Sana sessizce yaklaştım,
Bir dağın gölgesinden geçer gibi,
Bir çiçeğin duasına konar gibi...
Sen bilmeden,
Ben seni kalbime alırken,
Rüzgârdan bir tül geçiyordu alnımdan.
Bir sessizlik var sayfaların arasında,
Her kelimeme dokunan ince bir bakış gibi.
Biliyorum, sen geliyorsun gizlice,
Şiirlerimin kıyısında duran bir yolcu gibi.
Her dizede senin adının yankısı var,
Vakit sızıyor pencerelerden, bir leke gibi yayılıyor sokaklara;
Saatler; kurumuş bir nehir yatağı, akmıyor, yalnızca bekliyor.
Bu gece yirmi bir aralık; karanlığın kendi zirvesine kurduğu o devasa taht...
Cebimde yumruk yaptığım ellerim, aklımda o zehirli dolunay sessizliği.
Yol boyu dilsiz binalar, sağır raylar ve içimde bitmeyen o isli rayiha...
Seher vakti vardım şehre, ufuk nura boyandı,
Her taşında bir zikr vardı, gönlüm aşkla uyandı.
Bir ney sesi dolaşırken gönlüme ince ince,
Ruhum semaya kalkar, döner Hakk’ın dizince.
Mevlânâ dergâhında sessizlik dile gelir,
Ağaç dalları eğilmiş, bakıyor pür-hâleye,
Gök sefâ çekmiş, nazar kılmış o meh-işgâleye.
Aşk ile yanmış gönül, nûr olup düşmüş semâ,
Bir tecellîdir zuhur eyler bu âb-ı bâleye.
Bir zamanlar kalbim çocuktu,
masumluğu avuçlarımda taşırdım.
Yağmurda ıslanmakla arınır,
her dua bende yankı bulurdu.
Geceler secdeyle kapanır,
sabahlar şükürle açardı.
Geceye geç kaldı bir otobüs;
camlarında buğu, içimde yorgunluk.
bir adam indi — ben
bir şehrin unutulmuş duraklarından birinde,
ceket cebinde kırışmış bir bilet,
tarihi silik, gideceği yer: sen.
yağmur yeni dinmişti,
kaldırımlar kendi yansımasını siliyordu.
durak boştu;
bir bank,
ve üstünde ıslanmış bir hatıra.
bugün o otobüse yine bindim.
rüzgâr, geceden kalmış gibiydi;
şehrin sokak lambaları hâlâ uykusuzdu.
ters koltukta oturdum bilerek —
çünkü bazı yollar,
geri gitmek için vardır.
bugün o otobüse yine bindim;
senin artık burada olmadığını bilerek.
ama yokluğun, yerini terk etmeyen tek yolcumdu içimde.
başka yüzleri görmemek için
yola bakarak oturdum;




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!