Mehmet Halil Şiirleri - Şair Mehmet Halil

Mehmet Halil

Yüzde otuz civarında oyla mecliste çoğunluğu sağlayan ve bu çoğunluğu kullanarak bize kan kusturanlara karşı neden ''asıl çoğunluk biziz, biz 70 milyonuz! '' diye sesimizi yükseltemiyoruz? Biraz bu konulara girelim...

TÜSİAD, MÜSİAD, Sanayi Odaları, Ticaret Odaları, Bunlar hep işveren örgütlenmeleri...
İşlerini sessiz sedasız yürütüler. her istedikleri olur... Neden her istedikleri olur?
Çünkü, bildiğiniz gibi, seçilebilmek için büyük paralar gerekir. Bu para da ancak iş adamlarında, ve büyük ticaret erbaplarında vardır.
Adaylara kasalarını açarlar, onların seçilmelerini sağlarlar... Neden... Çünkü o seçilen vekiller artık onlara borçludur... Göreve başlayınca, bu borçlarını kat kat ödemek zorundadırlar... Bu borçlarını maaşlarından mı ödeyecekler? Hayır. Maaşları on milyarda olsa, 2-3 yıllık maaşları o borçlarını ödemeye yetmez. Zaten aday olabilmek için yüklü bir para ödemek zorundadırlar... Bir de seçimlerde propaganda masrafları...

Devamını Oku
Mehmet Halil


İnsanlık tarihi, ama sözlü ama yazlı olarak, kuşaktan kuşağa deneylerini aktarma tarihiydi insanın insanı sömürmeye başlamasından önce. İnsanlar deneylerini aktardıkça, ardından gelen kuşaklar daha hızlı gelişmeye başladı. Ama insanların düşüncesi aynı değildi. Arzuları, istekleri, niyetleri farklı farklı… Kimi yalnız kendini düşündü, kimi bütün insanlığı. Kimi ‘’diğer canlılar benim için yaratılmış’’ benim için yaratılmış diyecek kadar egoist, hatta narsisti, kimi doğanın bir parçası olduğunun bilincindeydi. Egoistler her şeye sahip olmak için her yolu mübah görürken, ‘’doğanın bir parçasıyım ve doğadaki diğer canlılarla eşit haklara sahibim.’’ Diye düşünüp, düşündüğü gibi davranırken, diğer bencil insanlara da aynı esnekliği gösterdi. İşte bu iyi niyet kötü niyetlilerin niyetlerini gerçekleştirme fırsatı için bulunmaz bir nimetti… Böylece kendi paylarına, diğer insanların sırtından daha fazla çıkar elde ettiler ve diğer insanlardan daha fazla ve daha iyi yaşam şartlarını elde ettiler. Çıkarcı bir azınlık lehine bu iki toplum arasındaki fark zamanla büyüdü, büyüdükçe o azınlık daha da güçlendi güçlendikçe örgütlendi. Örgütlendikçe daha güçlü oldu ve daha fazla kazanç elde etmeye başladı… Bu gelişmelerin adına sanki insanlık namınaymış gibi, medeniyet, uygarlık gibi cazip isimlerle, meşruiyet kazandırdılar. İşte bu gün bu azınlık öyle güçlendi ki… Sömürülen ve yönetilenler arasından bazı kişileri gücü ve ekonomik imkanlarla kendi yanına alarak sömürüsünü onların elleriyle gerçekleştiriyor ve işin kötüsü de onları en çok ezilen ve sömürülenleri seçtiğine inandıracak bir seçim sistemi geliştiriliyor. Bu seçimle gelen temsilciler, belli ayrıcalıklar elde ederek, büyük çoğunluğun karşısına dikilip, onları karın tokluğuna hizmete zorluyor… Bu zorlama dönem dönem de diktatörlük faşizm şeklinde cereyan ediyor. Sömürü ağı öyle genişliyor ki, bütün dünyanın sermayedarları bir olup, dünyanın bütün kaynaklarını kendi çıkarlarına kullanıyor.
İşte her şey böyle apaçık ortadayken ‘’Bütün ülkelerin işçi ve emekçileri, yoksulları birleşmeleri’’ gerekirken, uyanık sermayedarlar, köleler uyanmasın diye, atalardan damıtılarak süzülüp gelen deneylerin kaynakları olan kitapları, yok sayıyor, okunmaması için ellerinden geleni yapıyor, ücretle kölelerin cahilliğini sürdürüyor. Kitap düşmanlığı, eğitimde zorbalık (paralı eğitim ve yanlış bilgi kaynakları) ile toplumun aydınlanmasının önünü tıkamaya başlıyor…
Sonuç öyle bir hale geliyor ki… Metozori günde 12 saat çalışmaya razı olan insan, kendi kurtuluşu için okumaya günde 1-2 saat bile ayırmıyor, ayıramıyor… Ve acı çekmeye devam ediyoruz… Sadece insanlar için değil, bizim cahilliğimizin acısını bütün canlılar da çekmek zorunda kalıyor.
Artık biraz kendimize gelmenin zamanı değil mi? Onurlu bir yaşam için başımızı kaldırmamız gerekmiyor mu? Dünyada dönen dolaplardan haberimiz olsaydı ve buna dur demek için örgütlenip haklarımızı arasaydık, bu kadar zor şartlara boyun eğmek zorunda kalır mıydık? Biraz düşünce ve biraz düşünceli davranış gösterecek kadar insanlığımız yok mu? Biraz düşünce lütfen. Başkası için değil kendimiz için!

Devamını Oku
Mehmet Halil

geçmişle gelecek arasında
bir nesne olarak varım
gelecek önümde, geçmiş ardımda
Hep itelenip kakalanırız
insan nasıl dayanabilir buna?
umutla sürünürüm adım adım.

Devamını Oku
Mehmet Halil


Ülkemiz ve en yakın komşularımız Ortadoğu ülkeleri baskı ve ateş altında… Demokrasi ve insan hakları askıya alınmış, her an ölümle burun buruna yaşamakta… Bu şartlar altında ürkek korkak çoğunluk kendini kurtarma çabasında… Demokrasi yanlılarının, bu düzene başkaldıranların bir kesimi de teorik olarak örgütlenme ve birlikte hareket etme bilinciyle palaz pantaraz örgütlenmiş ama bu örgütlere henüz su verilip çelikleştirilememiş… Bu keşmekeş içinde her gün en değerli ve mücadelenin önünde yer alan insanlarımız kurban edilmekte…
Bu durumda günümüz şartlarına bakınca daha önce önemsemediğim Çin daması geliyor gözüme… 1x2 cm boyundaki taşlar ardı sıra büyüyerek, 3-4 metre büyüklükteki taşlara kadar sıralanmış… En küçük taş yani 1x2 cm’lik taş yandakini devirince, yandaki öbür yandakini devire devire 4 metre boyundaki taşı deviriveriyor… İşte 1x2 cm boyundaki taşın zincirleme olarak 3x4 boyutundaki taşı devirmesi şaşırtıcı geliyor…
Bu günkü siyasi durum bu Çin damasına çok benziyor. En alttaki bireyler kendini korumak için mücadeleden uzak durdukça, küçük gruplar fazla riske girmekten korktukça, muhalefet partileri de çaresiz kalıyor, devletin gücünü elinde tutanlar da, bu zaafı çok iyi değerlendirerek, tüm toplumu esir almaya devam ediyor… İktidarda kalabilmek için en acımasız şekilde insanlara saldırıyor…
Geriye dönüp son 15 yılda bakacak olursak kaybettiklerimiz çok büyük boyutlarda…
• Eğitim ortaçağı örnek alacak şekilde temelden gericileşiyor

Devamını Oku
Mehmet Halil

Beştepe, beleşçi tepe
Huzur vermez kimseye
Kan emdi de ne kazandı
Nesli tükendi bitlerin de


Devamını Oku
Mehmet Halil

70’şe Şirinyer’den bindik, aynı yaşlarda iki yolcu yanyana gidiyoruz. Agora’dan geçtik… Yanımdaki hırdavatçılar çarşısına baktı. İçlenerek
- Hey gidi bit pazarı
- Saçları burda mı ağarttın yoksa
- Yok
- Niye bu kadar dertlendin?
- Burda her şey bulunur

Devamını Oku
Mehmet Halil

Bunun cevabını bizden önce bize örgütü ÖCÜ gibi tanıtanlar, icraatlarıyla veriyorlar… Karşımıza çıkarılan polisler örgütlü değil mi? İktidara gelen partiler örgüt değil mi? Halkın yaşam alanlarını paylaşarak ve rant elde etmek için anlaşanlar örgüt değil mi? ‘’Biraz da biz gülelim! ’’ deyip, ekonomik ve demokratik haklarımızı ellerimizden zorla alan darbeciler örgütlü değil miydi?
Köy-Kop, İlk-San, SSK gibi, ücretlerimizden kesilerek damla damla biriktirerek büyüttüğümüz kurumları ellerimizden alan çeteler örgütlü değil miydi?
Taksim Gezi Parkı direnişçilerine elinde palalarla saldıranlar örgütlü değil miydi? Değilse; Polis direnişçilere saldırırken neden onları kolluyordu?
Onlar domuz topu gibi örgütlensin, biz birer birer kendi kaderimizle baş başa kalalım ki, istedikleri gibi rahatça kanımızı emebilsinler… Buna razı mıyız?
Kendileri örgütlenirken bizim örgütlenmemizden korkmaları işte bu yüzden…
Örgütsüz, ne onların yaptıklarını izleyebiliriz, ne açıklayabiliriz, ne de geleceğimizi tehlikeye atanlara karşı mücadele edebiliriz…

Devamını Oku
Mehmet Halil

Bir cinayet karşısında şaşırıp kalan ve olayı çözmeyi denemek için bile çok tembel olup ‘’doğaüstü’’ diyerek dosyayı kapatan bir dedektif hakkında ne düşünürsünüz?
Bilim tam tersi bir yaklaşım sergiler. Bilimin gücü henüz her şeyi açıklamaya yetmez ama başarılı olmasını sağlayan şey de bu yetersizliktir. Bilim bunu sorular sormaya, olası modeller yaratmaya ve test etmeye, böylelikle doğruya giden yolu santim santim açmaya devam etmek için bir itici güç olarak kullanır.
Gerçeğin Büyüsü - Richard Dawkins

Devamını Oku
Mehmet Halil



Allah rahmet eylesin! Allah rahmet eylesin!
Allah’ın varlığından şüphe eden de etmeyen de
Allah rahmet eylesin! Allah rahmet eylesin!
‘’Önce sen beğen’’ kampanyası gibi sanal alemde

Devamını Oku
Mehmet Halil



İlkokulda öğretmenimiz çocuklardan kızılcık sopası istemişti. Bir arkadaşımız ertesi günü güzel bir kızılcık sopasıyla geldi. Öğretmene verdi. Öğretmen sopayı alınca ‘’bakalım nasıl olmuş?’’ diye, önce sopayı getiren çocuğun elini açtırıp ilk deneyi yaptı.
Taraf gazetesi de Erdoğan’ı desteklemek üzere yayına başladı ama Erdoğan gücü eline geçirince, iktidara gelmeden önce verdiği vaatleri unutunca, demokrat insana yakışacak davranışı gösteren ve Erdoğan’ı eleştirmeye başlayan bu iki insanı en ağır cezalara çarptırdı. Neden?
Birincisi cezalandırdığı insanlar kendisinden kat be kat zeki… Erdoğan’ın ise bilindiği gibi zeki insanlara tahammülü yok. Düşük profilli insanları tercih ettiğini açık seçik ilan etti. Uygulamaları ile de bunu gösterdi.
Osmanlı kafası, devletin bekası için tek başlılık olmalı, tek ses çıkmalı. Altan kardeşler de, ülkemizde demokrasiyi savunan çok az sayıdaki aydınlar. Erdoğan gerçek yüzünü gösterince, ciddi olarak muhalefet yapmaya başladılar ve en etkili şekilde ilerlemesine engel olmaya başladılar. Yalakalar tayfasına alışık olan Erdoğan, beklemediği şekilde, Altan kardeşleri karşısında görünce öfkelendi. Padişahların oğullarını boğazladığı gibi… En ağır cezaya çarptırdı.

Devamını Oku