Benim içimde de kapılar vardı;
çocukluğumdan kalma bir ürkeklik,
unutulmuş sandığım bir kırgınlık,
kimseye anlatmadığım bir yalnızlık…
Sana gelene kadar
hepsini kendimden saklamayı öğrenmiştim.
Gülüyordum;
çünkü insanlar gülümseyen bir yüzün ardında
neler olup bittiğini merak etmiyordu.
Sonra sen geldin.
Aşk
Kalbim Yeniden Hayata Dönerken
Bir zamanlar aşkın, insanın başına gelen en güzel şey olduğuna inanırdım. Sonra seni tanıdım ve anladım ki aşk, bazen insanın içinde yıllardır kilitli duran bütün kapıları aynı anda açıyormuş.
Benim içimde de kapılar vardı; çocukluğumdan kalma bir ürkeklik, unutulmuş sandığım bir kırgınlık, kimseye anlatmadığım bir yalnızlık…
Sana gelene kadar hepsini kendimden saklamayı öğrenmiştim. Gülüyordum; çünkü insanlar gülümseyen bir yüzün ardında neler olup bittiğini merak etmiyordu.
Sonra sen geldin.
Beni değiştirmek için değil, kendimden kaçamadığım bir yerde yanımda durmak için…
İlk defa biri gözlerime baktığında güçlü görünmek zorunda hissetmedim. İlk defa sustuğumda sessizliğimin sevgisizlik sanılmasından korkmadım.
Meğer insanın en büyük özlemi, birinin kendisini sevmesi kadar o sevginin içinde kendisi olabilmesiymiş.
Sana âşık olduğumda geçmişim de geldi benimle.
Bazen gereğinden fazla düşündüm, bazen hiç yaşanmamış bir ayrılığın korkusunu yaşadım. Senin bir anlık uzaklığında yıllar öncesinden kalma bir yalnızlığı buldum.
Sen bugündün, ama korkularım dünün dilinde konuşuyordu.
İşte o zaman öğrendim: İnsan her zaman karşısındakine cevap vermez; bazen geçmişinden kalan bir acıya cevap verir.
Bir sözün beni neden bu kadar incittiğini, bir suskunluğun neden içimde büyüdüğünü, sana yaklaşmak isterken neden bazen kendimden uzaklaştığımı anlamaya çalıştım.
Seni suçlamak kolaydı. Kendimi anlamaksa cesaret istiyordu.
Ben o cesareti buldum, sevgilim.
Sana duyduğum aşkı inkâr etmeden, kendi içimdeki eksik cümleleri tamamlamaya başladım.
Çünkü seni sevmek, geçmişimin bütün yükünü omuzlarına bırakmak değildi. Seninle yeni bir hayat kurabilmek için önce kendi içimde yaşamaya yer açmalıydım.
Bir gün sana şöyle demek istedim:
Beni sev, ama beni kendime yabancılaştırma.
Yanımda kal, ama korkularımın mahkûmu olduğum için değil.
Elimi tut, ama benim yerime hayatı yaşamak için değil; kendi yolumda yürürken elinin sıcaklığını hissedebileyim diye.
Ben senden kusursuz bir aşk istemiyorum. Yanlış yaptığımızda konuşabileceğimiz, incindiğimizde birbirimizi cezalandırmayacağımız, özür dilediğimizde gururumuzun sevgimizden büyük olmayacağı bir hayat istiyorum.
Çünkü aşkın en zor sınavı birbirine kavuşmak değil; kavuştuğunda birbirinin kalbine güvenli bir yer olabilmektir.
Ve ben artık biliyorum: Bir insanı sevmek, onu bütün korkularından arındırmak değildir. Korkularıyla yüzleşirken kendisini yalnız hissetmemesine eşlik edebilmektir.
Bugün sonbahar.
Yağmur, şehrin eski sokaklarını yıkıyor. Ağaçlar yapraklarını bırakıyor; hiçbiri baharın bir daha gelmeyeceğini düşünmüyor.
Ben de artık öyleyim.
Kaybettiklerime bakıp hayatın benden esirgediklerini saymıyorum. Çünkü bazı başlangıçlar insanın hiçbir şey kaybetmediği günlerde değil, kaybettiklerinden sonra kendisine yeniden inanabildiği günlerde doğuyor.
Sen yanımdasın.
Ama mutluluğumun tek sebebi bu değil. Artık kendime de yakınım. Kendi sesimi duyabiliyor, kendi kararlarımı verebiliyor, sana sevgimi korkmadan söyleyebiliyorum.
Bir zamanlar aşkın beni tamamlamasını beklerdim. Şimdi seninle tamamlanmak değil, seninle çoğalmak istiyorum.
Sen kendi gökyüzünü koru, ben de benimkini…
Sonra aynı yağmurun altında buluşalım.
Ne sen benim kurtarıcım ol, ne ben senin yaralarını iyileştirmekle görevli kişi.
Yalnızca birbirimizi seçelim; her ikimizin de özgür kalabildiği, ama hiçbirimizin sevgiyi yalnız başına taşımak zorunda olmadığı bir hayatın içinde.
Sevgilim,
Eğer bir gün bana aşkın neyi değiştirdiğini sorarsan, sana uzun bir hikâye anlatmayacağım.
Yalnızca gözlerine bakıp diyeceğim ki:
Sen hayatıma girdiğinde her şey düzelmedi; ben, her şeyin düzelmesini beklemeden de hayata yeniden katılabileceğimi öğrendim.
Seni sevmek bana bunu öğretti.
Ve belki de vuslat, iki insanın birbirine kavuştuğu o büyük an değil; insanın geçmişiyle barışıp geleceğe yeniden güvenebildiği, sevdiği kişinin elini tutarken kendi elini de bırakmadığı o sessiz andır.
Ben o ana doğru yürüyorum.
Seninle…
Ama artık kendimden vazgeçmeden.
Çünkü aşkın en güzel mucizesi, bir insanın hayatına başka birini katması değil; onunla birlikte yaşarken kendi hayatına da yeniden dönebilmesidir.
Aşk
Bugün sonbahar.
Yağmur, şehrin eski sokaklarını yıkıyor.
Ağaçlar yapraklarını bırakıyor;
hiçbiri baharın bir daha gelmeyeceğini düşünmüyor.
Ben de artık öyleyim.
Kaybettiklerime bakıp
hayatın benden esirgediklerini saymıyorum.
Çünkü bazı başlangıçlar
insanın hiçbir şey kaybetmediği günlerde değil,
kaybettiklerinden sonra kendisine yeniden inanabildiği günlerde doğuyor.
Aşk
Bir gün sana şöyle demek istedim:
Beni sev,
ama beni kendime yabancılaştırma.
Yanımda kal,
ama korkularımın mahkûmu olduğum için değil.
Elimi tut,
ama benim yerime hayatı yaşamak için değil;
kendi yolumda yürürken
elinin sıcaklığını hissedebileyim diye.
Ben senden kusursuz bir aşk istemiyorum.
Yanlış yaptığımızda konuşabileceğimiz,
incindiğimizde birbirimizi cezalandırmayacağımız,
özür dilediğimizde gururumuzun sevgimizden büyük olmayacağı
bir hayat istiyorum.
Aşk
Sana bir kedi çizdim sevgilim,
kâğıttan.
Bıyıklarını biraz eğri yaptım,
gözlerinden birini sana,
ötekini kendime benzettim.
Güldün.
O an anladım,
bir insanın yüzünü güldürmek için
bazen dünyanın bütün karmaşasını
küçücük bir kâğıda katlamak yetiyormuş.
Sonra sana bir ev çizdim.
Bacasından duman çıkıyordu,
penceresinde iki saksı,
kapısının önünde bir çift ayakkabı…
“Burada kim yaşayacak?” diye sordun.
Cevabını biliyordum,
ama söylemedim.
Çünkü bazı hayaller
yüksek sesle dile getirildiğinde değil,
iki insanın arasında sessizce büyüdüğünde
gerçeğe yaklaşır.
Aşk
Elimi tuttuğunda
anladım ki insan bazen bir başka insanda
yalnızca sevgiliyi değil,
yeniden başlayabilme cesaretini bulur.
Aşk
Bazı aşklar
kolay günlerin süsü değildir;
insanın bütün tereddütlerine rağmen
hayata yeniden evet diyebilmesidir.
Ben sana bir ömür vaat etmeden önce
bir duruş vaat ettim:
Zor zamanda yüzünü çevirmemeyi,
hakikat ağırlaştığında sözümden kaçmamayı,
sevgimi öfkenin insafına bırakmamayı…
Sen de elimi tuttuğunda
anladım ki insan bazen bir başka insanda
yalnızca sevgiliyi değil,
yeniden başlayabilme cesaretini bulur.
Aşk
Küllerinden Sana
Ben seni sevdiğimde içimde bir ateş uyandı, sevgilim; öyle sıradan bir yangın değildi bu, geçmişimin bütün karanlıklarını aydınlatmaya cesaret eden bir başlangıçtı.
Dünya bize susmayı öğütlerken biz birbirimizin adını öğrendik. Korkularımız önümüze duvarlar örerken biz o duvarların ardında birbirimize açılan yollar bulduk.
Çünkü bazı aşklar kolay günlerin süsü değildir; insanın bütün tereddütlerine rağmen hayata yeniden evet diyebilmesidir.
Ben sana bir ömür vaat etmeden önce bir duruş vaat ettim: Zor zamanda yüzünü çevirmemeyi, hakikat ağırlaştığında sözümden kaçmamayı, sevgimi öfkenin insafına bırakmamayı…
Sen de elimi tuttuğunda anladım ki insan bazen bir başka insanda yalnızca sevgiliyi değil, yeniden başlayabilme cesaretini bulur.
Bırak, sevgilim, gece bütün karanlığını üzerimize bıraksın.
Biz ışığın yalnızca güneşten gelmediğini biliyoruz. Bazen bir insanın gözlerinde, bazen en umutsuz anda söylenen küçücük bir cümlede, bazen de gitmek için bin sebep varken kalmak için bulunan tek bir hakikatte doğar ışık.
Benim hakikatim sensin demeyeceğim; çünkü sen benden bağımsız bir dünyasın.
Ama seninle birlikte daha geniş bir dünya kurabileceğime inanıyorum.
Ne sen benim ateşime mahkûmsun ne ben senin ışığına.
Biz, kendi alevini korurken ötekinin karanlığını da anlayabilen iki özgür insanız.
Ve aşkımızın gücü, birbirimizi yakmasında değil, karanlıkta yolumuzu bulmamıza yardım etmesindedir.
Bir gün fırtına çıkarsa, deniz kıyısındaki bütün izler silinirse, bugün sonsuz sandığımız yollar değişirse korkma sevgilim.
Her şeyin aynı kalacağına söz veremem. Ama değişen dünyanın içinde birbirimize karşı dürüst kalmak için yeniden emek verebiliriz.
Çünkü aşk, kaderin bize bağışladığı kusursuz bir hikâye değildir; iki insanın her gün yeniden yazdığı cesur bir karardır.
Ve ben bu kararı yalnızca kalbimin coşkusuyla değil, aklımın açıklığıyla, vicdanımın sessizliğiyle, karakterimin bütün ağırlığıyla veriyorum.
Seni, uğruna yanıp kül olacağım için değil; seninle birlikte karanlığı aşarken kendimi de koruyabileceğime inandığım için seviyorum.
İşte yükselen ateşimiz budur:
Birbirini tüketen iki yangın değil, aynı ufka doğru ışık veren iki ayrı alev…
Ve yarın dünya yeniden kararsa bile ben senin elini tutup aynı cümleyi söylemek istiyorum:
Gel, sevgilim.
Bize verilmiş bir hayatı yalnızca tüketmeyelim; sevgimizle ona yeni bir anlam katalım.
Çünkü bazı ateşler yakıp yok etmek için değil, insana yeniden yaşamayı hatırlatmak için yükselir.
Ve benim aşkım, seninle birlikte yanmayı değil; seninle birlikte aydınlanmayı seçiyor.
Aşk
Kâğıttan Bir Aşkın Anatomisi
Sana bir kedi çizdim sevgilim, kâğıttan. Bıyıklarını biraz eğri yaptım, gözlerinden birini sana, ötekini kendime benzettim.
Güldün.
O an anladım, bir insanın yüzünü güldürmek için bazen dünyanın bütün karmaşasını küçücük bir kâğıda katlamak yetiyormuş.
Sonra sana bir ev çizdim. Bacasından duman çıkıyordu, penceresinde iki saksı, kapısının önünde bir çift ayakkabı…
“Burada kim yaşayacak?” diye sordun.
Cevabını biliyordum, ama söylemedim.
Çünkü bazı hayaller yüksek sesle dile getirildiğinde değil, iki insanın arasında sessizce büyüdüğünde gerçeğe yaklaşır.
Aşkımızın büyük olaylara ihtiyacı yoktu.
Bir fincan kahvenin soğuması, masada unutulmuş bir kitap, yağmurdan kaçarken aynı saçak altına sığınmamız…
Sen konuşurken çayın içindeki kaşığı çevirmeyi bırakışın, ben sustuğumda neden sustuğumu sormadan yanımda kalışın…
İşte bunlardı benim biriktirdiklerim.
Dünya büyük şeyleri kaydediyordu: Savaşları, zaferleri, şehirlerin yükselişini…
Ben senin gülüşünü kaydediyordum hafızamın kimsenin giremediği bir köşesine.
Ve düşündüm:
İnsan, koca bir evrende neden tek bir sesin kendisine evini hatırlatmasını ister?
Belki ev dediğimiz şey duvarlardan önce bir histir.
Belki bir insanın yanında dünyayı bir süreliğine açıklamak zorunda kalmamaktır.
Bir gün kâğıttan kedimiz yırtıldı.
Sen üzülmedin. “Yenisini yaparız,” dedin.
Ben yırtılan yere baktım; küçücük bir ayrılık çizgisi, incecik bir boşluk…
Oysa ne çok şeyi tamir edilemez sanmıştım hayatımda.
Bir cümlenin kırdığı güveni, bir yanlış anlamanın açtığı mesafeyi, zamanında söylenmeyen bir özrün büyüttüğü sessizliği…
Sen kâğıdı önüme koydun.
Birlikte düzelttik.
İz kaldı elbette.
Ama o iz, artık yalnızca yırtığın değil, birlikte onarmaya çalıştığımızın da işaretiydi.
O gün öğrendim: Sevgi, hiçbir şeyin kırılmaması değildir. Bazen kırılan şeyin karşısında birbirine sırtını dönmemektir.
Şimdi penceremizde iki kedi var.
Biri sana bakıyor, öteki bana.
Aralarında görünmez bir çizgi, önlerinde küçük bir güneş, altlarında kâğıttan bir dünya…
Ben sana dönüp gülümsüyorum.
“Mutlu muyuz?” diye soruyorsun.
Cevabım basit:
Bilmiyorum, sevgilim. Ama seninle hayatın bütün sorularına büyük cevaplar bulmak zorunda değilim.
Bazen mutluluk, bir şeyin eksiksiz olması değil; eksik yanlarımızla da aynı masada oturabilmemizdir.
Ve aşk, birbirimize sonsuz sözler vermekten çok, yarın yine aynı masaya iki fincan koymayı istemektir.
Çünkü bir ömrün en büyük mucizesi, iki insanın dünyayı değiştirmesi değil; dünyanın bütün ağırlığına rağmen birbirine küçük bir mutluluk çizebilmesidir.
Ben sana bir kedi daha çizeceğim.
Bu kez kuyruğu kalp biçiminde olmayacak. Aşkı göstermek için her şeyin kalbe benzemesi gerekmiyor.
Yalnızca yanına oturacağım.
Sen de kalemini alacaksın.
Ve kâğıdın üzerinde, kimsenin haritasında bulunmayan küçük bir ev daha büyüyecek.
İçinde sen, içinde ben…
Ve kapısı kilitli olmayan bir aşk.
Aşk
Bir ömrün en büyük mucizesi, iki insanın dünyayı değiştirmesi değil; dünyanın bütün ağırlığına rağmen birbirine küçük bir mutluluk çizebilmesidir.
Aşk
Bir ömrün en büyük mucizesi, iki insanın dünyayı değiştirmesi değil; dünyanın bütün ağırlığına rağmen birbirine küçük bir mutluluk çizebilmesidir.
Ben sana bir kedi daha çizeceğim.
Bu kez kuyruğu kalp biçiminde olmayacak.
Aşkı göstermek için her şeyin
kalbe benzemesi gerekmiyor.
Yalnızca yanına oturacağım.
Sen de kalemini alacaksın.
Ve kâğıdın üzerinde,
kimsenin haritasında bulunmayan
küçük bir ev daha büyüyecek.
İçinde sen,
içinde ben…
Ve kapısı kilitli olmayan bir aşk.
Aşk
Ben seni bir tesadüf gibi karşılamadım, sevgilim;
hayatın önüme çıkardığı bütün ihtimalleri
sessizce tarttıktan sonra
kalbimin en ciddi kararına dönüştürdüm.
Çünkü ben,
her duygunun peşinden koşmayı aşk,
her özlemi kader,
her kavuşmayı zafer sayanlardan değildim.
Bilirdim ki insanın asıl büyüklüğü,
sahip olabildiklerinin çokluğunda değil,
sahip olma imkânı varken bile
bir başkasının iradesine duyduğu saygıdadır.
Seni sevmek de böyle başladı.
Aşk
Bir Ömrün Nizamında Aşk
Ben seni bir tesadüf gibi karşılamadım, sevgilim; hayatın önüme çıkardığı bütün ihtimalleri sessizce tarttıktan sonra kalbimin en ciddi kararına dönüştürdüm.
Çünkü ben, her duygunun peşinden koşmayı aşk, her özlemi kader, her kavuşmayı zafer sayanlardan değildim.
Bilirdim ki insanın asıl büyüklüğü, sahip olabildiklerinin çokluğunda değil, sahip olma imkânı varken bile bir başkasının iradesine duyduğu saygıdadır.
Seni sevmek de böyle başladı.
Bir söz verdim kendime: Sana karşı dürüst olacaktım. Sevgimi bir üstünlük nişanına çevirmeyecek, seni hayatımda tutmak uğruna kendi karakterimden ödün vermeyecektim.
Çünkü aşk, yalnızca kalbin coşkusu değildir; insanın kendi ahlakını en yakınına karşı da koruyabilmesidir.
Hayatın meydanında nice insan gördüm; kimi gücünü sesinin yüksekliğinde, kimi değerini başkalarının itaatinde aradı.
Oysa ben senin yanında başka bir kudret öğrendim:
Bir insanı incitebilecek sözleri söylememek, haklıyken bile dinleyebilmek, öfkenin en yüksek anında sevginin vakarını muhafaza etmek…
Bunlar dışarıdan görünmeyen, fakat bir ömrün karakterini belirleyen sessiz zaferlerdi.
Sen bana, bir kalbin güvenini kazanmanın dünyanın bütün alkışlarından daha kıymetli olabileceğini öğrettin.
Ben de sana bir şey vermek istedim: Sözlerimin arkasında duran bir insanı, zor günlerde değişmeyen bir sadakati, geleceği konuşurken yalnız kendisini düşünmeyen bir sevgiliyi…
Sana kusursuzluk vaat etmedim.
Yalnızca yanlış yaptığımda yanlışımı savunmak yerine düzeltmeye, seni kırdığımda gururumu değil arımızdaki bağı korumaya söz verdim.
Çünkü bir ilişkinin asıl temeli, iki insanın hiç hata yapmaması değil; hatalarını birbirlerine karşı bir iktidar aracına dönüştürmemesidir.
Sevgilim,
Benim gözümde vuslat, bir limana ulaşmaktan ibaret değildir.
Fırtınalı denizlerde de aynı istikameti koruyabilmektir.
Bazen hayat bizi sınayacak, beklentilerimiz birbirine çarpacak, yarının belirsizliği bugünün huzurunu zorlayacak.
O zaman sana dönüp şunu söylemek istiyorum:
Biz birbirimize karşı değil, birlikte çözmemiz gereken meselelerin karşısındayız.
Seni yenmek istemiyorum; seni anlamak istiyorum.
Sana hükmetmek istemiyorum; seninle ortak bir hayat kurmak istiyorum.
Ve seni kaybetmekten korktuğum için değil, seninle yaşamanın her gün yeniden anlam kazandığına inandığım için yanında kalmak istiyorum.
İşte benim sevdamın nizamı budur: Vakarında şefkat, sadakatinde özgürlük, kararında vicdan…
Bir gün yıllar geçecek.
Gençliğimizin aceleci adımları yavaşlayacak, saçlarımıza zamanın gümüşü düşecek.
Belki bir akşam, eski bir fotoğrafın önünde durup ilk karşılaşmamızı hatırlayacağız.
Ben sana bakacağım.
Ve seni ilk günkü heyecanla değil yalnızca, birlikte aştığımız yolların bilgeliğiyle de seveceğim.
Çünkü tutku insanı birbirine yaklaştırabilir; fakat bir ömrü birlikte taşımak için tutkunun yanına karakter, karakterin yanına merhamet, merhametin yanına da irade gerekir.
Ben seni, hayatımın en güzel duygusu olduğun için seviyorum; ama bu sevgiyi değerli kılan, uğruna nelerden vazgeçtiğim değil, seninle birlikte hangi değerlere sadık kalabildiğimdir.
Ve eğer bir gün bana bu kadar uzun bir yolun sonunda aşktan geriye ne kaldığını sorarlarsa, seni gösterip bir ömürlük hikâye anlatmayacağım.
Şöyle diyeceğim:
Bir insan vardı; yanında daha güçlü görünmek zorunda kalmadım, daha büyük olmak için onu küçültmedim, sevilmek için kendimi inkâr etmedim.
Onunla birlikte hem sevgiyi hem sorumluluğu öğrendim.
Ve anladım ki aşkın en yüksek mertebesi, bir kalbe hükmetmek değil; o kalbin özgürlüğüne layık bir insan olabilmektir.
İşte bu yüzden, sevgilim, seni yalnızca bugünümde istemiyorum.
Yarınlarımda da, kararlarımda da, hayata karşı duruşumda da seninle aynı hakikate bakabilmeyi istiyorum.
Bir ömürlük sadakatle, ama hiçbir esarete dönüşmeden…
Bir ömürlük tutkuyla, ama vicdanımızı kaybetmeden…
Ve bütün zamanların önünde, aynı vakar ile:
Aşk
Seni seçiyorum. Çünkü benim için aşk, bir insanı hayatına almak değil; onunla birlikte yaşadığın hayata karakter kazandırmaktır.
Aşk
Aşkın en yüksek mertebesi, bir kalbe hükmetmek değil; o kalbin özgürlüğüne layık bir insan olabilmektir.
Aşk
Gel, sevgilim.
Bize verilmiş bir hayatı yalnızca tüketmeyelim; sevgimizle ona yeni bir anlam katalım.
Çünkü bazı ateşler
yakıp yok etmek için değil,
insana yeniden yaşamayı hatırlatmak için yükselir.
Ve benim aşkım, seninle birlikte yanmayı değil; seninle birlikte aydınlanmayı seçiyor.
Aşk
Küllerinden Sana
Özgün aşk şiiri — tutkunun, direnişin ve iki insanın karanlığa karşı yaktığı umudun hikâyesi.
Ben seni sevdiğimde içimde bir ateş uyandı, sevgilim; öyle sıradan bir yangın değildi bu, geçmişimin bütün karanlıklarını aydınlatmaya cesaret eden bir başlangıçtı.
Dünya bize susmayı öğütlerken biz birbirimizin adını öğrendik. Korkularımız önümüze duvarlar örerken biz o duvarların ardında birbirimize açılan yollar bulduk.
Çünkü bazı aşklar kolay günlerin süsü değildir; insanın bütün tereddütlerine rağmen hayata yeniden evet diyebilmesidir.
Ben sana bir ömür vaat etmeden önce bir duruş vaat ettim: Zor zamanda yüzünü çevirmemeyi, hakikat ağırlaştığında sözümden kaçmamayı, sevgimi öfkenin insafına bırakmamayı…
Sen de elimi tuttuğunda anladım ki insan bazen bir başka insanda yalnızca sevgiliyi değil, yeniden başlayabilme cesaretini bulur.
Bırak, sevgilim, gece bütün karanlığını üzerimize bıraksın.
Biz ışığın yalnızca güneşten gelmediğini biliyoruz. Bazen bir insanın gözlerinde, bazen en umutsuz anda söylenen küçücük bir cümlede, bazen de gitmek için bin sebep varken kalmak için bulunan tek bir hakikatte doğar ışık.
Benim hakikatim sensin demeyeceğim; çünkü sen benden bağımsız bir dünyasın.
Ama seninle birlikte daha geniş bir dünya kurabileceğime inanıyorum.
Ne sen benim ateşime mahkûmsun ne ben senin ışığına.
Biz, kendi alevini korurken ötekinin karanlığını da anlayabilen iki özgür insanız.
Ve aşkımızın gücü, birbirimizi yakmasında değil, karanlıkta yolumuzu bulmamıza yardım etmesindedir.
Bir gün fırtına çıkarsa, deniz kıyısındaki bütün izler silinirse, bugün sonsuz sandığımız yollar değişirse korkma sevgilim.
Her şeyin aynı kalacağına söz veremem. Ama değişen dünyanın içinde birbirimize karşı dürüst kalmak için yeniden emek verebiliriz.
Çünkü aşk, kaderin bize bağışladığı kusursuz bir hikâye değildir; iki insanın her gün yeniden yazdığı cesur bir karardır.
Ve ben bu kararı yalnızca kalbimin coşkusuyla değil, aklımın açıklığıyla, vicdanımın sessizliğiyle, karakterimin bütün ağırlığıyla veriyorum.
Seni, uğruna yanıp kül olacağım için değil; seninle birlikte karanlığı aşarken kendimi de koruyabileceğime inandığım için seviyorum.
İşte yükselen ateşimiz budur:
Birbirini tüketen iki yangın değil, aynı ufka doğru ışık veren iki ayrı alev…
Ve yarın dünya yeniden kararsa bile ben senin elini tutup aynı cümleyi söylemek istiyorum:
Gel, sevgilim.
Bize verilmiş bir hayatı yalnızca tüketmeyelim; sevgimizle ona yeni bir anlam katalım.
Çünkü bazı ateşler yakıp yok etmek için değil, insana yeniden yaşamayı hatırlatmak için yükselir.
Ve benim aşkım, seninle birlikte yanmayı değil; seninle birlikte aydınlanmayı seçiyor.
Aşk
Bir gün fırtına çıkarsa,
deniz kıyısındaki bütün izler silinirse,
bugün sonsuz sandığımız yollar değişirse
korkma sevgilim.
Her şeyin aynı kalacağına söz veremem.
Ama değişen dünyanın içinde
birbirimize karşı dürüst kalmak için
yeniden emek verebiliriz.
Çünkü aşk, kaderin bize bağışladığı
kusursuz bir hikâye değildir;
iki insanın her gün yeniden yazdığı
cesur bir karardır.
Ve ben bu kararı
yalnızca kalbimin coşkusuyla değil,
aklımın açıklığıyla,
vicdanımın sessizliğiyle,
karakterimin bütün ağırlığıyla veriyorum.
Aşk
Bir gün fırtına çıkarsa,
deniz kıyısındaki bütün izler silinirse,
bugün sonsuz sandığımız yollar değişirse
korkma sevgilim.
Her şeyin aynı kalacağına söz veremem.
Ama değişen dünyanın içinde
birbirimize karşı dürüst kalmak için
yeniden emek verebiliriz.
Çünkü aşk, kaderin bize bağışladığı
kusursuz bir hikâye değildir;
iki insanın her gün yeniden yazdığı
cesur bir karardır.
Ve ben bu kararı
yalnızca kalbimin coşkusuyla değil,
aklımın açıklığıyla,
vicdanımın sessizliğiyle,
karakterimin bütün ağırlığıyla veriyorum.
Aşk
Kayıt Tarihi : 16.10.2026 08:01:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!