Bir vapur inerken martıların arasına,
Şehirde bir sessizlik düşer kıyıya.
Boğaz, senin sesini anımsar sanki,
Ay’ı andıran bir yüz gelir aklıma.
Kaldırımlar yürür gibi ardından,
Bir Gönlü Beklerken
Sana bir aile hayaliyle yaklaştım,
Kırılgan değil, kök salan bir niyetle.
Bir ev değil yalnızca,
Bir yuvaydı özlemim:
Ben, bu hüzün haritasında kimliksiz bir gölge,
Ben, gecesi yüzünden okunan o Kara Çocuk.
Yıllar yılı bir zemheri ayazında kalmışım,
Ne evlere sığmışım, ne şehirlere...
Sonra sen düştün ufkuma, göğün en cömert muştusu gibi,
Ve ben o gün inandım Leylâ:
Bu satırları sana yazıyorum…
Gece, şehrin bütün ışıklarını kapatmış;
rüzgâr, sokaklara ağır bir sır gibi çökmüş.
İnsan böyle zamanlarda anlıyor
kalbin gerçekte kim için attığını.
Ben anladım Leyla—
“Kal ya da git ama lütfen bana bir daha
belirsizlik zor deme…”
dedin ya,
ben zaten o belirsizlikte sana inandım.
Çünkü ben sana hep vardım,
henüz adımı bilmeden önce bile içimden geçen sendin.
İçimde yanıp sönen bir iz var şimdi,
ne bir ışık kadar aydınlık,
ne bir ateş kadar diri;
dumanı kalmış bir yangının son nefesi gibi
kendi küllerini avuçlayan bir karanlık.
Ey mâh-ı tâbânım, gönlümde nûrun parlar,
Her nefesin bir duâ, her bakışın bahârlar.
Adınla uyanır sabah, sesinle susar gece,
Kalbim senin isminde, ebedî kararlar.
Doğdu gönül ufkunda vuslatın mâh-ı tâbânı,
Aşkınla nûra gark oldu kalbimin her zamânı.
Yıldızlar gülüşlerle süsledi engin semâyı,
Her ışıkla müjdeledi vuslatın armağânı.
Sebeb sensin doğan her sabahımın,
Ziyâ sensin, gönül mahzûn, devâ sensin.
Cihân sensiz bahâr olmaz bana,
Ne varlık var, ne de bir cân, duâ sensin.
Gözümde her gece doğar hicrânın mâh-ı tâbânı,
Kalbimde kanar durur o gülün sessiz devrânı.
Çölde açar o gülün her yaprağı sırla dolu,
Dikenleriyle yakar, kokusuyla mest eder cânı.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!