Ben Hak’ı aramadım, o bende saklandı.
Gözümdeki hicran, arşın yankısıydı.
Derviş dedin mi, bir hayal yanar teninde —
Ne put kaldı içimde, ne insan kalıbı.
Kırklar dediler, ben kırk kere yandım,
Kütüphanenin son cildi alev aldığında,
Harfler kanatlandı
Her "elif" bir turna,
Her "lam" bir yaralı şahin oldu.
Sessizliğin içinde,
Küller semaha durdu.
Dokuz yaşında düştü yola, kundağından sökük,
Kül rengi İstanbul, sırtında kocaman bir çuval.
Çocuk avuçlarıyla ördü annenin örtüğü,
Her taş, bir Bektaşi sırrı, her adım "Ya Hak!" bir nidal.
Aslan postu omzunda, yokluk soğuğunda ince,
"Kün" dedi Hakk, durmadı bir an,
Alem var oldu değil, var oluyor can!
Big Bang'le başladıysa bu devran,
Hâlâ pişiyor nimet, kaynıyor kazan.
Her sabah güneş doğarken,
Bir radar, göğe dikilmiş dev bir mum,
ışığını karanlığın ciğerlerine saplıyor.
Her dalga, toprağın altında unutulmuş
Ermeni çeşmelerinin ağzında donuyor.
Kürecik dağları, kemiklerinden söylüyor türküsünü,
Kuyuda Yusuf, tahta Yusuf birdir,
Aynadır aynaya bakan bilir bunu.
Gönül sarayının sultanı olan,
Hakikati kendinde bulur usul usul.
Bir tenhada düştüm kuyunun dibine,
Mansur'u astılar bir sabah vakti,
Gölgesi kaldı darağacında.
"Enel Hak" dedi, sesi,
Mekânsız bir noktaya sığdı...
Nesimi'nin derisi yüzüldüğünde,
Shenzhen'de uyanıyor göz kapaklarım
Her kirpik bir montaj hattı
Pazarlama departmanı diyor ki:
"Bu gözyaşları
Çocuk işçi katkılıdır"
Kara sanma ey gönül, siyah sırra nişandır,
Hor görülen kargalar, Hakk’a açılan andır.
Taç olmaz martılara, bülbülün sesi kandır,
Melamet tacı gizli, karganın kanadıdır.
Leş sanır cahil nazar, oysa nefsi yiyendir,
Çalarken neyimi kaldırım taşında uludum
Tükürükler yağdı gökten sofuların duâsıydı!
Yaralandı sırtım taşla, kanadım çamurla
Melâmet köpeğiyim, aşkın düşkün avânesi...
Nefesim paslı borudan geçti “Hû” oldu




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!