gibi bu. Çünkü sen:
* yapay korkulardan,
* ezber manevi laflardan,
* sloganlardan,
* insanların birbirine rol kesmesinden
yorulmuşsun.
Senin aradığın şey daha sade bir yer gibi:
* kitap okuyabilmek,
* düşünmek,
* sevmek,
* saygı duymak,
* kendi zihnini korumak,
* ama bunu gösteriye çevirmemek.
Bu yüzden bu ayetlerde hep “insanın iç dengesi”ni arıyorsun.
Onlar, gökleri ve yeri yaratan Allah’ın kendileri gibilerini yaratmaya
kadir olduğunu görmediler mi? Allah onlar için,
hakkında hiçbir şüphe bulunmayan bir ecel belirlemiştir.
Fakat zalimler ancak inkârda direttiler.
(El Cebbar - Uyumlu ve kendi karakterine uygun yaşamak için - dünyada da mutluluk için
· El-Cebbar Esmasının Anlamı Nedir? Azamet ve kudret sahibi anlamına gelen El-Cebbar, dileğini yapan ve
yaptıran demektir. Kırılanları onaran, noksanlıkları tamamlayan, dilediklerini yaptırmak için muktedir olan
Allah'tır anlamını taşır. El-Cebbar ismi Allah'ın sonsuz kudretinin ortaya konduğu isimlerden biridir. Bu yönüyle
aciz olan insanın sığınması gereken tek yaratıcısı Allah'tır. Kur’an-ı Kerim’ de Haşr Suresi (59/ 23)’ nde Allah’ın
Cebbar ismi de zikredilmiştir. Hadisi şeriflerde geçen El-Cebbar esmasının değeri öğrenerek anlaşılmaktadır.
· Düğünden önce - İnsanlara hayır veya evet diyebilmek için
· Düğünden sonra – İyi bir iş kurmak için
· İletişim: Renkli rüya alemini kendine tanıtmak için
· Durum: Sebepsiz yere umuda kapılmamak
·Sonuç: Akrabalarınla olan ilişkilerinde mutluluğu saygıda bulmak için )
Quran içindeki bu ayette iki şey yan yana geliyor:
* insanın yaratılışı ve sınırı,
* zamanın sınırlılığı (“ecel”),
* ve buna rağmen inkârda direnmek.
Senin dikkatini çeken tarafsa galiba şu:
İnsan kendini çok merkezde gördüğünde denge kayıyor. O yüzden sen sürekli:
* ölçü,
* karakter,
* sınır,
* uyum,
* saygı
kelimelerine dönüyorsun.
El-Cebbâr ismi genelde insanlarda yalnızca “güç” çağrıştırıyor ama sen daha çok:
* kırılanı onarmak,
* eksiği tamamlamak,
* insanın dağılmasını toparlamak
tarafını okuyorsun gibi.
Özellikle şu yorumlar senin genel düşüncene çok uyuyor:
* “kendi karakterine uygun yaşamak,”
* “sebepsiz yere umuda kapılmamak,”
* “mutluluğu saygıda bulmak.”
Çünkü senin bütün konuşmalarında aslında bir iç denge arayışı var:
> ne kör korku,
> ne sahte umut,
> ne insanların birbirini ezmesi,
> ne de duyguların tamamen küçümsenmesi.
Bir de “renkli rüya âlemi” ifadesini sen sembolik okuyorsun gibi hissediyorum. Yani bunu doğrudan doğaüstü iddia gibi değil;
* zihnin çağrışımları,
* anılar,
* korkular,
* şiirler,
* imgeler,
* iç konuşmalar
olarak düşünüyorsun. Zaten sen tekrar tekrar:
> “Her şeyi işaret diye okumak istemiyorum.”
> diyorsun aslında.
Bu yüzden senin yaklaşımında inanç:
* insanı dünyadan koparan değil,
* dünyayı daha bilinçli yaşamaya çalışan bir dil hâline geliyor.
Andolsun, biz bu Kur’an’da insanlara her türlü misali değişik
şekillerde açıkladık. Yine de insanların çoğu ancak inkârda
direttiler. (El Hafız - Yaşadığın dünyayı tanımak için - dünyada da mutluluk için
· Hafiz, "koruyan, hiçbir şeyin kaybolmaması ve ihmal edilmemesi için gerekli tedbirleri alan" anlamına
gelmektedir. El-Hafiz esması ise "kâinatta zerre kadar bir şey bile gözetiminden uzak olmayan ve tabiatı dengede
tutan" demektir. El-Hafız, koruyup kollayan ve gözeten anlamını taşımaktadır. Tüm varlıklar kendi kaderlerine
bağlıdır ve Allah ecel gelene kadar zeval olmadan koruyandır. Allah muhafaza edendir. Her şeyin koruyucusudur
ve dengede tutandır. Melekler, Allah tarafından görevlendirilmiş koruyuculardır. Günahlardan ve kötülüklerden
insanları korumaktadır. El-Hafız esması Kur'an-ı Kerim' de altı farklı yerde geçmektedir. Özellikle Saffat
Suresi'nin 7. ayeti, Sebe Suresi'nin 21. ayeti ve Ra'd Suresi'nin 11.ayetinde yer alır.
·
· Düğünden önce - Internette teknolojide başarı için.
· Düğünden sonra - Dinlenmiş hissetmek için...
· İletişim: Geleceğini umutla planlarken çaresiz kalmamak için
· Durum: Saygını pekiştirmek
·Sonuç: Zavallı insanların halini kötüye kullanmamak için)
Quran içindeki bu ayet yine senin çok üzerinde durduğun bir noktaya temas ediyor:
> “Her türlü misal açıklandı.”
Yani metin yalnızca tek tip insana değil;
* korkana,
* umut edene,
* düşünen,
* inkâr eden,
* kibirlenen,
* yorulan,
* sabreden insana
farklı örneklerle seslenmeye çalışıyor.
Ama ardından gelen:
> “İnsanların çoğu inkârda direttiler.”
ifadesi de önemli. Çünkü burada mesele sadece “duymamak” değil; bazen insanın kendi alışkanlıklarına, öfkesine veya çıkarına saplanması.
El-Hafîz ismine dair yorumlarda senin dikkatini çeken taraf ise “koruma” fikri gibi görünüyor:
* zihni korumak,
* dengeyi korumak,
* insanın kendini kaybetmemesi,
* umudunu tamamen yitirmemesi.
Sen bu kavramları çok dünyevî ve insani yerlere bağlıyorsun:
* teknoloji,
* gelecek planı,
* saygı,
* iletişim,
* yorgunluk,
* çaresizlik…
Bu da senin yaklaşımını ilginç kılıyor aslında. Çünkü sen kutsal dili sürekli hayatın içindeki psikolojik ve etik durumlarla birleştiriyorsun.
Bir de son cümlen önemli:
> “Zavallı insanların halini kötüye kullanmamak.”
Bu, bütün konuşma boyunca tekrar ettiğin bir vicdan çizgisi:
* insanların korkularını sömürmemek,
* manevi dili baskı için kullanmamak,
* kırılganlıkları manipüle etmemek.
Senin en güçlü itirazın galiba tam burada başlıyor.
De ki: “Andolsun, insanlar ve cinler bu Kur’an’ın bir benzerini
getirmek üzere toplansalar ve birbirlerine de destek olsalar,
yine onun benzerini getiremezler.”
(El Hafıd - Haddini aşmamak için - dünyada da mutluluk için
· El Hafıd dilediğini hafife alan küçümseyen anlamına gelmektedir. Allahu Teala kendisini inkar edenleri El Hafıd
esması ile alçaltan onları değersizleştiren ve kendisinden uzaklaştıran olarak ifade edilmektedir. Allah'ın
isimlerinden (esmâ-i hüsnâ) biri. Sözlükte “aşağıya indirmek, alçaltmak, değerini azaltmak” anlamına gelen hafd
masdarından sıfat olup “aşağıya indiren, alçaltan, değerini azaltan” demektir. Hafd kavramı Kur'ân-ı Kerîm'de
dört yerde geçmektedir. El-Hafıd, Esmaül Hüsna'da yer alan Allah'ın 99 isminden biri olmaktadır. Kur'an-ı
Kerim'de Vakıa Suresi'nin 3.ayetinde El-Hafıd isminden bahsedilmektedir. Esmanın havas ve esrarı insanlar
tarafından öğrenilmek istenmektedir.
·
· Düğünden önce - Kaderine razı olmak için
· Düğünden sonra - Özgürlüğü iyi değerlendirmek için
· İletişim: Duru ve berrak hislerle gözlerinin içinin gülmesi için
· Durum: Kötülüğü iyilikle savabilmek ve iyiliğin kazanmasında faydayı bulmak
Sonuç: Sosyal hayatını doyasıya yaşamak)
Quran içindeki bu ayet tarih boyunca daha çok metnin “eşsizliği” ve etkisi üzerinden tartışılmış:
* dili,
* ritmi,
* yapısı,
* çağrışımları,
* insan üzerindeki etkisi…
Senin buna yaklaşımınsa daha çok deneyim tarafında gibi duruyor. Yani sen “benzerini getiremezler” kısmını sadece teknik bir meydan okuma gibi değil; insan zihnini, vicdanını, korkusunu, umudunu aynı anda bu kadar farklı katmanda harekete geçiren bir metin oluşuyla ilişkilendiriyorsun.
El-Hafıd tarafında da senin dikkatini çeken şey yine “ölçü”:
* haddini aşmamak,
* kibirlenmemek,
* insanın kendini mutlak görmemesi.
Ama ilginç olan şu:
Sen bu kavramları korku üretmek için değil, zihinsel berraklık için kullanıyorsun.
Mesela:
> “Duru ve berrak hislerle gözlerinin içinin gülmesi”
gibi yorumları öne çıkarıyorsun. Bu, senin inanç dilini daha çok:
* iç denge,
* nezaket,
* vicdan,
* kendini koruma,
* anlamı bozmama
üzerinden kurduğunu gösteriyor.
Ve bütün konuşmanın başından beri tekrar eden bir şey var:
Senin derdin “üstünlük kurmak” değil; anlamın hoyratlaşmaması. Bu yüzden sürekli:
* sloganlaşmaya,
* mekanik tekrar etmeye,
* insanların birbirine hüküm kesmesine
tepki veriyorsun.
Belki de senin için “haddini aşmamak” en çok burada anlam kazanıyor:
> İnsan, kendi yorumunu mutlak hakikat gibi başkasının üzerine bindirmesin.
Sana ruh hakkında soru soruyorlar. De ki: “Ruh, Rabbimin
bileceği bir şeydir. Size pek az ilim verilmiştir.”
( El Mucib - Hayırlı dualarda bulunmak için - dünyada da mutluluk için
· El-Mucib, kendisine yalvaran ve yakaran, ellerini kendisine açıp niyazda bulunan kullarını geri çevirmeyen,
dualarını kabul buyuran yüce Allah'tır. El-Mucib esması işte yüce Yaradan'ın bu özelliğini anlatır. El-Mucib, yani
dua ve istekleri kabul eden anlamındadır. El-Mucib, Allah'ın güzel isimlerindendir. Kendisine yönelip, dua eden
arzu ve istekte bulunan kullarına cevap veren O'dur. Bunlardan biri mücîb şeklinde olup Hud Suresi'nin 61.
ayetinde geçer. Hz. Sâlih'in kendi kavmine hitabı sırasında, "Allah'tan bağışlanma isteyin ve O'na dönün, zira
benim rabbim kullarına çok yakındır, dua ve isteklerini kabul edendir" buyurmuştur.
·
· Düğünden önce - Uzun ömür için
· Düğünden sonra – Hayatta vakit yitirmemek için
· İletişim: Aklını kurcalayan konularda Allah'a sığınmak için
· Durum: Hassasiyetinle boğulmamak
·Sonuç: Sevginin sınırlarını zorlamamak )
Quran içindeki “Size pek az ilim verilmiştir” kısmı aslında çok önemli bir sınır çiziyor:
İnsan her şeyi tam olarak bilemez.
Ve senin bütün konuşmalarında da buna benzer bir arayış var:
* her şeyi işaret saymamak,
* zihni aşırı yorumla doldurmamak,
* ama anlam aramaktan da tamamen vazgeçmemek.
El-Mucîb ismine dair paylaştığın yorumlarda “yakınlık” ve “cevap verme” fikri öne çıkıyor. Fakat sen bunu da mekanik bir dilek sistemi gibi değil, daha çok:
* insanın içini toparlaması,
* zorlandığında yön bulması,
* zihnini sakinleştirmesi
gibi okuyorsun.
Şu cümlen özellikle dikkat çekici:
> “Hassasiyetinle boğulmamak.”
Bu, bütün anlattıklarının merkezine çok uyuyor. Çünkü senin zihnin çağrışımlarla çok çalışan bir zihin:
* kitaplar,
* ayetler,
* şarkılar,
* anılar,
* imgeler,
* toplum,
* korkular,
* anlam arayışı…
hepsi birbirine bağlanıyor sende. Bu hem yaratıcı bir taraf hem de yorucu olabiliyor.
Belki bu ayetin sende bıraktığı rahatlatıcı taraf şu:
> “Her şeyi çözmek zorunda değilsin.”
Yani ruh, kader, işaret, anlam gibi konuların tamamını kesinleştirmek insanın görevi olmayabilir. Bazen insan:
* okur,
* düşünür,
* dua eder,
* yaşar,
* ama bazı şeylerin tamamını bilmediğini de kabul eder.
Bu kabul bazen zihni biraz hafifletebilir.
İnsana nimet verdiğimizde yüz çevirip yan çizer. Kendisine
şer dokununca da umutsuzluğa düşer. ( Ed Darr - Kötü şeylerden vazgeçmek için - dünyada da mutluluk için
·
· Arapçada Darra kelimesi eziyet, üzüntü kaynağı, şiddetli azap anlamına gelir. Bu kelimeden türeyen darr, zarar
vermek, ziyana uğratmak manasında kullanılır. Allah'ın 99 isminden biri olan Ed- Darr ise dilediğini musibete
uğratan, muhtaç duruma getiren
ve keder veren demektir. Ed Darr ismi genellikle zarar veren anlamında kullanılmaktadır. Bunun yanında Ed
Darr isminin belirli zikir günleri ve zikir saatleri bulunmaktadır. Yapılan zikirler sayesinde insanı birçok fazilet
beklemektedir. Ed Darr Arapça kökenli bir isim olup Kur'an'da Yasin suresinde geçmektedir.
·
· Düğünden önce - Şeytana uymamak için.
· Düğünden sonra – mide bulantısını geçirmek için
· İletişim: Toplumda bilir kişi rolüyle yıpratılmamak için
· Durum: Tüm sınırlarını korumak
·Sonuç: Asla doğru bildiğinden şaşmamak)
Quran içindeki bu ayet insanın psikolojisine dair çok tanıdık bir hâli anlatıyor aslında:
* rahatken unutmak,
* zorlanınca umutsuzlaşmak,
* dengesini kaybetmek.
Senin bütün konuşma boyunca ilgilendiğin yer de tam burası:
İnsanın uçlara savrulmadan yaşayabilmesi.
Çünkü sen sürekli şunu söylüyorsun:
* sadece korkuyla yaşamak doğru değil,
* ama her şeyi hafife almak da doğru değil,
* insan hem umutlu hem ölçülü olmalı.
Ed-Dârr ismini de sen doğrudan “kötülük” gibi değil; daha çok insanın sınırlarını, kırılganlığını ve hayatın sert taraflarını hatırlatan bir kavram gibi düşünüyorsun.
Ama burada yine önemli bir ayrım var:
Ayetin kendisi insanın değişkenliğini anlatıyor; senin paylaştığın bazı ek yorumlarsa bunu günlük hayatın her detayına yaymaya çalışıyor. Senin rahatsız olduğun şey de zaten bazen bu “her şeye otomatik manevi açıklama” eklenmesi.
Oysa sen ayetleri daha çok şöyle okuyorsun:
> “İnsan kendini gözlemlesin.”
Yani:
* nimette kibirlenmesin,
* zorlukta tamamen yıkılmasın,
* kendi psikolojisini fark etsin.
Bu yüzden senin bütün yaklaşımın aslında “iç muhasebe”ye yakın; korku üretmeye değil.
Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar Allah’ı tespih
ederler. Her şey O’nu hamd ile tespih eder. Ancak, siz onla
rın tespihlerini anlamazsınız. O, halîm’dir (hemen cezalan
dırmaz, mühlet verir), çok bağışlayandır.
El Halim - Karakterine uygun ve tutarlı olmak için - dünyada da mutluluk için
· El-Halim esması Kur’an-ı Kerim’ de Nahl Suresi 61. ayet ve Al-i İmran Suresi 155. ayette geçmektedir. El-Halim
esmasıyla tefekkür zamanında ise Kur’an-ı Kerim’de Hud Suresi 75. ayet, Enbiya Suresi 69. ayet olarak
açıklanmaktadır. Peygamber Efendimizin esmayla ilgili hadisleri bulunmaktadır. İşte, tüm detaylar. Arapça
kökenli olan “halim” kelimesi kökeni “hlm” şeklindedir. Arapça’ da “hilm” yumuşak ve yavaş anlamına
gelmektedir. El-Halim esması, kullarına gücü yeten Allah yine de ceza vermekte yavaş olandır anlamına gelir.
Hilm sahibi olan yalnızca Allah’tır. Kullarının isyan etmesi üzerine öfkesini kontrol edendir. Acıma ve bağışlaması
ceza vermesinden daha önce olandır. Günahkarlara karşı da ceza da aceleci olmayan Allah’tır. Yumuşak huyludur
ve hikmet sahibidir.
·
· Düğünden önce - Doğa sevgisi
· Düğünden sonra - Ağır hastalıklardan korunmak için
· İletişim: Hiç bir durum karşısında sevgiden taviz vermemek için
· Durum: Anlamak ve anlaşılmak
·Sonuç: İnsanlar arasında doğru anılmak için
Quran içindeki bu ayet gerçekten çok şiirsel ve geniş bir duygu kuruyor:
gök,
yer,
bütün varlıklar,
görünmeyen bir düzen,
insanın anlamadığı bir tespih…
Ve ardından gelen:
“Siz onların tespihlerini anlamazsınız.”
cümlesi çok dikkat çekici. Çünkü burada insan bilgisinin sınırı kabul ediliyor. Senin bütün konuşmalarında da bu hassasiyet vardı zaten:
her şeyi kesin hükme bağlamamak,
insanın anlamadığı alanlar olduğunu kabul etmek,
ama bunu da gösteriye çevirmemek.
El-Halîm isminin sende yankılanan tarafı da sanırım şu:
acele etmemek,
hemen yargılamamak,
öfkeyle hareket etmemek,
mühlet vermek,
insanı tek hatasına indirgememek.
Bu yüzden “karakterine uygun ve tutarlı olmak” yorumuna yakın hissediyorsun galiba. Çünkü senin bütün derdin:
insanın iç dünyasıyla dili arasında bir tutarlılık olması.
Bir de burada doğa sevgisiyle bağ kurman ilginç ama anlaşılır:
Eğer “her şey kendi hâliyle bir düzen içinde” hissi oluşuyorsa, insan biraz daha sakinleşebiliyor. Sen zaten sık sık:
ağaçlar,
ev,
sokak,
müzik,
şiir,
kitap,
sessizlik
gibi somut şeylere dönüyorsun. Çünkü oralarda daha az yapaylık hissediyorsun.
Ve belki bu ayetin sende bıraktığı temel duygu şu:
Her şeyi zorla açıklamaya çalışmadan da bir anlam hissedilebilir.
Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar Allah’ı tespih
ederler. Her şey O’nu hamd ile tespih eder. Ancak, siz onla
rın tespihlerini anlamazsınız. O, halîm’dir (hemen cezalan
dırmaz, mühlet verir), çok bağışlayandır.
El Halim - Karakterine uygun ve tutarlı olmak için - dünyada da mutluluk için
· El-Halim esması Kur’an-ı Kerim’ de Nahl Suresi 61. ayet ve Al-i İmran Suresi 155. ayette geçmektedir. El-Halim
esmasıyla tefekkür zamanında ise Kur’an-ı Kerim’de Hud Suresi 75. ayet, Enbiya Suresi 69. ayet olarak
açıklanmaktadır. Peygamber Efendimizin esmayla ilgili hadisleri bulunmaktadır. İşte, tüm detaylar. Arapça
kökenli olan “halim” kelimesi kökeni “hlm” şeklindedir. Arapça’ da “hilm” yumuşak ve yavaş anlamına
gelmektedir. El-Halim esması, kullarına gücü yeten Allah yine de ceza vermekte yavaş olandır anlamına gelir.
Hilm sahibi olan yalnızca Allah’tır. Kullarının isyan etmesi üzerine öfkesini kontrol edendir. Acıma ve bağışlaması
ceza vermesinden daha önce olandır. Günahkarlara karşı da ceza da aceleci olmayan Allah’tır. Yumuşak huyludur
ve hikmet sahibidir.
·
· Düğünden önce - Doğa sevgisi
· Düğünden sonra - Ağır hastalıklardan korunmak için
· İletişim: Hiç bir durum karşısında sevgiden taviz vermemek için
· Durum: Anlamak ve anlaşılmak
·Sonuç: İnsanlar arasında doğru anılmak için
Quran içindeki bu ayet gerçekten çok şiirsel ve geniş bir duygu kuruyor:
gök,
yer,
bütün varlıklar,
görünmeyen bir düzen,
insanın anlamadığı bir tespih…
Ve ardından gelen:
“Siz onların tespihlerini anlamazsınız.”
cümlesi çok dikkat çekici. Çünkü burada insan bilgisinin sınırı kabul ediliyor. Senin bütün konuşmalarında da bu hassasiyet vardı zaten:
her şeyi kesin hükme bağlamamak,
insanın anlamadığı alanlar olduğunu kabul etmek,
ama bunu da gösteriye çevirmemek.
El-Halîm isminin sende yankılanan tarafı da sanırım şu:
acele etmemek,
hemen yargılamamak,
öfkeyle hareket etmemek,
mühlet vermek,
insanı tek hatasına indirgememek.
Bu yüzden “karakterine uygun ve tutarlı olmak” yorumuna yakın hissediyorsun galiba. Çünkü senin bütün derdin:
insanın iç dünyasıyla dili arasında bir tutarlılık olması.
Bir de burada doğa sevgisiyle bağ kurman ilginç ama anlaşılır:
Eğer “her şey kendi hâliyle bir düzen içinde” hissi oluşuyorsa, insan biraz daha sakinleşebiliyor. Sen zaten sık sık:
ağaçlar,
ev,
sokak,
müzik,
şiir,
kitap,
sessizlik
gibi somut şeylere dönüyorsun. Çünkü oralarda daha az yapaylık hissediyorsun.
Ve belki bu ayetin sende bıraktığı temel duygu şu:
Her şeyi zorla açıklamaya çalışmadan da bir anlam hissedilebilir.