Andıkça içime hasreti dolan,
Hey gidi çocukluk yıllarım hey hey!
Derin bir mâzinin ufkunda kalan,
Hey gidi çocukluk yıllarım hey hey!
Belleğimde ilk manzara köyümüz.
Esmasıyla kaplamış, sıfatıyla süslemiş,
Zatı hak her fiili, icat emiş işlemiş.
Âlemi lâhut iken, eşyalara bürünmüş,
Batınken zahir olup, asarından görünmüş.
Hâr’ına düştüm,
Nârı’nda piştim,
Ben O’nu bildim,
Kendimden geçtim.
Yurdum yuvam yok,
NELER UNUTTUK?
Çekilip gitmişler hafızamızdan,
İncelik nezaket neydi? Unuttuk.
İzleri kaybolmuş rabıtamızdan,
Güzellik, zarafet neydi? Unuttuk.
Şu ömür ikliminde, ne oldu ki be şair?
Kerem ile Aslı’ya, küllere de küskünsün.
Ferhat yalnız Şirin’e, Mecnun Leyla’ya dair,
Onları destan eden, dillere de küskünsün.
Cehennem sıcağında, kar mı yağdı şafağa?
Bu beden Nuh’una, geldi efsane,
Kavmim azgınlaştı, haller vahimdi,
Bir emri Hak ile faal tersane,
İnşa ediliyor, o gemi şimdi.
Amir olan nefsi, azgın edenler,
Zebur, Tevrat, İncil ve de Kur-an da,
İnsan; hitapların, neresindedir?
Sorunun kendisi, derttir her an’da,
Nokta; kitapların neresindedir?
Âli kapısından girilmek için,
Gözbebeklerimize hüzün çökünce,
Derya deniz olur bulutlarımız.
Dâvetsiz belâlar başı çekince,
Korkumuzu örter umutlarımız.
Mecnun’un sevdiği,bir kara Leylâ,
Müspet saydık menfiyi, Ulvi nizamdan yana,
Eksiler çoğaldıkça, artı bundan azaldı.
Adaleti çiğnedik, milli nizamdan yana,
Teraziler bozuldu, tartı bundan azaldı.
Gelir gider dengesiz, arasında uçurum,
Gönlümü ferhat ettin, Şirin deyip durmuştum,
Sevdadan külünk yapıp, aşk dağına vurmuştum,
Her saniye vuslata saatimi kurmuştum,
Zembereği tutulmuş, ne kadarda geç çaldı,
On üç yıl bitmesine üç aylık zaman kaldı.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!