Sabah sabah indim Kâhta’m düzüne,
Yudum yudum mis havanı soludum…
Yüzüm sürdüm toprağının yüzüne,
Yudum yudum mis havanı soludum…
Mezarlığın benim kutsal durağım,
Hele bakın şu çapaklı zevata,
Bakar – görmez rehber olmuş âleme…
Tüm hayatı dişi tutmaz cıvata,
Köşe bulmuş yağ döktürür kaleme…
Bisikletle aya ayak basandır,
Üst üste gömülen kitaplardan,
Okuryazar oldu toprak,
Kültürlendi börtü böcek,
Gece gündüz,
Okur yazı şiir,
Ne yazılmışsa insanlığa dair…
Dalgıç ol dal gözlerime,
Yâr ol su sal közlerime,
Umut bal çal sözlerime,
Dinsin artık acım benim…
Ömür hazan günler sefil,
Cüzdanda aşk hava atar kasılır,
Uzun sürmez terk panoya asılır,
Ayrılıklar haber olur basılır,
Yürekte aşk Leyla olur taç olur…
Son deminde ömür yine Sırat’ta,
Sakın düşme kal ayakta kal gönül…
Her baharda canlar gider Fırat’ta,
Dalgalarda dalgalansın sal gönül…
Belin büker beklenmeyen vakalar,
Nisan gecesi balkonda,
Gözlerimde gökyüzü…
Güneş ışığını yansıtan ay,
Tarihle ediyor alay…
Güç hep doğurmuş haydut,
Yazboz tahtası yüzlerce hudut,
Harf hece kelime,
Açmış tarihin demir kapısını…
Değiştirmiş milyarlarca insanı,
Değiştirmiş yeryüzünün yapısını…
Meydan okumuş zalime,
İnsan olmak sarılmaktır bilime…
Döndüm baktım delip geçen zamana,
Her devirde aynı tilki aynı kaz…
Yoz tarlada bak şu sapla samana,
Her devirde aynı şakşak aynı gaz…
Yağlı köşktür her iktidar sandalı,
“Sen tarihin beşiğisin can Kahtam,
Sen gözümün ışığısın can Kahtam…”
Kâhta bağlarında kınalı keklik,
Gurbet ellerinde dokurum mekik,
Bağlamış saçını yâr belik belik,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!