öylesine yoğundur ki...dizginleri bir kez elinizden kaçırıverirseniz eğer bir metafor gibi içinde yok eder..ne benlik kalır geriye,ne gurur,ne umut,,,bir kalan vardır birde giden..giden olamadım..hep o gitti..ve giderken bende bulduğu ne varsa hepsini beraberinde alıp götürdü...gitmek hep kolay mı? her gidişin öylesine çabuk ve hızlıydı ki.el mahareti gelişmiş terzilerin bir yırtığı yamalama becerisindeki hıza sahipti gidişin.her gidişin bir öncekinden daha da hızlı ve sakindi sende.bende ise her gidişinin öfke patlamaları bir öncekinden daha derin yaralar açıyordu.her yanım kan revan içerisindehiç bir sabaha birlikte uyanamadık seninle ne acı..galiba en büyük yara unutulmaya yüz tutulduğunu hissetmesi insanın.ve ben unutulmaya yüz tutmuş bir masal kahranıyım kendi yazdığım bir romanda evindesin ve televizyon kumandası elinde uzanmış seyrediyorsun televizyonu muhtemelen..ah..böyle hallerinde o sokulmak istemi koltuğunun altına..ne hazandır bir bilsen.3.5 yıl süren bir serüven miydi bu.bilmiyorum kabul etmek isimlendirmek istemiyorum.bir sıfatı bile olmayan bir aşk masalı.benim her demini sancılarla yaşadığım seninse dayatılarak yaşadığın..bu kaçıncı günü gidişinin.çok yeni henüz ama yıllar olmuş gibi sanki ve o kadar uzaktasınki.sesin çok derinlerde yüzünse grilerde.bakışların sert artık,dudakların kenetlenmiş bana bakarken.senden hep korktum biliyormusun hemde çok korktum.öyle ince bir zar vardıki aramızda yumuşaklığınla tenim boyun eğerdi sevgiyle,hiddetinde ise acılara dayanırdı her hücrem.canımı yakmandan hep korktum.ve sen hep canımı yaktın.hiç birisinde nedenlerin olmadı bana söyleyecek içinde yaşadın belkide.en edepsiz sevdayı yaşadım belkide seninle arsız ca sevdim seni ben en utanmadık hallerimi takındım kimbilir şimdi utançla başımı her öne eğişimde yerin beni kendine doğru çekmesi bundan.sakat çocuklara benzetiyorum sana duyduğum sevgiyi.hani saklarsın el içne çıkaramazsın.korursun onu evde.evet sakat bir çocuk gibiydi sana duyduğum bu sevgi.dışarıya karşı korumak zorunda olduğum.işin en acı veren yanı ise sana karşı bile savunmak zorunda kalışlarım.evet.evet belkide beni en çok inciten buydu.inanamadın bir türlü bu kadar sevebileceğime bu kadar sevilebileceğine.inanmadın mı yoksa bu kadar sevgiye kendini mi layık göremedin bilmiyorum.lk başlarda hep sorardın -ne buldun bende bu kadar sevececek diye.ve her bu soruyu soruşunda içim acırdı sus derdim öyle deme ne olur..sen herşeyin en güzeline layıksın..acıyla gülümsüyorum..hayatımda sana koskoca bir yer açmışken sen o yerde koskoca bir yara bırakıp ve bu yarayla beni başbaşa salıp gittin..şimdi tüm eşyaları evin ortasına yığılmış bir oda gibiyim hangisini nereye koyacağımı bilmiyorum..çünkü o eşyaların hepsini seninle birlikte almadıysam bile seni düşünerek dokumuşum tel tel hepsini..şimdi bana tek başına yerleştir emri verildi oysa bu eşyalar sadece bana mı ait?
öylesine yoğundur ki...dizginleri bir kez elinizden kaçırıverirseniz eğer bir metafor gibi içinde yok eder..ne benlik kalır geriye,ne gurur,ne umut,,,bir kalan vardır birde giden..giden olamadım..hep o gitti..ve giderken bende bulduğu ne varsa hepsini beraberinde alıp götürdü...gitmek hep kolay mı? her gidişin öylesine çabuk ve hızlıydı ki.el mahareti gelişmiş terzilerin bir yırtığı yamalama becerisindeki hıza sahipti gidişin.her gidişin bir öncekinden daha da hızlı ve sakindi sende.bende ise her gidişinin öfke patlamaları bir öncekinden daha derin yaralar açıyordu.her yanım kan revan içerisindehiç bir sabaha birlikte uyanamadık seninle ne acı..galiba en büyük yara unutulmaya yüz tutulduğunu hissetmesi insanın.ve ben unutulmaya yüz tutmuş bir masal kahranıyım kendi yazdığım bir romanda
evindesin ve televizyon kumandası elinde uzanmış seyrediyorsun televizyonu muhtemelen..ah..böyle hallerinde o sokulmak istemi koltuğunun altına..ne hazandır bir bilsen.3.5 yıl süren bir serüven miydi bu.bilmiyorum kabul etmek isimlendirmek istemiyorum.bir sıfatı bile olmayan bir aşk masalı.benim her demini sancılarla yaşadığım seninse dayatılarak yaşadığın..bu kaçıncı günü gidişinin.çok yeni henüz ama yıllar olmuş gibi sanki ve o kadar uzaktasınki.sesin çok derinlerde yüzünse grilerde.bakışların sert artık,dudakların kenetlenmiş bana bakarken.senden hep korktum biliyormusun hemde çok korktum.öyle ince bir zar vardıki aramızda yumuşaklığınla tenim boyun eğerdi sevgiyle,hiddetinde ise acılara dayanırdı her hücrem.canımı yakmandan hep korktum.ve sen hep canımı yaktın.hiç birisinde nedenlerin olmadı bana söyleyecek içinde yaşadın belkide.en edepsiz sevdayı yaşadım belkide seninle arsız ca sevdim seni ben en utanmadık hallerimi takındım kimbilir şimdi utançla başımı her öne eğişimde yerin beni kendine doğru çekmesi bundan.sakat çocuklara benzetiyorum sana duyduğum sevgiyi.hani saklarsın el içne çıkaramazsın.korursun onu evde.evet sakat bir çocuk gibiydi sana duyduğum bu sevgi.dışarıya karşı korumak zorunda olduğum.işin en acı veren yanı ise sana karşı bile savunmak zorunda kalışlarım.evet.evet belkide beni en çok inciten buydu.inanamadın bir türlü bu kadar sevebileceğime bu kadar sevilebileceğine.inanmadın mı yoksa bu kadar sevgiye kendini mi layık göremedin bilmiyorum.lk başlarda hep sorardın -ne buldun bende bu kadar sevececek diye.ve her bu soruyu soruşunda içim acırdı sus derdim öyle deme ne olur..sen herşeyin en güzeline layıksın..acıyla gülümsüyorum..hayatımda sana koskoca bir yer açmışken sen o yerde koskoca bir yara bırakıp ve bu yarayla beni başbaşa salıp gittin..şimdi tüm eşyaları evin ortasına yığılmış bir oda gibiyim hangisini nereye koyacağımı bilmiyorum..çünkü o eşyaların hepsini seninle birlikte almadıysam bile seni düşünerek dokumuşum tel tel hepsini..şimdi bana tek başına yerleştir emri verildi oysa bu eşyalar sadece bana mı ait?