Bilemiyorum
neler yaşar bu yürek
neler taşır
nasıl yanar
nasıl taşar
nasıl anlamsız kalır
Hayat, iki nefes, iki cümle, iki dua, iki söz, iki tarih arasında yaşanıp giden yaşanmışlıkların, acılar ve sevinçlerle çarpılıp ortaya bizi çıkardığı garip bir yol hikayesidir aslında.
Bizim de yol hikayelerimiz var, kendimizi bulmak için çıktığımız. En çok aklımızda kalan acıların toplamı olmuştur. Bu tüm insanlarda ortalama aynı sonucu veriyor. Nedense mutluluklarımızın çarpanı her zaman daha küçük bir değer oluşturuyor, acılarımızın çarpanından. Oysa ikisi de aynı değeri ihtiva ediyor yaşantımızda.
Çarpanlarımzın, mutluluk katsayımızla bize huzur getirmesini istemekten başka çaremiz yok Öğretilmiş Çaresizliklerimizin içinde.
Ben sana mutluluğun resmini çizemem Sevgili, yalnız seninle mutluluğun kendisi olmayı öğrenebilirim.
Seninle
mutlu olacak biri olmalı
AŞK diye gittiğin kişi,
Seni mutlu edecek değil.
Çünkü
mutluluklar
Şiir tadında paylaşımların çocukları gibiler artık yazılar
bir sana,
bir düşe,
düşüp duruyor heceler,
kapaklanıp gitmiyor kasvetli giysiler,
utangaç boynuna konuverirken öpücükler
Derler ki yer ve gök hep kardeşmiş taa ki insanoğlu araya uçakları, binaları, asfaltları, dev yolları yapıp onları ayırana kadar işte o günden beri insanlar sözde birbirlerine yakınlaşmış olsalar dahi birbirlerinden binlerce kilometre uzağa düşmüşler, biri alt katta diğeri üst katta olmasına rağmen yer ve gök gibi birbirlerinden kopuyorlar. Sevginin en derin halini terk etmiş insanlar, biri yer olmuş diğeri gök araya yüksek binalar yapıp düşüvermişler kendilerinden başka ülkelere. İki paralel doğru üzerinde ilerlerken bile birbirini göremiyorlar, görmezlikten geliyorlar. Masal bu ya herkes mutsuz ve mutluluğu aramaya başlamış, kimi bir taşın altında, kimi denizlerde, ormanda, gölün kıyısında, nehrin suyunda, gökyüzünün bulutunda aramış bulamamış.
Hem zenginliği ve mutluluğu kaybetmiş insanoğlu, zenginlik bu ya sadece para ile değerlendirilir olmuş. Yüreği bir okka etmeyen adamlar cebinde parası var diye adamdan sayılır olmuş. Yürekli kızlar ve delikanlılar sevdasının peşine düşmüş o düşme öyle derin ve anlamlı olmuş ki bazen adına kavga demişler, bazen de sevgi, aşk, dostluk, arkadaşlık ve güzellik. Uzamış günler saatler bir ileri bir geri alınır olmuş sanki günü kandıracakların sanıyorlar oysa ne günün nede zamanın kendi içinde saat kavramı var. Karanlık bastığında kendine çekilirken dünya insanoğlu yarattığı yapay ışıklandırmalar ile geceyi de gündüze çevirmiş ve salıvermiş kendini sokaklara, barlara, gece hayatı dediği tanımlara. İçki kadehlerini devirdikçe mutluluk hangisinde diye bakar olmuş bulana kadar devirmiş kadehleri ne yazık ki hiçbirinde bulamamış. Bitivermiş kadehler, şişeler ve kişiler.
Yürüyüşlere çıkmışlar, uzak diyarlara gitmişler adı mutluluk olan köyler aramışlar. Bulmak o kadar kolay değilmiş mutluluk denen bu şeyi. Bir gün gelmiş bakmışlar mutluluk sevinmişler, danslar etmişler, mutluluktan içivermişler kadeh kadeh, türküler söylemişler bağıra çağıra. Sonra uykuları gelmiş uyuyuvermişler, sabah kalktıklarında ne mutluluk kalmış nede güzellikler, ortalıkta şişeler, baş ağrıları ve ağır yük taşımanın yorgunluğu anlayamamışlar ne olduğunu. Anlamak içinde çaba harcamamışlar demek ki o değilmiş diyerek devam etmişler yollarına.
Bir kitap yazsam, İnsan... Bir söz söylesem, İnsan... Bir düş kursam, İnsan... Ne yaparsam yapayım, İnsan...
Evet, hayatı yaşanabilir kılmanın ilk esasıdır ya insan olmak belki de bu ay insan diyebilmeliyiz ya da insanca cümleler kurmalıyız içinde insanı anlatan. Bütün dünya insan için yaratılmıştır fikrinden uzaklaşarak başlamalıyız mesela hayata. Bütün dünya insan için için yaratılmış olamaz çünkü insandan önce bu dünyada hatta evrende yaşayan milyarlarca varlık vardı. İnsan neden var olan şeyin nedenine ve merkezine kendini koyar ki?
Sanırım keşifler bu soru işaretleri ile başlamış ve ilk soru kesinlikle Neden? olmalı... Neden, diye başlayan sorular ile sırrı keşfe yönelmiş mutlaka insanlık. Neden dünya var? Neden insanlar var? Neden hayvanlar var? Neden sınırlar yok? Neden herkes beyaz? Neden bu insanlar siyah? Neden dağlar yüksek? Neden sular ıslak? Neden bir şey alırken bedel ödemek zorundayız? Nedenler arayışa girer ve bir adrese doğru yönelir.
Gönül İnsanı, makam mevki gözetmez, yolda yakar kendini,
Yeniden ölüp/doğarak yola devam eder,
yol olur.
Ölmeden nefs,
yol da bulunmaz,
İstanbul en deli günlerini yaşıyor sırılsıklam yağmurlar altında, gökyüzü kıskanıyor olsa gerek boğuyor içinde yaşayan herkesi.
An geliyor deli gibi dökülüyor üzerine sırılsıklam ediyor, an geliyor sarıyor ateşi ile yakıyor herbir teni. en kaçak sevişmelerin hüzünleri sarıyor yıldızlar altında yanan ışıkları.
Herkes kendini terkediyor yalnızlaşıyor sokaklarında birer birer. düşe kalka sabahlar oluyor kaldırım taşlarına serilen aşkların örtüleri.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!