Hû diyelim, aşkın demine, nefes söyleyenlerin devranına!
Meryem kalktı Hakk'ın divanına, Zülfikâr'ı kuşandı beline.
"Erkek cümlesi benim nârımdan," dedi, "kadın cümlesi benim zârımdan!"
Hakikatin kılıcı kuşanıldı, dişil ve eril sır bir oldu o anda.
Kırklar'ın badesi onda durdu, Sekine'nin sırrı onda göründü.
Mars’ın bodrumunda
Bir çocuk oksijensiz ağlıyor
Gözbebeklerinde uydu enkazları
Sen roketin ucunu parlatıyorsun
Kıvılcımlar Nasdaq’a yağıyor
Müslümana her şey yaraşır, diyorlar serin serin,
Altın taçlar, lüks arabalar, sofralar beş kat irin.
Süsle ibadeti gizle, yetimin hakkı derin,
Melamet bu söze güler, Hak ehli bakmaz serin.
Zenginlikte şeref olmaz, servet değil ölçümüz,
Halep'in yarısı
bir PowerPoint sunumundaki
"before/after"slaytı gibi
silinmişti bile...
Bağdat Kütüphanesi'ndeki
Bu yarık dünyadan önce vardı
Zamanın dişlerinin aşınmadığı
Kayaların alfabesiyle yazılmış
Bir tablet gibi durur şimdi
Girişte gördüğün ilk kaya Tanrıların unuttuğu
Bir zil sesi düştü gönül ocağına
Kıvılcım oldu kirpiklerimde
Yandı cümle harf-i sûret
Hakikatin közü düştü dilime.
Ateşe adım attım pervane niyet
Medine'de bir dükkânda yanardı çerağ-ı ilm
Örsün üstünde şekillenirdi hem demir hem hilim
Her çekiç darbesiyle inlerdi arş-ı âlem
Âdem'in sırrıydı işlenen, hem nakış hem kelim
Yedi kat yerin göğün sesi karışırdı zikrine
Bir meyhaneye düştüm erenler,
Bir damla ile ummanı içtim.
Saki elinde aynı badeyi,
Kırkımıza sundu, mestan eyledi.
Şarap değil bu, aşkın pınarı,
Sabahın ilk güneşi
tıpkı bir simit gibi
ıslak kaldırımlara düşerken
bir adam
kendi gölgesini
tezgâha sermiş
Yağmur yağıyordu:
Her damla,
bir borsa grafiği gibi
—düşüyordu—
cep telefonlarına.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!