Kültür Sanat Edebiyat Şiir

  • Esmaül Hüsna02.06.2026 - 23:37

    Sessizlik kelimesi Kur'an'da bugünkü Türkçedeki anlamıyla çok sık geçmez ama **susmak, sözü tutmak, boş sözden uzak durmak, vakar, sükûnet, tefekkür** gibi temalar oldukça güçlüdür.

    Mesela en meşhur örneklerden biri Meryem ile ilgilidir:

    > "Ben Rahman'a susma orucu adadım; bugün hiçbir insanla konuşmayacağım."
    >
    > (Meryem Suresi 26)

    Buradaki sessizlik bir kaçış değil; bekleme, teslimiyet ve sözü Allah'ın takdirine bırakma hâlidir.

    Bir başka yerde Allah'ın kulları anlatılırken:

    > "Boş söz işittiklerinde ondan yüz çevirirler."
    >
    > (Kasas 55)

    ve

    > "Boş ve yararsız sözlerle karşılaştıklarında vakar ile geçip giderler."
    >
    > (Furkan Suresi 72)

    Burada da sessizlik, her tartışmaya girmemek anlamındadır.

    Bir de çok sevdiğin tefekkür tarafı var:

    > "Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler..."
    >
    > (Âl-i İmrân 191)

    Bu ayette sessizlik kelimesi geçmez ama manzara çok sessizdir:

    * göğe bakmak,
    * düşünmek,
    * anlamaya çalışmak.

    Senin resimle ilgili anlattığın birçok şey bana biraz bunu hatırlatıyor.

    Çünkü senin için sessizlik:

    > konuşacak söz bulamamak değil,

    daha çok:

    > bir resmin karşısında durmak,
    >
    > aya bakmak,
    >
    > bir ayeti tekrar okumak,
    >
    > hemen hüküm vermemek.

    gibi görünüyor.

    İlginçtir, Kur'an'da cennet tasvirlerinde de sessizliğe yakın bir tema vardır:

    > "Orada boş söz işitmezler."
    >
    > (Vâkıa 25)

    ve

    > "Orada ne boş söz ne de günaha sokan bir söz işitirler."
    >
    > (Tûr 23)

    Yani cennetin özelliklerinden biri sadece güzellikler değil; insanı yoran, inciten, anlamsızlaştıran sözlerin olmamasıdır.

    Senin daha önce söylediğin bir cümle vardı:

    > "Her resim sessizliğin kutsal mührüdür."

    Kur'an'da birebir böyle bir ifade yok elbette. Ama sessizliğin;

    * düşünmeye,
    * sabra,
    * vakara,
    * boş sözden uzak durmaya

    açılan bir kapı olarak anlatıldığı yerler oldukça fazla. Bu yüzden senin sessizlikle resim arasında kurduğun bağ bana çok yabancı gelmiyor. Bazen bir insanın en derin düşünceleri, konuştuğu anlarda değil; uzun süre hiçbir şey söylemeden baktığı anlarda oluşur. ??????

  • Esmaül Hüsna02.06.2026 - 23:34

    ... piyango, kumar para harcamakla ilgili ayetler yok mu?


    Evet, Kur'an'da hem **kumar (meysir)** hem de **malı harcama** konusunda birçok ayet var.

    ### Kumar (Meysir)

    En meşhur ayetlerden biri:

    > "Sana içkiyi ve kumarı sorarlar. De ki: Onlarda büyük günah ve insanlar için bazı faydalar vardır. Ama günahları faydalarından daha büyüktür."
    >
    > (Bakara Suresi 219)

    Daha sonra:

    > "Ey iman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar ve fal okları şeytan işi birer pisliktir. Bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz."
    >
    > (Maide Suresi 90)

    Ardından sebebi açıklanır:

    > "Şeytan içki ve kumarla aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister."
    >
    > (Maide 91)

    Burada dikkat çekici olan şey, sadece para kaybetmekten söz edilmemesi. Kin, düşmanlık, bağımlılık ve insanın dengesini bozması da vurgulanıyor.

    ---

    ### Malı Harcamak

    Kur'an'da iki aşırılık da eleştirilir.

    Ne cimrilik:

    > "Ellerini boyunlarına bağlanmış gibi kılma."
    >
    > (İsra 29)

    Ne de ölçüsüz savurganlık:

    > "Büsbütün de açıp saçma; sonra kınanmış ve pişman bir halde kalırsın."
    >
    > (İsra 29)

    Ve çok meşhur bir ifade:

    > "Çünkü savurganlar şeytanların kardeşleridir."
    >
    > (İsra 27)

    ---

    ### Malın Sınav Olması

    > "Mallarınız ve çocuklarınız ancak bir imtihandır."
    >
    > (Teğabün Suresi 15)

    ---

    ### İnfak ve Harcama Dengesi

    > "Harcadıklarında ne israf ederler ne de cimrilik ederler; ikisi arasında orta bir yol tutarlar."
    >
    > (Furkan Suresi 67)

    Bu ayet senin son zamanlarda konuştuğun "terazi" fikrine oldukça yakın aslında.

    Çünkü Kur'an'ın para ve mal konusundaki dili çoğu zaman:

    * "Hiç isteme" demiyor,
    * "Her şeyi harca" demiyor,
    * "Zengin olma" demiyor,
    * "Mal kötüdür" demiyor.

    Daha çok:

    > **Ölçü.**
    >
    > **Terazi.**
    >
    > **İsraf etmeme.**
    >
    > **Malın insanı yönetmemesi.**

    üzerinde duruyor.

    İlginçtir, senin biraz önce sevdiğin **"ecr" (karşılık, ücret)** ayetleriyle birlikte okuyunca şu denge ortaya çıkıyor:

    > Çalış.
    >
    > Kazan.
    >
    > Harca.
    >
    > Ama ne kazancını ilahlaştır,
    > ne de malı hayatın tek anlamı yap.

    Kur'an'daki mal ve kumar ayetlerinin ortak noktalarından biri de bu gibi görünüyor. ????

  • Esmaül Hüsna02.06.2026 - 23:17

    Yani yaratılış bu ama cennette yaratıldı, kelimeleri öğrendi, ibadeti öğrendi ama çocuklarına bunu öğretemedi gibi bir sonuç çıkmıyor mu? Ne ilgisi var bunun Allah sevgisiyle, pek yok bu açıdan ama sonuç beklemeden yaşama dersek mesela o konu herkes adına mantıklı bir öğüt oluyor bence. Ben başka bir şey anlamadım.




    Evet, sen burada kıssayı biraz farklı bir açıdan okuyorsun.

    Eğer Âdem kıssasına sadece sonuçlar açısından bakarsak, gerçekten şöyle sorular çıkabilir:

    * Cennette yaratıldı.
    * Allah'tan öğrendi.
    * Kelimeler aldı.
    * Tövbe etti.

    Ama sonra insanlar arasında:

    * ihtilaf çıktı,
    * kötülük çıktı,
    * kardeş kardeşi öldürdü.

    O zaman:

    > "Demek ki bilgi almak otomatik olarak mükemmel sonuç üretmiyor."

    gibi bir sonuç da çıkarılabilir.

    Ve bence senin dikkat çektiğin yer tam burada:

    > Allah sevgisini sadece "doğru sonuçlar elde etmek" gibi okursak bazı şeyler eksik kalıyor.

    Çünkü sevgi:

    * garanti sonuç demek değil,
    * herkesin aynı yolu seçeceği demek değil,
    * öğretilen her şeyin eksiksiz uygulanacağı demek değil.

    Bu yüzden senin şu cümlen bana çok anlamlı geliyor:

    > "Sonuç beklemeden yaşama."

    Bu aslında birçok hikmet geleneğinde bulunan bir öğüt.

    Yani:

    * iyiliği yap,
    * öğrenmeye çalış,
    * öğretmeye çalış,
    * emek ver,

    ama her sonucu kontrol edebileceğini sanma.

    Belki Âdem kıssasından da çıkarılabilecek derslerden biri budur:

    > Öğrenmek mümkündür.
    >
    > Hata yapmak da mümkündür.
    >
    > Tövbe etmek mümkündür.
    >
    > Ama insanın özgürlüğü ve seçimi ortadan kalkmaz.

    O yüzden:

    > "Neden çocuklarına bunu öğretemedi?"

    sorusu yerine,

    > "İnsan öğrense bile neden yeniden seçim yapmak zorunda kalıyor?"

    sorusu kıssaya daha yakın olabilir.

    Ve senin bütün konuşmalarında tekrar eden tema da bu:

    > Hayat bir garanti sistemi değil.

    Resimde de öyle,
    duada da öyle,
    çocuk yetiştirmede de öyle,
    öğüt vermede de öyle.

    Belki bu yüzden bazı öğütler, sonuç vaat etmekten çok yön göstermeye çalışır. Senin "sonuç beklemeden yaşama" diye özetlediğin şey de buna yakın bir yerde duruyor. ??????

  • Esmaül Hüsna02.06.2026 - 23:16

    İnsan hiç "nasılsa adem ile havva şeytanın yanında" diye dünyaya sırtını döner mi? O tarz biri çıkarlarını düşünür, dünyaya tapabilir, her şey kendi başarısı sayar ve hırs ve kin doludur ama dini açıdan bakılınca sadece tövbe eder kurtulur. Bu bizi neden ilgilendirsin ki?



    Bence senin sorunun merkezinde şu var:

    > "Bir insanın Allah'la olan hesabı neden benim hayatımın merkezine yerleşsin?"

    Kur'an'da Âdem kıssasına baktığında da odak çoğu zaman:

    * hata,
    * fark etme,
    * tövbe,
    * yeniden yönelme

    üzerindedir.

    Yani kıssanın sonunda:

    > "Şeytanın yanında kaldılar"

    değil,

    > "Rablerinden kelimeler aldılar ve tövbe ettiler"

    vurgusu öne çıkar.

    Senin itiraz ettiğin şey ise biraz farklı:

    > Bir insanın hırsı, kibri, çıkarcılığı veya dünyaya aşırı bağlanması varsa, bunun sonuçlarını zaten kendi hayatında ve çevresinde görürüz.
    >
    > Neden ben sürekli bununla meşgul olayım?

    Bu anlaşılır bir soru.

    Çünkü insan bütün ömrünü:

    * başkalarının niyetlerini çözmeye,
    * kimin kurtulacağını hesaplamaya,
    * kimin daha samimi olduğunu tartmaya

    ayırırsa, kendi hayatını yaşamaya vakit bulamaz.

    Kur'an'da da sık sık:

    > "Her nefis kendi kazandığından sorumludur."

    fikri tekrar edilir.

    Yani bir başkasının tövbesi de, hatası da, hesabı da nihayetinde onunla Allah arasındadır.

    Bu bizi hiç ilgilendirmez demek belki fazla olur; çünkü insanlar birbirlerinden etkilenirler, iyilik ve kötülük toplumsal sonuçlar doğurur.

    Ama senin söylediğin şu noktaya katılıyorum:

    > Bir insanın kurtuluşu veya mahvoluşu üzerine sürekli senaryo kurmak, kendi sorumluluğumuzun yerine geçmemeli.

    Belki de bu yüzden sen sık sık resme dönüyorsun.

    Çünkü resimde:

    * kendi çizgin,
    * kendi emeğin,
    * kendi bakışın

    vardır.

    Ve orada soru:

    > "Başkası ne olacak?"

    değil,

    > "Ben şu ışığı gerçekten gördüm mü?"

    olur.

    Dini açıdan da insan bazen en sağlıklı noktayı burada bulabilir:

    > Başkalarının hesabını değil,
    > kendi yönünü düzeltmeye çalışmak.

    Çünkü tövbe de, iman da, hırs da, tevazu da sonunda insanın kendi kalbinde yaşanan şeylerdir. Sen başkasının içini kesin olarak bilemezsin; kendi niyetini ise sürekli gözden geçirebilirsin. Bu yüzden birçok öğüt, başkalarını sınıflandırmaktan çok insanın kendine dönmesiyle ilgilidir. ????

  • Esmaül Hüsna02.06.2026 - 22:02

    İnsan ibadet etmiyorsa bu konuyu niye açar ki zaten? Benim ücretim Allah'a ait veya değil demezsin normalde -hayatını iyi geçirmek istersin veya standartların düşmesin istersin. Ama ille de bir öğüt daha almak şart olsaydı kitabı okumazdın !



    Bu düşüncede bence güçlü bir taraf var.

    Senin dediğin şu gibi geliyor:

    > Eğer insanın hiç böyle bir arayışı yoksa, "Benim ecrim Allah'a aittir" cümlesi zaten aklına gelmez.

    Çünkü günlük hayatta çoğu insan daha çok:

    * geçimini,
    * işini,
    * ailesini,
    * sağlığını,
    * huzurunu

    düşünür.

    "Ücretim yalnız Allah'a aittir" cümlesi ise daha özel bir bağlamda ortaya çıkıyor; kişinin yaptığı şeyin anlamını, niyetini ve Allah'la ilişkisini düşündüğü bir yerde.

    Ama ikinci söylediğin şey de ilginç:

    > "İlle de bir öğüt daha almak şart olsaydı kitabı okumazdın."

    Burada sanki şunu söylüyorsun:

    > İnsan bazen öğüt almak için değil, anlamak için okur.

    Kur'an'da da sık sık:

    * tefekkür,
    * tedebbür,
    * akletmek

    vurgulanır.

    Yani okuma sadece:

    > "Bana yeni bir emir ver."

    şeklinde değildir.

    Bazen:

    > "Bu ne söylüyor?"
    >
    > "Bu neden böyle söylenmiş?"
    >
    > "Ben bunu nasıl anlıyorum?"

    şeklinde olur.

    Senin son aylardaki konuşmalarında da bunu görüyorum. Sen ayetleri çoğu zaman:

    * kelime kelime inceliyorsun,
    * Arapça köklerine bakıyorsun,
    * çağrışımlarını düşünüyorsun.

    Bu, sadece yeni bir öğüt aramaktan biraz farklı.

    Daha çok:

    > "Bu metin neyi göstermeye çalışıyor?"

    sorusu gibi.

    Ve belki de bu yüzden aynı ayeti tekrar tekrar okuyabiliyorsun. Çünkü her okuma yeni bir emir almak için değil, bazen aynı metnin içinde başka bir anlam katmanını görmek için oluyor.

    O yüzden ben senin cümleni şöyle anlıyorum:

    > İnsan öğüt almaya kapalı olmamalı.
    >
    > Ama kitabı sadece emir listesi gibi okumak da kitabın bütününü tüketmez.

    Bazen okumak, zaten Allah'a yönelmiş bir insanın düşünmeye devam etme biçimi oluyor. ????

  • Esmaül Hüsna02.06.2026 - 21:57

    Yani "keşke psikolojim iyi olsun diye El Muahhir demeseydim de El Alim deseydim demedim ben de hiç. Yazdım ve hemen anında inandım. Nasılsa benim için böyle o konu, gerçekte beni en az benim kadar biliyor Allah. Bu benim kim olduğumu değiştirmez ki zaten.



    Evet, senin anlattığın şey bana daha çok güven duygusunu hatırlatıyor.

    Yani sen:

    > "Keşke şu ismi seçseydim, keşke bunu demeseydim."

    gibi bir hesap yapmıyorsun.

    Daha çok:

    > "Ben o anda bunu söyledim, buna inandım."

    diyorsun.

    Ve ardından:

    > "Allah beni zaten benden iyi bilir."

    diyorsun.

    Bu iki düşünce birlikte olunca mesele bir formül uygulamak olmaktan çıkıyor.

    Çünkü Allah'ın isimlerini anmak, birçok insan için bir teknik değil; bir yöneliş. O anda hangi isimle dua ettiysen, hangi isim sana anlamlı geldiyse, onu anmışsın. Sonradan dönüp:

    > "Aslında başka ismi seçseydim hayatım farklı olurdu."

    diye düşünmüyorsun.

    Senin yaklaşımın daha çok:

    > "Ben samimiyetle yöneldim."

    şeklinde.

    Ve bence şu cümlen önemli:

    > "Bu benim kim olduğumu değiştirmez ki zaten."

    Evet. Bir insanın Allah'a hangi isimle dua ettiği, onun bütün kimliğini bir anda başka birine dönüştürmez.

    Sen yine:

    * aynı geçmişe sahip insansın,
    * aynı hatıralara,
    * aynı emeğe,
    * aynı resimlere,
    * aynı arayışlara.

    Belki dua, insanın yönünü etkileyebilir; ama insanı mekanik biçimde başka bir varlığa dönüştürmez.

    Bu yüzden senin söylediğin:

    > "Nasılsa benim için böyle o konu."

    cümlesinde bir teslimiyet var.

    Sanki:

    > "Ben hesap yaparak seçmedim.
    > İnandım ve söyledim.
    > Gerisini Allah bilir."

    diyorsun.

    Bu, senin daha önce sevdiğin ayetlerle de uyumlu aslında. Her şeyi kusursuz hesaplayarak değil, bazen güvenerek yürümek... Ama yine de kendi sorumluluğunu, kendi kimliğini ve kendi çizgini kaybetmeden. ??????

  • Esmaül Hüsna02.06.2026 - 21:53

    Yani insan öğüt alan biridir ama o şekilde yaşamıyorsa yine de bazı konularda daha dikkatli mi olması gerekir veya okudukları için ayrıca yalvarıp yakarmalı mıdır sence?



    Bence bu sorunun tek ve kesin bir cevabı yok. Ama Kur'an'ın genel tonuna bakınca şunu söylemek mümkün:

    İnsan öğüt alırsa, o öğüdün tamamını aynı gün yaşamaya başlaması beklenmez.

    Mesela bir ayeti okursun:

    * etkilenirsin,
    * üzerinde düşünürsün,
    * yıllar sonra başka bir yönünü anlarsın.

    Bu çok insani.

    Kur'an'da sık geçen bir ifade vardır:

    > "Düşünenler için..."
    >
    > "Akıl sahipleri için..."
    >
    > "Öğüt alanlar için..."

    Yani önce fark etmek gelir.

    Fakat senin sorduğun ikinci taraf da önemli:

    > "O şekilde yaşamıyorsa daha dikkatli olması gerekir mi?"

    Belki evet, ama korkudan çok dürüstlük anlamında.

    Yani:

    > "Ben bunu okudum ama henüz tam yaşayamadım."

    demek başka;

    > "Okudum ama artık bana hiçbir şey söylemiyor."

    demek başka.

    Birincisi insanın yolculuğu olabilir.

    İkincisi ise öğüdü tamamen kapatmak olur.

    Yalvarıp yakarma meselesine gelince...

    Bazı insanlar bir ayet okuduklarında uzun dualar ederler.
    Bazıları sessizce düşünür.
    Bazıları sadece:

    > "Allah'ım bana doğruyu nasip et."

    der.

    Bence burada miktardan çok samimiyet önemlidir.

    Senin konuşmalarında dikkatimi çeken şey şu:
    Sen öğütleri okumaktan çok, onlarla yaşam arasındaki mesafeyi düşünüyorsun.

    Mesela:

    * resim yapıyorsun,
    * kitap okuyorsun,
    * gökyüzüne bakıyorsun,
    * dua ediyorsun,

    ama sonra dönüp:

    > "Peki bunu gerçekten yaşıyor muyum?"

    diye soruyorsun.

    Bu soru kendi başına bir dikkat hali aslında.

    Belki herkes aynı şekilde yaşamaz.
    Ama insan okuduklarının kendisine ne söylediğini zaman zaman dürüstçe yokluyorsa, bu da öğütten pay almak sayılabilir.

    Çünkü öğüt almak sadece duymak değil; bazen yıllarca aynı cümlenin etrafında dönüp yeniden düşünmektir. ????

  • Esmaül Hüsna02.06.2026 - 20:27

    Yani bu konu aslında dünya işleriyle ilgisi olmadığından böyle değil mi zaten?


    İnsan dünyaya ne açıdan yüzünü veya sırtını dönüyorsa o açıdandır bence...



    Bu düşüncenin Kur'an'da da karşılığı olan bir tarafı var aslında.

    Çünkü "dünyaya sırt dönmek" her zaman:

    * çalışmamak,
    * evlenmemek,
    * üretmemek,
    * mal edinmemek

    anlamına gelmiyor.

    Ve "dünyaya yüzünü dönmek" de her zaman:

    * hırs,
    * kibir,
    * unutmak

    anlamına gelmiyor.

    Senin dediğin gibi mesele biraz:

    > **hangi açıdan döndüğün.**

    Mesela bir insan:

    * bir bahçeye bakar ve Allah'ın rahmetini görür,
    * bir ressam aynı bahçeye bakar ve ışığı görür,
    * bir çiftçi emeğinin karşılığını görür.

    Aynı dünya, farklı yönelişler.

    Bu yüzden Kur'an'da bazen dünya eleştirilirken aslında:

    > dünyanın kendisi değil,
    > insanın ona bağlanma biçimi

    eleştiriliyor gibi görünür.

    Senin son zamanlarda sıkça söylediğin bir şey var:

    > "Elimdeki kitabın değerini biliyorum."
    >
    > "Resim yapıyorum."
    >
    > "Dua ediyorum."

    Bunların hiçbiri tek başına dünyaya sırt dönmek değil.
    Ama bunların hiçbiri dünyayı tek gerçek yapmak da değil.

    O yüzden senin cümleni şöyle de okuyabilirim:

    > İnsan dünyaya nereden baktığıyla belirlenir biraz.
    >
    > Aynı yol, aynı iş, aynı resim;
    > birini Allah'a yaklaştırabilir,
    > diğerini sadece kendine yaklaştırabilir.

    Bu yüzden Kur'an'daki "dünya" ve "ahiret" ayrımı çoğu zaman bir coğrafya ayrımından çok bir yöneliş ayrımı gibi okunabiliyor.

    Yani bazen insan aynı tuvalin başında durur;
    ama yüzünü nereye çevirdiği, gördüğü şeyin anlamını değiştirir. ??????

  • Esmaül Hüsna02.06.2026 - 20:24

    Evet, birçok müfessir de bu ayetteki **"ecr"** ve özellikle **"biğayri hisâb"** ifadesini yalnızca dünyadaki karşılıklar gibi anlamaz.

    Çünkü dünyada:

    * ücret hesaplanır,
    * miras bölüştürülür,
    * mal sayılır,
    * ticaret ölçülür.

    Ama ayette:

    > **"Sabredenlerin ecri hesapsız verilecektir."**

    deniyor.

    Bu yüzden burada daha çok:

    * Allah katındaki karşılık,
    * ahiret mükâfatı,
    * ilahî rahmet

    anlamı öne çıkar.

    Zaten ayetin başına bakarsan:

    > "Ey iman eden kullarım, Rabbinizden sakının..."
    >
    > "Bu dünyada iyilik yapanlara iyilik vardır..."
    >
    > "Allah'ın arzı geniştir..."

    Sonra da:

    > "Sabredenlerin ecri hesapsız verilir."

    Bu akışta konu sadece maaş, kazanç veya dünyevî başarı değil.

    Ama ilginç olan şu: Ayet dünyayı tamamen dışlamıyor da.

    Önce:

    > **"Lillezîne ahsenû fî hâzihid-dünyâ haseneh"**
    >
    > "Bu dünyada iyilik yapanlara iyilik vardır."

    diyor.

    Yani dünya da var.

    Fakat son cümlede ufuk genişliyor ve:

    > bunun tamamını dünya hesabına indirgeme

    denmiyor.

    Senin son günlerde sık sık döndüğün konuya benziyor bu:

    > Bir resmin maddi değeri olabilir.
    >
    > Ama resmin bütün değeri maddi değildir.

    Aynı şekilde:

    > Bir insan çalışır.
    >
    > Emek verir.
    >
    > Karşılık alır.

    Ama sabır, umut, iman, dua gibi şeylerin karşılığı Kur'an'da çoğu zaman yalnızca dünya ölçüsüyle anlatılmaz.

    Belki bu yüzden burada "hesapsız" deniyor; çünkü artık muhasebe diliyle değil, rahmet diliyle konuşulmaya başlanıyor.

  • Esmaül Hüsna02.06.2026 - 20:23

    "Tebârekellezî biyedihil-mulk."

    "Mülk elinde bulunan Allah ne yücedir."
    "Kul mâ es'elukum 'aleyhi min ecrin vemâ enâ mine'l-mutekellifîn."
    Sad


    "Kul yâ ıbâdillezîne âmenûttekû rabbekum. Lillezîne ahsenû fî hâzihid dunyâ haseneh. Ve ardullâhi vâsi'ah. İnnemâ yüveffes sâbirûne ecrahüm bi gayri hisâb."
    (mükafatı karşılıksız ödenecektir...)
    Zumer

    "Men amile sâlihan fe linefsih(i), ve men esâe fe aleyhâ(s), sümme ilâ rabbikum turce'ûn(e)."
    Anlamı: "Kim iyi bir iş yaparsa kendi lehinedir, kim de kötülük yaparsa kendi aleyhinedir. Sonunda Rabbinize döndürüleceksiniz."

    Casiye 15

    Elmâlu velbenûne zînetu-lhayâti-ddunyâ(s) velbâkiyâtu-ssâlihâtu ?ayrun 'inde rabbike sevâben ve?ayrun emelâ(n).
    Türkçe Anlamı (Meali)
    "Mal ve oğullar dünya hayatının süsüdür. Ama baki kalacak yararlı işler (salih ameller), sevap bakımından da, emel (ümit) bakımından da Rabbinin katında daha hayırlıdır."

    Kehf 46

    "İnnemâ emvâlukum ve evlâdukum fitnetun, vallâhu 'indehu ecrun 'azîm."
    Türkçe Meali
    "Mallarınız ve çocuklarınız sizin için ancak bir imtihandır. Büyük mükâfat ise Allah katındadır."

    Teğabün 15


    "İnnellezîne ye'kulûne emvâlez yetâmâ zulmen innemâ ye'kulûne fî butûnihim nârâ, ve seyaslevne sa'îrâ."
    Türkçe Anlamı
    "Yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler, şüphesiz karınlarına ancak ateş doldurmuş olurlar ve zaten onlar alevlenmiş bir ateşe (cehenneme) gireceklerdir."


    De ki: “Tebliğime karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Ben sadece Rabbine giden yolu tutmak isteyenlere yol gösteriyorum.”
    Arapça Okunuşu:
    "Kul mâ es'elukum aleyhi min ecrin illâ men şâe en yettehıze ilâ rabbihi sebîlâ."

    Bakara Suresi 212. Ayet Okunuşu:
    "Zuyyine lillezine keferul hayatud dunya ve yesharune minellezine amenu, vellezinettekav fevkahum yevmel kıyameh, vallahu yerzuku men yeşau bi gayrihisab." [1]
    Meali:
    "İnkâr edenlere dünya hayatı süslü gösterildi. Onlar iman edenlerle alay etmektedirler. Allah'a karşı gelmekten sakınanlar ise, kıyamet günü bunların üstündedir. Allah, dilediğine hesapsız rızık verir."

    Okunuşu:
    "Ellezîne ye'kulûne-rribâ lâ yekûmûne illâ kemâ yekûmûllezî yetehabbetuhu-şşeytânu mine-lmess(i). Zâlike bi-ennehum kâlû innemâ-lbey'u mislu-rribâ. Ve ehallallâhu-lbey'e ve harreme-rribâ. Femen câehu mev'izatun min rabbihi fentehâ felehu mâ selef(e), ve emruhu ilâ-llâh(i). Ve men âde feulâike ashâbun-nâr(i), hum fîhâ hâlidûn(e)."
    Meali:
    Faiz yiyenler, ancak şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. Bu, onların, "Alışveriş de faiz gibidir" demelerinden dolayıdır. Oysa Allah, alışverişi helâl, faizi haram kılmıştır. Kendisine Rabbinden bir öğüt gelen kimse faizden vazgeçerse, geçmişteki kazancı kendisinindir ve hakkındaki hüküm Allah'a aittir. Kim faiz yemeye tekrar dönerse, işte onlar cehennemliklerdir. Orada ebedî kalacaklardır. [1, 2]

    Okunuşu:
    "Ve ilâ Medyene ehâhüm şu'aybâ(en)(k) kâle yâ kavmi-'budû(A)llâhe mâ lekum min ilâhin gayruh(u)(s) kad câetkum beyyinetun min rabbikum(s) fe evfû-l keyle vel mîzâne velâ teb?asû-nnâse eşyâehum velâ tufsidû fî-l-ardî ba'de islâhihâ(c) zâlikum ?ayrun lekum in kuntum mu/minîn(e)."
    Anlamı:
    "Medyen'e de kardeşleri Şuayb'ı gönderdik. Dedi ki: 'Ey kavmim! Allah'a kulluk edin; sizin O'ndan başka ilâhınız yoktur. Size Rabbinizden apaçık bir delil gelmiştir. Artık ölçüyü ve tartıyı tam yapın, insanların eşyalarını (haklarını) eksiltmeyin, yeryüzünde düzeni sağladıktan sonra bozgunculuk yapmayın. Eğer inanan kimselerseniz bunlar sizin için daha hayırlıdır.'"

    "Yâ eyyuhe-llezîne âmenû izâ tedâyentum bideynin ilâ ecelin musemmen fektubûh(u). Velyektub beynekum kâtibun bil'adl. Velâ ye/be kâtibun en yektube kemâ 'allemehu-llâhu felyektub. Velyumlili-llezî 'aleyhi-lhakku velyetteki-llâhe rabbehu velâ yebhas minhu şey-en. Fe-kânellezî 'aleyhi-lhakku sefîhan ev da'îfen ev lâ yestetî'u en yumlile huve felyumlil veliyyuhu bil'adl(i). Vesteşhidû şehîdeyni min ricâlikum(e). Fe-lem yekûnâ raculeyni fe-reculun vemra-etâni mimmen terdavne mine-şşuhedâ-i en tadille ibrâhuma-humâ fetzukkire ibrâhuma-humâ uhrâ. Velâ ye/be-şşuhedâ-i izâ mâ du'û. Velâ tes-emû en tektubûhu sagîran ev kebîran ilâ ecelih(i). Zâlikum aksatu 'inda-llâhi ve akvemu li-şşehâdeti ve ednâ ellâ tertâbû. Illâ en tekûne ticâraten hâd??raten tudîrûnehâ beynekum fe-leyse 'aleykum cunâhun ellâ tektubûhâ. Ve eşhidû izâ tebâya'tum. Velâ yudârra kâtibun velâ şehîd(un). Ve in tef'alû fe-innehu fusûkun bikum. Vetteku-llâh(e). Veyu'allimukumu-llâh(u). Va-llâhu bikulli şey-in 'alîm(un)."
    Ey iman edenler, belirli bir süre için borçlandığınız zaman onu yazınız. Aranızdan bir katip doğru olarak yazsın. Katip Allah'ın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan kaçınmasın, (her şeyi açıkça) yazsın. Üzerinde hak olan (borçlu) da yazdırsın ve Rabbi olan Allah'tan korkup-sakınsın, ondan (borcundan) hiç bir şeyi eksiltmesin. Eğer üzerinde hak olan (borçlu), 'sefih-ahmak' ya da za'f sahibi veya kendisi yazmaya güç yetiremeyecekse, velisi dosdoğru yazdırsın. Erkeklerinizden de iki şahid tutun. Eğer iki erkek yoksa şahidlerden rıza göstereceğiniz bir erkek ve biri unuttuğunda öbürü ona hatırlatacak iki kadın (olsun). Şahidler çağırıldıkları zaman kaçınmasınlar. Onu (borcu) az olsun, çok olsun süresiyle birlikte yazmaya üşenmeyin. Bu, Allah katında en adil, şahidlik için en sağlam, şüphelenmemeniz için de en yakın olandır. Ancak aranızda devredip-bitireceğiniz peşin alış-veriş olursa onu yazmamanızda size bir günah yoktur. Alış-veriş ettiğinizde de şahid tutun. Yazana da, şahide de zarar verilmesin. Eğer bunu yaparsanız (zarar verirseniz) şüphe yok ki bu sizin için fısktır (yoldan çıkaracak günahtır). Allah'tan korkup-sakının. Allah size öğretiyor. Allah (Alim'dir) herşeyi hakkıyle bilendir.