fakirane diyorum ki; bir gül dalıyla nakışlayıp aşkı…, yedi cüceli masalın, içine düşen kalbimizi, kalabalık bir meydana, yağmur dualarıyla serelim, artık bahtına ve müktesebatına ne yağarsa…,
ki gâh çenemi gâh alnımı dayadığım, kalp atışlarımın arasından yol açtım, dikenli ve yeşil bir köprüyle rabıtana, /ah elbistanın iftiharı, evet biliyorum, yaşam kızgın bir tavuskuşu aramızda, tüylerindeki gökkuşağını başımıza kakan,
ve öyleyse sizlerde duyun ulan, müstafiyim artık bu, hayata pantolonun paçasından bakan magandaların, ve akşam sofrasına bir arada oturamayan aileliği kütükte kalmışların ve aşkını vatanı bilmeyen, gözdelik ve ikbal peşindeki dilberlerin davasından, ah;
. ... . ara ki bulasın artık, yılan dilli kısaltmalarda o yaşama sevincini, kulağına fısıldasam ve bak alınma ama istanbul, nefesin anason ve uluorta döl bereketi kokuyor sokakların, egenin kucağına akıyor bakteri kominleri, gözlerimin tirilyesi, zeytinin karası, kokuşmuş ölüüüüüüüü sardalya, ve ha sendeki ben, ha bendeki sen din kardeşim, al sendeki beni, vur bendeki sana, karma karışık artık bizim mahalle, kördüğüm, ortaya tepside şöyle karışık yaptırıyoruz malum…,
ve çok kutuplu/kalp kaçağı, elektrik akımından cereyan alan ocaklarda, çingene sarmaşığı ve sırnaşık pişkin yüzsüzlükler…, yanık kozada erdemler ve mecalsiz kelebek olmaya, tırtıldan iyi niyetler…,
kabahatler olmuş birer piç ki sorma desen, kim bana diyor, diyor güzel kardeşim…, ve kimse haliyle nüfusuna almıyor; sittin senedir bitmeyen bakla takla devranı, yere bat e mi…, . ... .
. ... . uyudum ve düşümde, hep o nar ağacı…, öylece bana bakar, dallarını gözlerimden ayırmadan, hep o kederli nar ağacı…,
küçüldüm rüyaya ve; içine girdim, gördüğüm en güzel bahçeydi…, eğildim, yerde bir eflatun ayrılığın çiçek tozları, eflatun çiçek tozları her yer, nar çiçeğim; senden mi süzüldü eflatun çiçek tozları söyle…,
ve uyandım; kara boşlukta dönen, rengi bozulmaya yüz tutmuş, meymenetsiz bir dünya…,
sabah etmiş ortalığı düşüm dedim…; yüzünü buruşturdu düş ve sabırsızlıkla bekledim geceyi, aklımda hep o nar ağacı, dalları yüreğime batan…,
ki gözlerimi kapadım işte orada; bir turnayı seviyorum dedi..., ve turnam derken; saçıldı etrafa kızıl iri taneli göz yaşları…, ah; . ... .
on sekiz mart, yasin sütleriyle büyümüş yiğitlerin, bağrında yattığı topraksın sen çanakkale/m… sen ki şehit kuzularına yangın anaların, yüreklerini gökyüzüne, yıldız yıldız savurdukları nurlu gecesin ve tan yerisin imanın, ki küfrün karanlığını boğan kandilsin, sana vurulmak istenen zincirleri kıran heybetin, dostun gönlünde şenlik, düşmana iliklerinde korku oldu, peygamber sancağını düşürmezken elinden, sömürgeci vahşiler elinde inim inim inleyen, beyni ve kalbi köleleşmiş zavallı milletlere de ilham oldun… adın yaşasın sonsuza dek, tarihin bütün kutlu cihatlarıyla yan yana, geçilemesin kıyamete kadar bütün mazlumların yurdu, senin ruhunla dirilerek ve ibret ol, kahreden sabrınla, çağın gözü dönmüş zalimlerine, ki hiç solmayacak, kızıl gonca aşkımızsın, sen; türkün yurt tuttuğu her iklimde…
e/y\n/ sevgili\aşk…, biz; kadim yadigâr, tuna ve nil… t\aksim görmüş bulutların altında, hürriyetleri ellerinde, avuç avuca muhibbânız biz; aydınlık kuytumuzda ikimiz biz… ki ezelden ebede birbirine akan ve ummanına hasret çeken her demde biz ikimiz, senlik ve benliksiz, \ah\
ki bilirsin, masal bu ya…; rapunzelin saçlarını kestiler mülevvesler, ah evet bir donquichetteyi sevdiyse gönül, suç deli dumrulun muydu ey korkut dede, yüreğimin yel değirmenleri, rüzgâr çalmakta, esintisiz bir gökten…;
fakirane diyorum ki;
bir gül dalıyla nakışlayıp aşkı…,
yedi cüceli masalın,
içine düşen kalbimizi,
kalabalık bir meydana,
yağmur dualarıyla serelim,
artık bahtına
ve müktesebatına ne yağarsa…,
ki gâh çenemi gâh alnımı dayadığım,
kalp atışlarımın arasından yol açtım,
dikenli ve yeşil bir köprüyle rabıtana,
/ah elbistanın iftiharı,
evet biliyorum,
yaşam kızgın bir tavuskuşu aramızda,
tüylerindeki gökkuşağını başımıza kakan,
ve öyleyse sizlerde duyun ulan,
müstafiyim artık bu,
hayata pantolonun paçasından bakan magandaların,
ve akşam sofrasına bir arada oturamayan
aileliği kütükte kalmışların ve
aşkını vatanı bilmeyen,
gözdelik ve ikbal peşindeki
dilberlerin davasından,
ah;
.
...
.
ara ki bulasın artık,
yılan dilli kısaltmalarda o yaşama sevincini,
kulağına fısıldasam
ve bak alınma ama istanbul,
nefesin anason ve uluorta
döl bereketi kokuyor sokakların,
egenin kucağına akıyor bakteri kominleri,
gözlerimin tirilyesi,
zeytinin karası,
kokuşmuş ölüüüüüüüü sardalya,
ve ha sendeki ben,
ha bendeki sen din kardeşim,
al sendeki beni,
vur bendeki sana,
karma karışık artık bizim mahalle,
kördüğüm,
ortaya tepside şöyle karışık yaptırıyoruz malum…,
ve çok kutuplu/kalp kaçağı,
elektrik akımından cereyan alan ocaklarda,
çingene sarmaşığı ve sırnaşık
pişkin yüzsüzlükler…,
yanık kozada erdemler
ve mecalsiz kelebek olmaya,
tırtıldan iyi niyetler…,
kabahatler olmuş birer piç ki sorma desen,
kim bana diyor, diyor güzel kardeşim…,
ve kimse haliyle nüfusuna almıyor;
sittin senedir bitmeyen bakla takla devranı,
yere bat e mi…,
.
...
.
.
...
.
uyudum ve düşümde,
hep o nar ağacı…,
öylece bana bakar,
dallarını gözlerimden ayırmadan,
hep o kederli nar ağacı…,
küçüldüm rüyaya ve;
içine girdim,
gördüğüm en güzel bahçeydi…,
eğildim, yerde bir eflatun ayrılığın çiçek tozları,
eflatun çiçek tozları her yer,
nar çiçeğim;
senden mi süzüldü
eflatun çiçek tozları söyle…,
ve uyandım;
kara boşlukta dönen,
rengi bozulmaya yüz tutmuş,
meymenetsiz bir dünya…,
sabah etmiş ortalığı düşüm dedim…;
yüzünü buruşturdu düş ve
sabırsızlıkla bekledim geceyi,
aklımda hep o nar ağacı,
dalları yüreğime batan…,
ki gözlerimi kapadım
işte orada;
bir turnayı seviyorum dedi...,
ve turnam derken;
saçıldı etrafa kızıl iri taneli göz yaşları…,
ah;
.
...
.
"arkanda" değil de, bitiminde mi deseydik...
arkadaki nokta şöyle mi olurdu zahir, ...gamzeli,
olmamış vesselam, ne kelam kelam ve de ne ara ki bulasık kibarlık, realiteden her kopmuşluk hali misal, vesselam...
Sadr-ı cemî'-i mürselîn sensin yâ Resûlallâh
Rahmete'l-li'l-âlemîn sensin yâ Resûlallâh
Nûrun sirâc-ı vehhâc âlemler sana muhtâc
Sâhib-i tâc ü mi'râc sensin yâ Resûlallâh
Âyine-i Rahmânî nûr-ı pâk-i Sübhânî
Sırr-ı seb'u'l-mesânî sensin yâ Resûlallâh
Şâhidin Leyle-i İsrâ sübhânellezî esrâ
Câmi'-i cümle-i esmâ sensin yâ Resûlallâh
Ey menba'-ı lutf u cûd yerin makâm-ı Mahmûd
Yaradılmışdan maksûd sensin yâ Resûlallâh
Cânlar içinde cânân ma'den-i ilm ü 'irfân
Ceddim ve pîrim sultân sensin yâ Resûlallâh
Açan râh-ı tevhîdi bulan sırr-ı tefrîdi
Hüdâyî'nin ümmîdi sensin yâ Resûlallâh
on sekiz mart,
yasin sütleriyle büyümüş yiğitlerin,
bağrında yattığı topraksın sen çanakkale/m…
sen ki şehit kuzularına yangın anaların,
yüreklerini gökyüzüne,
yıldız yıldız savurdukları nurlu gecesin ve
tan yerisin imanın,
ki küfrün karanlığını boğan kandilsin,
sana vurulmak istenen zincirleri kıran heybetin,
dostun gönlünde şenlik,
düşmana iliklerinde korku oldu,
peygamber sancağını düşürmezken elinden,
sömürgeci vahşiler elinde inim inim inleyen,
beyni ve kalbi köleleşmiş zavallı milletlere de ilham oldun…
adın yaşasın sonsuza dek,
tarihin bütün kutlu cihatlarıyla yan yana,
geçilemesin kıyamete kadar bütün mazlumların yurdu,
senin ruhunla dirilerek ve ibret ol,
kahreden sabrınla,
çağın gözü dönmüş zalimlerine,
ki hiç solmayacak,
kızıl gonca aşkımızsın, sen;
türkün yurt tuttuğu her iklimde…
habil siyami polat
ankara, 18 mart 2009
ARA HABER
Ellerin yurdunda çiçek açarken
Bizim ile kar geliyor kardeşim.
Bu hududu kimler çizmiş gönlüme?
Dar geliyor, dar geliyor gardaşım.
Güzel olmuş sıra sıra söğütler,
Dağ ardında unutulmuş şehitler.
Hürriyete seymen giden yiğitler,
İki gidip bir geliyor gardaşım.
Üç aylık bebekler tutuldu taşa,
Düşmanlar geriden eyler temaşa.
Yaratan böylesin vermesin başa,
Zor geliyor, zor geliyor gardaşım...
Abdurrahim Karakoç
(1932 - 2012)
e/y\n/ sevgili\aşk…,
biz;
kadim yadigâr, tuna ve nil…
t\aksim görmüş bulutların altında,
hürriyetleri ellerinde,
avuç avuca muhibbânız biz;
aydınlık kuytumuzda
ikimiz biz…
ki ezelden ebede birbirine akan
ve ummanına hasret çeken her demde
biz ikimiz,
senlik ve benliksiz,
\ah\
ki bilirsin,
masal bu ya…;
rapunzelin saçlarını kestiler mülevvesler,
ah evet bir donquichetteyi sevdiyse gönül,
suç deli dumrulun muydu ey korkut dede,
yüreğimin yel değirmenleri,
rüzgâr çalmakta,
esintisiz bir gökten…;