Hicri Muharrem Ayı, tam onuncu günü
Verdi Felek hükmünü
Aşure, Muharremin bence ünü
Buğday, Nohut, Fasulye onun ürünü
Nuh’un gemisinin, meşhur yünü
Bütün yerler ve gökler o günde yaratılmış
Avlandım zamanın tik taklarına
Kalakaldım ızdırabımla
Koydum solmuş defterimin arasına
Boşa geçen ömrümün bıraktığı anıları da
Kaldı bana
Trenin son düdüğünü beklemek
Avukat Bey
Beni anlat hâkim, savcıya
Gözüm yok haram lokmada
Yeter üç beş zeytin kuru soğan
Birde ekmek bana
Bir suçum yokken niye geldi bu dava
Aybuke
Yine kederli isyanlı sözler dolandı dile
Kurşunlar sıkıldı yüreğe geleceğe
Yüzlerden silindi gülümseme
Bir güneş daha soldu adı aybuke
Bir hüzünlü, kederli, sabah
Seni bana getirmişti
Dışarısı gibi yüreğimde soğuktu
Bir kış vakti
Aylardan aralık dokuzuydu
Günlerden Pazar
Aylardan Ekim,
Ve ben seni çok özledim.
Dalından kopan yapraklar gibi
Yüreğimi hazan sarmasıyla senden
Kopuyorum
Sevdam yaz mevsimler kış
Aylardan eylül saatin tik takı durdu
Kışa döndü gecem
Vakit tamam tren düdüğü çalmaya başladı
Ölümden bir işaret var her yerde, her şeyde
Ölüm sesi karışmış şarkılara ve de türkülere
Duyulmuyor ama üşütüyor
Hasretin karanlık kuytusuna akıyor
Yaşlarım
Rüyalarım sızlanması diş geçiriyor
Anılarıma
Hüzünler sıkıca tutuyor özlemlerimin
Çığlıklarını
Şu günlerde azap yaşamak
Keder kahır kışı nefesimde
Yüreğimde isyan çiçekleri
Açıyor sevda açelyaları sararıyor
Her akşam güneşe beraber sönüyorum
Gözyaşlarımla sarhoş oluyorum
BABA
Her sabah senden önce kalkardım
Önce başucunda seni seyrederdim
Sonra sofraya otururken okşardın başımı
Hep söylemek isterdim avuçlarının sıcaklığıyla
Baba seni seviyorum




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!